03 Ocak 2022

Condé Nast Sürdürülebilir Moda Sözlüğü #001: Değerler ve Düşünce Yapıları

Modanın gücü, döneminin hem yansıması hem de öncüsü olduğu ikili rolde yatıyor. İklim kriziyle baş etmek için giderek daha çok insan cesur adımlar atsa da modanın yol gösterme ve çarpıcı hikayeler anlatabilme becerisini, bu tür eylemlerin etkisini artırmak için kullanması şart. Moda tanımları da bu zor zamanlarda değişime uğradığından ilk sormamız gereken soru, geleceğin ne tür bir modaya ihtiyaç duyduğu oluyor.

Sektör, küresel ısınmanın yanı sıra sosyal ve çevresel adaletsizliğin sorumluluğunu giderek artan bir oranda kabulleniyor. Mevcut iklim krizi aciliyetinde, endüstrinin ivedi ve radikal bir paradigma değişimine giderek gerek insanlara gerekse gezegene duyduğu saygı ve şefkate dair kuvvetli bağlılığını göstermesi gerekiyor. Sürdürülebilir kalkınma kavramı, mevcut ihtiyaçların gelecek nesillerin refahından taviz verilmeden giderilmesi gerektiğini kabul ediyor; dolayısıyla devamlı büyüme ve bu gezegenin sınırlı kaynaklarının aşırı tüketimi artık birer seçenek olmaktan çıkıyor. Sürdürülebilir kalkınmanın çerçevesi 30 yılı aşkın bir süredir var olsa da henüz arzulanan neticeler elde edilebilmiş değil. Hâlâ iklim krizinin temelinde yer alan politikaları ve iş anlayışını pek de sarsmayan, sürdürülebilir olmayan pratiklerin yükselişine tanıklık ediyoruz. Bunu yapmak yerine, bir yandan gezegeni kurtarırken öte yandan işlerin hiç sekteye uğramadan devam edebileceğine dair yanlış bir öncüle hizmet etmeye devam ediyorlar. Sürdürülebilir malzemeler, kaynak verimliliği ve geri dönüşüm alanlarında son 30 yılda görülen kademeli değişimlerin istenen neticeleri sağlamadığı artık ortada. Ürünler, malzemeler, üretim süreçleri ve ömrünü tamamlamış çözümlerde görülen inovasyon; üretim, tüketim ve atık üretimi oranlarının sürekli arttığı bir sistemde önemsiz kalıyor. Dolayısıyla, moda ve sürdürülebilirlikte gerçek bir etki bırakmak istiyorsak, geçici çözümlere ve semptomlara odaklanmayı bırakıp modanın çevre ve sosyal anlamda fazlasıyla yüksek bedelinin altında yatan sebeplerle baş eden uzun vadeli çözümleri kararlılıkla uygulamalıyız.

Cesur olmalı, önemli sosyal ve çevresel endişeleri değil de kârı önceliklendiren endüstrinin statükosunu sorgulamalıyız. Düşünme biçimlerimizin yanı sıra tasarım, üretim, iletişim pratiklerimizi kökten değiştirmeye ve çeşitliliğe, refaha, zindeliğe ve insani ile doğal sistemlerin dayanışmasına değer veren modayı giymeye ve sevmeye başlamamız lazım. Bu da sonsuz büyüme, aşırı üretim ve aşırı tüketim mantığının kökünden söküp atılması ve “bildiğimiz anlamda modanın yeni baştan öğrenilmesi” anlamına geliyor. Modadan keyif almanın ve ona değer katmanın yeni ve daha zengin yollarını bulmalıyız.

Sürdürülebilir Moda Merkezi

 

Değerler ve Düşünce Yapıları

 

Beceriklilik

Bkz. Jugaad.

 

Birbirine bağlılık

Birbirine bağlılık tüm insani ve doğal sistemlerin karşılıklı birbirine bağlılığına işaret eder. Birbirine bağlılık ilkesini anlatmanın en iyi yolu, sistem teorisinin önemli figürlerinden Donella H. Meadows’un anlattığı kadim bir Sufi hikayesinden bir kesittir: Tales of the Dervishes’den bir hikaye, filin tamamını göremeyen ve dolayısıyla dokunabildikleri ayrı kısımlar hakkında varsayımlarda bulunan insanlardan bahseder. Neticede, filin kulağını hissedenler filin “halı gibi geniş ve kocaman” olduğunu söylerken, hortumuna dokunanlar “düz ve boş bir boru” gibi olduğunu, bacağına dokunanlar ise “sütun gibi haşmetli ve sert” olduğunu söyler. Bu hikayenin mesajı, tek bir kısmı diğerlerinden ayrı tutup ona odaklanmanın bütüne dair daha esaslı bir anlayışa yol açmadığıdır. Dolayısıyla, her bir parça diğerleriyle ilişkisinde kendine has bir yere sahiptir ve hepsi bir araya gelerek tastamam bir bütün oluşturur. Modayla bağlamında birbirine bağlılık, modanın kültürel, sosyal ve çevresel çıkarımlarından ayrı düşünülemeyeceği anlamına gelir. Modada birbirine bağlılığı fark etmek modanın -bütün biçimleriyle- ayrı bir varlık olmadığını anlamaktan geçer. Yalnızca giysileri yapıp giyen insanlarla ve onların yaşadığı çevreyle ilişkisiyle var olabilir.

 

Büyüme sonrası ekonomi

Büyüme sonrası düşünüş, gezegenimizin sınırlı kaynakları dâhilinde üssel ekonomik büyümenin gerek insanlar gerekse çevre için ciddi sonuçlar doğurmadan mümkün olmadığı gerçeğine dikkat çeken bir ekonomik kuram dalıdır. Ekonomik büyüme yaşam kalitesine iyileşme anlamında faydalar sunsa da, büyüme sonrası (büyümeme) düşünürleri belirli bir noktadan sonra gerek insanların gerek gezegenin iyiliği için ekonomik büyümenin zararlı olduğunu da vurguluyor. İnsan ölçeğini göz önünde bulunduran ve ketlenmemiş büyümeye yaslanmayan refah sağlayan ekonomi öncülerinden biri Small is Beautiful: A Study of Economics as if People Mattered (1973) kitabını yazan Fritz Schumacher’dı. Daha yakın bir tarihten olan ve Birleşik Krallık Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu için yürütülen bir araştırmayı temel alan Prosperity Without Growth’ta ise Profesör Tim Jackson şöyle diyor: “Ya ekonomik genişlemeden maddi içeriği dereceli olarak çıkaracağız ki gezegeni çöpe boğmadan ekonomilerimizi büyütmeye devam edebilelim; veyahut ekonomik büyümeye bel bağlamadan refah bulmanın bir yolunu öğrenmeliyiz.”

 

Büyüme sonrası moda

Büyüme sonrası moda; insanların etkenliğine ve bildikleri giysilere bakmaktan ve onları uzun süre kullanmaktan aldıkları hazza odaklanarak piyasa odaklı aşırı tüketime bir alternatif sunan yeni bir moda anlatısıdır. Büyüme sonrası moda; ekonominin de modanın da bağımsız sistemler olmadığını söyleyen büyüme sonrası ekonomi ve kullanım zanaatından beslenir. Her ikisi de gezegensel kısıtlamaların belirlediği sınırların ötesinde ya da insanlarla bağ kurmadan var olamazlar. Büyüme sonrası moda giysilerle etkileşime geçmenin gündelik, gayri resmî ve tutumlu yollarına değer verir; üretim, yeniden üretim ve kullanım arasındaki yakın bağlantı daha zengin deneyimlere ve daha sürdürülebilir moda geleceklerine kapı açar.

 

Büyümeme

Bkz. Büyüme sonrası ekonomi.

 

Çeşitlilik

Çeşitlilik; bireyler, topluluklar ve kültürler arasındaki farklılıkları tanımayı ve onlara saygı göstermeyi kapsar. Irk, etnisite, kültür, dinî inançlar, cinsiyet, cinsel yönelim, evlilik durumu, yaş, fiziki beceriler, sağlık sorunları, siyasi görüşler, değer sistemleri ve sosyoekonomik durum gibi daha birçok kategoriyi ekleyebiliriz. Tüm bu farklılıklar çeşitli algılara ve özel bireysel ifadelere yansıyabilir. Farklılıkları güvenli bir ortamda keşfetmek ve teşvik etmek herkesin içinde yaşadığı topluluğa ve genel anlamda topluma değerli bir katkıda bulunmasını sağlar. Moda bağlamında çeşitlilik aynı zamanda çoklu anlatıların ve estetik ifade biçimlerinin birlikte serpilebileceği bir ortam yaratmayı da içine alır. Buna yalnızca podyuma ve yıldız tasarımcılara odaklanmak yerine, giysileri yapıp giyen insanların öznel deneyimlerini göz önünde bulundurmak gibi adımlar dâhil edilebilir. Çeşitlilik ayrıca; moda ve tekstil üretiminin günümüzde daha ucuz, homojen, toplu üretim ürünlerin rekabeti sebebiyle yok olmaya yüz tutmuş zengin geleneklerini korumak anlamına da gelir. Çeşitliliği beslemek birden fazla kaynaktan güç almayı sağladığından atiklik ve uzun vadeli direnç de getirir.

 

Çevre dostu moda

Bkz. Sürdürülebilir moda.

 

Direnç

Direnç bireylerin, toplumların, kültürlerin, ekonomilerin ve ekosistemlerin değişimin ve yıkımın ardından, kendi kimliklerini koruyup daha da geliştirmelerini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenip doğrulması kapasitesidir. Stockholm Resilience Center direnç kavramını “insanların ve doğanın finansal kriz veya iklim değişimi gibi şok ve kargaşaları yenilenme ve yenilikçi düşünmeyi tetiklemek için kullanma biçimleri” olarak açıklıyor. Direnç düşünüşü insani ve doğal ekosistemlerin birbiriyle yakından bağlantılı olduğunu ve her ikisinin de gezegensel sınırlar dâhilinde var olabildiğini tanımak anlamına da geliyor. Dolayısıyla direnç, bir krizi atlatabilmek adına insanların veya doğanın içkin becerilerine bel bağlamak değildir çünkü bu tür bir öz-düzenleme daima bağlam içerisinde gerçekleşir. Direnç bir etkileşimdir; “Hem dış dünyaya uyum sağlamak hem de bu uyumlanma sürecinde dünyanın yeniden şekillendiğinin farkında olmaktır.” Direnç kavramı psikolojide, sosyolojide, sürdürülebilir kalkınmada, afet yönetiminde ve kamu politikaları geliştirmede yaygın olarak kullanılır. Moda bağlamına uygulandığında direnç, modanın yalnızca onu giyen insanlar ve kaynaklarına bağlı olduğu gezegenle kurduğu yakın ilişkide var olabileceğine dair keskin bir farkındalığa yaslanır. İklim aciliyetiyle karşı karşıya olduğumuz şu dönemde, moda sisteminin hesap verebilirliğini ve gerek insanlara gerek gezegene duyduğu saygıyı gösterecek şekilde kendisini yeniden tasarlaması ve şekillendirmesi şart oldu.

 

Ekonomi

Yunanca, Latince ve Fransızca kökleriyle “ekonomi” kelimesi, kaynakların bir toplum tarafından idaresini anlatır. Ekonominin en yaygın ve güncel anlayışı; ürün ve hizmetlerin üretimi, tüketimi ve finans işlemleri de dâhil olmak üzere ticaret faktörlerine nazaran bir topluluğun, ulusun veya bölgenin durumuyla ilintilidir. Daha geniş ve ayrıntılı bir anlayış ise insan kaynaklarını ve doğal dünyayı tek bir bütün olarak kapsar ve doğanın ekonomisi tüm canlıların birbirine bağlılığıyla alakalıdır. Bilim insanı ve çevre savunucusu David Suzuki’nin bir lafını ödünç almak gerekirse; “Ekonomi bir insan yapıtıdır; onu biz inşa ettik.” Bu da demek oluyor ki ekonominin kurallarını değiştirebiliriz ama ekolojinin kurallarını değiştiremeyiz çünkü onlar “doğanın yasaları”.

 

Eşitlik

1948 Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 1. maddesindeki tanıma göre; “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğar.” Dolayısıyla ulusu, mesken yeri, cinsiyeti, ulusal veya etnik kökeni, rengi, dini, dili ya da başka herhangi bir statüsüne bakmaksızın her insan eşit muamele hakkına sahiptir. Eşitlik ilkesi az önce saydığımız kategorilerin herhangi biri sebebiyle ayrımcılığa karşı korumayla yakından ilişkilidir. Tüm insanlara eşit davranılmasını sağlamak adına kapsamlı yasamalar ulusal ve uluslararası seviyelerde görülse de dünya çapında yüz milyonlarca insanın deneyimi ne yazık ki yasada belirtilen taahhütleri henüz yansıtmıyor.

 

Geleneksel bilgi

Geleneksel bilgi veya yerel/özgü bilgi bir topluluğun veya bölgenin kültürel geleneklerinin derinine işlemiş kolektif bilme biçimleridir. Geleneksel bilgi; sözlü gelenekler ve nesilden nesle pratik odaklı rehberlik vasıtasıyla aktarılan derin bir sözsüz beceriler, deneyimler ve duyarlılıklar kaynağından beslenir. Örneğin, Hindistan’da tarihi Vedalar dönemine (yaklaşık M.Ö. 1500-yaklaşık M.Ö. 110) uzanan kadim bir öğretmen-öğrenci geleneği olan “guru shishya paramparaa” günümüzde hâlâ devam eder ve öğretmen ile öğrenci arasındaki entelektüel, duygusal ve ruhsal bağlanma vasıtasıyla bilgi aktarır. Geleneksel sanat nesnelerinin tekniklerini ve estetiğini de kapsayan miras zanaatları (virāsat shilp) sektöründe el dokuma ve el sanatlarının ince farkları bir öğretmenin (guru) vesayetinde öğrenilir. Guru, deneyimli bir pratisyen, bir aile üyesi veya topluluktan biri olabilir ve belirli bir zanaatın geleneksel bilgi ve becerilerini çırağına aktarır. Çaylak (shishya) ise resmî pedagoji veya müfredat olmaksızın, gurunun öğretici tavsiyesini gözlemleyip ona itaat ederek öğrenir. Bu gelenek bir yandan geçim sağlarken diğer yandan da Hindistan’ın zengin geleneksel tekstil/zanaat mirasının devamlılığını güvence altına alıyor. Bir başka önemli nokta da geleneksel bilginin değerinin iklim krizi bağlamında giderek daha da yaygın bir biçimde tanınması. Araştırmalar gösteriyor ki yerli toplumların geleneksel bilgisi, uzun vadeli sürdürülebilir arazi kullanımı ve dengeli bir ekosistem idaresi açısından birçok etkili çözüm sunuyor. Piyasa mantığının tek tipleşmiş anlatılarının ve Küresel Kuzey’in egemenliğinin ötesine geçmeye gayret ettiğimiz şu günlerde, geleneksel bilginin devamlılığı ve öğrenmenin gayri resmî biçimlerinin değerinin tanınması kültürel çeşitlilik, kapsama ve eşitlik anlamında önemli bir sağlayıcı rolü üstleniyor.

 

Gözetim

Gözetim insanlara, nesnelere ve çevreye karşı özenli ve düşünceli olmaktır. Gözetmek, dünyanın ve barındırdığı insan etkinliğinin birbirine bağlantılılığını kavrayarak, kendi eylemlerimizin sebep ve etkisinin sorumluluğunu almak anlamına gelir. Kıyafetler ve diğer moda ürünleri de dâhil tasarlanmış nesnelerle ilintili gözetimin önemini, tasarımcı ve eğitmen Victor Papanek etkili kitabı Design for the Real World’de (1971) vurgular. Papanek, nesnelerin kullanılabilirliğini normalleştirmenin çevre, sosyal adalet ve kişisel ilişkilerimiz açısından yıkıcı sonuçları olduğunu öne sürer. “Mobilyaları, ulaşım araçlarını, giysileri ve eşyaları atmak,” der, “birilerini yakında evliliklerin (ve diğer kişisel ilişkilerin de) bir yaprak kâğıt mendil gibi atılabilir nesneler olduğunu düşünmeye itebilir. Küresel Kuzey’deki kullanılabilirlik kültüründen kaynaklanan iklim krizinin etkileri Küresel Güney’deki birçok bölgeyi şiddetle etkilerken Papanek’in gözetim fikri, özellikle moda konusunda, daha da anlam kazanıyor.

 

Güven

Güven; bir insan veya kurumun güvenilirliğine, dürüstlüğüne veya becerisine duyulan sağlam inanç ve itimattır. Fakat, sürdürülemez sosyal ve çevresel pratikler anlamında uzun geçmişinin doğrudan bir neticesi olarak, moda sektörü güven anlamında giderek büyüyen bir eksiklik yaşıyor. Müşteriler mevcut iş modelinin insanların ve gezegenin iyiliğinden nasıl taviz verdiğini artık daha iyi anladığından “yeşil yıkama”ya (greenwashing) karşı daha dikkatli oluyorlar. Ayrıca iddialar ve eylemler arasındaki bütünlüğü yansıtmayan ürün ve hizmetleri de giderek daha çok sorguluyorlar. Güven inşa etmek uzun vadeli bir sorumluluk olsa da güven ilişkisi bir anda yıkılabilir. “Radikal şeffaflık” çağrısına yanıt verme konusunda hâlâ çekimser davranan büyük oyuncular karşısında küçük, değer odaklı şirketlerin avantaj kazanıyor olmasının nedeni de bu. Tedarikçiler, işbirlikçiler ve müşterilerle ürünlerin ve hizmetlerin üretim ve tüketimindeki tüm ekiplerin kişisel yatırımını ve ilgisini açıkça gösteren güçlü ilişkiler kurmak güven inşa etmek anlamında; sıklıkla yasal feragatler ve satır aralarındaki uyarıların eşlik ettiği sertifikalara, üyeliklere veya teminatlara bel bağlamaya kıyasla giderek daha etkili bir yol hâline geliyor.

 

Hakkaniyet

Hakkaniyet kavramı 1948 Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nde belirtilen eşitlik ilkesini tamamlayıcı niteliktedir. Ancak eşitlik tüm insanların eşit muamele, eşit fırsatlar ve eşit destek anlamında adaleti hak ettiği anlamına gelirken, hakkaniyet kavramı adalet ve eşitliği neticeler açısından ele alarak bu değerleri genişletir. Bu da fırsatlara erişimin ve insanların ihtiyaç duyabileceği destek seviyesinin bireysel koşullara göre değişebileceğini anlamaktan geçer. Hakkaniyet kavramı bu tür sapmalara saygı duyar ve onların varlığı üzerinden hareket eder; dolayısıyla haktanır muamele insanlara bireysel ihtiyaçlarına göre fırsat ve destek garantisi verir.

 

Hesap verebilirlik

Hesap verebilirlik; gerek kamu kuruluşlarının ve özel kuruluşların gerek bireylerin, eylemleri ve bunların etkisi için sorumluluk aldığını varsayan bir yönetim hususudur. Moda endüstrisi bağlamında konuşacak olursak hesap verebilirlik şirketlerin tüm eylemlerinin dünya çapında insanlar ve çevre üzerindeki etkisini tespit edebilmesi, değerlendirebilmesi ve ölçebilmesi anlamına geliyor. Hesap verebilirlik ilkeleri asgari yasal yükümlülüklere uyumluluğun çok daha ötesini kapsıyor. Hesap verebilirlik şirketlerin operasyonlarında -bilhassa insan hakları ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında- yüksek sosyal ve çevresel standartları karşılamaya gösterdiği gönüllü bağlılıktır. Modanın ilişkilendirilebilirliği, hesap verebilirliği açısından bilhassa örnek teşkil edebilir.

  

İş Birliği

İş birliği bireyler, ekipler ve kurumların ortak bir hedef için birlikte çalışıp bilgi, kaynak ve deneyimleri birbirleriyle paylaştıkları etkin bir stratejidir. Moda bağlamında tedarik zincirinin tüm seviyelerindeki mikro, küçük ve büyük oyuncuların rekabet öncesi işbirliği artık modanın daha sürdürülebilir üretimi, iletişimi, satışı, kullanımı ve etkileşimine doğru gerekli sistem değişimi açısından önemli bir itici güç kabul ediliyor.

 

İyi olma hâli

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel on Climate Change, IPCC) “iyi olma hâli”ni hem insanlar hem ekosistemler bağlamında kullanıyor. İnsanların iyi olma hâli; “maddi yaşam koşulları ve hayat kalitesi gibi çeşitli insani ihtiyaçların yanı sıra kişinin hedeflerinin peşinden koşma, gelişme ve hayatından memnun olma becerisini tatmin eden bir varoluş hâli” olarak tanımlanır. Ekosistemlerin iyi olma hâli ise “çeşitliliklerini ve niteliğini sürdürebilme” becerilerine bağlıdır. İklim krizi, sürdürülebilir kalkınma ve sistem teorisi bağlamındaysa insanların ve doğal ekosistemlerin iyi olma hâllerinin sürdürülmesi ve karşılıklı bir dengede geliştirilmesi büyük önem arz eder.

 

Jugaad

Hintçe bir kelime olan “jugaad” (İngilizcede “resourcefulness”, Fransızcada “système D”, Portekizcede “gambiarra”) en zorlayıcı koşullarda bile esneklik ve doğaçlamanın yön verdiği maharetli ve idareli çözümlere işaret eder. Jugaad yenilikçiler sermaye, kaynak, veya kaliteli altyapı eksiğinin üstesinden yerel ihtiyaçları nominal bedelde karşılayan basit fakat etkili sorun çözümüyle gelen yaratıcı bireylerdir. Jugaad girişimleri sıklıkla kültürel veya çevresel endişelerden ziyade ekonomik motivasyonlar taşısa da yerel bağlamda “azı çok ederek” dolaylı olarak kapsayıcı ve sürdürülebilir çözümlere kapı açmaya meyilli oluyorlar. Jugaad düşünüşü Batı’nın büyüme, ölçek ve refah kavramlarını yeniden tanımlayabilecek küçük ölçekli iş modellerinin öncü örneklerini sunan küresel mikro, küçük ve orta girişimlere özgüdür. Dolayısıyla “jugaad” (resourcefulness, système D veya gambiarra) kavramı, bilhassa kriz zamanlarında, sıkıntılar ve kısıtlamalarla baş ederken kişisel ve profesyonel yaşama uygulanabilecek atik ve yaratıcı bir zihniyet olarak düşünülebilir.

 

Kapsama

Kapsama insan çeşitliliğini benimseme, çoklu seslerin ve bakış açılarının şirketler, topluluklar ve toplumlar gibi gerek mikro gerek makro platformlarda yer bulmasını sağlama ihtiyacına işaret eder. Kapsama sayesinde farklı geçmişlere, becerilere, inançlara ve değerlere sahip insanlar ortak gayretlere katkıda bulunurken bireyselliklerini ifade eder ve eşsiz katkıları sayesinde değerli hissederler. Moda bağlamında kapsama, çoklu anlatıların ve estetik ifade biçimlerinin birlikte serpilebileceği bir ortam yaratmak anlamını da taşır.

  

Kullanım zanaatı

Kullanım zanaatı eski ve tanıdık giysileri giymenin, onarmanın, yeniden değerlendirmenin ve onlara bakmanın zengin kaynaklı yöntemlerinden derin bir tatmin duyma yetisidir. Kullanım zanaatı kavramı Profesör Kate Fletcher’ın liderliğinde gerçekleşen, üç kıtada ve altı ülkede insanların en sevdikleri giysilerinin hikayelerini topladıkları uluslararası bir araştırma projesinden doğar. Fletcher’a göre giysiler ürün olarak sayılırken, birer süreç olarak deneyimleniyor. Kullanım zanaatı, mevcut moda sisteminin uzun ömürlü bir bakış açısından yoksun olduğunu ve giysi yapmak ile giymek arasındaki bağlantıyı göz ardı ettiğini vurguluyor. İnsanların giysilerle etkileşim kurma ve onlardan keyif alma biçimleri, yaygın moda anlatısına yön veren pirüpak stillerin daimi deviniminden oldukça uzakta bir yerde konumlanıyor. Tam da bu sebepten giysilerin ömürleri boyunca giyilme, yıkanıp ütülenme ve bakılma biçimlerini anlamak, daha sürdürülebilir bir moda geleceği için anahtar rol oynuyor. Kullanım zanaatı, piyasa odaklı aşırı tüketime meydan okuyan genişletilmiş bir moda anlayışı sunarak tatmin ve keyfin halihazırda sahip olduğumuz giysilerle kurduğumuz uzun ömürlü ilişkilerden de elde edilebileceğini gösteriyor.

 

Kurumsal sosyal sorumluluk (KSS)

Kurumsal sosyal sorumluluk; şirketlerin sorumluluklarının kapsamının kendi kaynaklarının idaresinden, pratiklerinin (çevresel kaynaklar da dâhil olmak üzere) toplumun kaynakları üzerindeki uzun vadeli etkisini dikkate alacak şekilde genişletilmesini gerekli kılan, gelişmekte olan bir kurumsal yönetim kavramıdır. Kavram, tedarik zincirlerinin küresel yayılımıyla birlikte 1990’lardan bu yana bir değişim içindedir. Daha olgun versiyonları, şirketlerin değerlerini, gündelik pratiklerini, operasyonlarını ve kârının bir kısmını olumlu sosyal değişime katkıda bulunmak için harcayarak proaktif davranmasını talep eder. Kurumsal sosyal sorumluluk; işyeri ortamı ve şirket kültürü, tüm tedarik zincirleri, müşteri tabanı, daha geniş kesimler ve çevre açısından uzun vadeli stratejileri şart kılar. İş performansını yalnızca finans işlemleri ve kâr üzerinden değil (nihai kâr-zarar hanesi), insanlar (sosyal kâr hanesi) ve çevre (çevresel kâr hanesi) üzerindeki etkileriyle de ölçen üçlü kâr hanesi hesabıyla desteklenir.

 

Paradigma değişimi

Paradigma değişimi yeni koşullar karşısında algı ve düşünme biçimlerinde görülen temelden değişimdir. Mevcut iklim acil durumundaysa moda ürünlerini tasarlama, üretme, nakletme, satma, satın alma ve atma biçimlerimizin tümü ivedi ve radikal bir paradigma değişimine ihtiyaç duyar. Giderek hızlanan moda döngülerinin ve durmadan artan moda tüketimi ve atık hacminin gezegenimizin belirli sınırlarıyla uzlaşmaz olduğu gerçeğinden hareketle eyleme geçmeliyiz.

 

Refah

Refah büyüme hâlidir ve yaşam kalitesinin bir emaresidir. Tamamıyla ekonomik açıdan bakıldığında refah genellikle zenginlik ile denk tutulsa da, ekonomik refahın düzgün ve tatminkar iş, sağlık, hayat tatmini ve sıhhat gibi daha derin refah boyutlarını yansıtmadığı giderek artan ortanda kabul görüyor. Buna ek olarak mevcut iklim krizi, refahı üssel ekonomik büyümeden ve doğal kaynakların tüketilmesinden ayırmamızı şart koşuyor, zira her ikisi de gelecek nesiller için her türlü refahı ciddi anlamda tehdit ediyor.

 

Saygı

Saygı, bilhassa öznenin kendi eylemlerinin sebep ve sonuçları açısından öze, başkalarına ve çevreye özenli düşünüş gösteren bir tavırdır.

 

Sistem değişimi

Sistem değişimi; bir kurum, endüstri, toplum veya ekonominin işleyiş biçimlerindeki kasıtlı dönüşüme işaret eder. Sistem değişimi, yalnızca semptomları ortadan kaldıracak geçici çözümlere para ve kaynak yatırmak yerine sorunların kök sebeplerine odaklanır. Sistem değişimi; tüm sistemlerin birbiriyle ilişkili olan ve tüm sistemin zaman içerisindeki davranışını etkileyen parçalardan oluştuğunu kabul eden sistem teorisini temel alır. Bu nedenle bir sistemdeki sorunların çözülmesine dair her girişim “parametreleri bükmek” yerine onu bir bütün olarak görmeli ve altında yatan değerler ile hedeflere odaklanmalıdır. Mevcut iklim krizinde, moda da ivedi bir sistem değişimine ihtiyaç duyar. Sürdürülebilir malzemeler, kaynak verimliliği ve geri dönüşüm alanlarında son 30 yılda görülen kademeli değişimlerin istenen neticeleri sağlamadığı artık ortada. Ürünler, malzemeler, üretim ve atık üretiminin sürekli yükseldiği bir sistemde bu tür ilerlemeler kayboluyor. Dolayısıyla modanın ketlenmemiş büyümeye yaslanan ve gerek insanların gerek çevrenin sömürüsüne neden olan mevcut iş modelini kökten değiştirmesi gerekmektedir. Modadan keyif almanın ve ona değer katmanın yeni ve daha zengin yollarını bulmalıyız.

 

Sistem teorisi

Mevcut iklim krizinde sistem teorisi; ekonomik büyüme ile kurduğumuz ilişkiyi gezegendeki tüm yaşamın hayati birbirine bağlılığını görecek ve ona saygı duyacak bir biçimde yeniden düşünmeye dair ivedi ihtiyacımıza işaret eder. Sistem teorisi; bir sistemin farklı parçalarının birbirleriyle nasıl ilişkilendiğini ve tüm sistemin zaman içerisindeki davranışını nasıl etkilediğini göstermek için sistem dinamiklerinden ve bilgisayar modellemesinden faydalanır. Öncü bir sistem düşünürü ve The Limits to Growth (Bkz. İklim tehlikesi; Büyüme) adlı etkili raporun başyazarı Donella H. Meadows sistem teorisinin “parçaları anlama, birbirine bağlılığı görme ve olası gelecek davranışlar hakkında ‘acaba’ soruları sormanın yanı sıra sistemin yeniden tasarımı için yaratıcı ve cesur olabilme becerilerimizi bilediğini” açıklar. Böylece, sistem teorisi moda endüstrisinin geleceği için de bazı cevaplar sunabilir. Statükoyu sürdüren yeni malzemeler veya kapalı döngü geri dönüşüm gibi parça parça çözümlerin ötesine bakmamızı sağlar. Bunun yerine, temel işlev ve amaca odaklanarak bir sistem olarak tüm moda endüstrisi üzerine yeniden düşünür. Meadows’a göre, bir bütünün yalnızca parçaları üzerine düşünmektense ona holistik bir açıdan bakabilmek, herhangi bir sistemi “kendi sorunlarının kaynağı” olarak görmemize ve dolayısıyla “onu yeniden yapılandıracak cesaret ve bilgeliği bulmamıza” yardımcı olur.

 

Sömürge kolonilerden çekilme

Sömürge kolonilerden çekilme, yani “dekolonizasyon”, emperyal güçlerin kolonilerden çekilmesine ve sömürgeleşmiş bölgelerin siyasi ve ekonomik bağımsızlığını tekrar kazanmasına işaret eder. Günümüzde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilhassa Afrika, Asya, Karayipler ve Pasifik’teki Avrupa kolonilerinin dağıtılmasıyla ilintili olarak kullanılıyor. Ancak sömürge kolonilerden çekilmek siyasi ve ekonomik kontrolü geri almakla bitmiyor. Bu son derece karmaşık ve kademeli süreç asla tam olarak son bulmuyor zira sömürgeci idarenin özellikle kültür alanındaki mirası kurtuluştan çok sonra da devam ediyor. Bu nedenden ötürü, dekolonizasyon terimi giderek artan bir oranda, kültürel egemenlikten kurtuluş ya da zaman zaman “zihnin dekolonizasyonu” anlamında kullanılıyor. Dekolonizasyon meselesi modayla alakalı olarak da yaygın bir biçimde tartışılıyor; Batılı moda sisteminin evrensel bir norm olarak görülen küresel bir moda anlayışını empoze ettiği iddiasına dikkat çekiyor. Batı modasının egemenliği diğer moda ifadelerinin çeşitliliğini yok etti ve Avrosantrik estetiğe uymayan yerli moda biçimlerinin zenginliğini bastırdı. Modanın bu tek tipleşmiş bakışı bölgesel sanat ve zanaat geleneklerinin kaybolmasına da neden olarak yerel ekonomiler, kültürler ve çevre üzerinde dolaylı bir yıkıcı etkide bulunuyor. Batılı moda sistemi sosyal, kültürel ve çevresel anlamda sürdürülemez olduğunu kanıtladığından bu yana küresel iklim krizi; birden çok moda anlatılarına izin veren ve “‘çeşit çeşit’ giyinen dünyalar tasarlayıp sunmamızı ivedi kılıyor. Moda medyasında sunulan anlatılar bu anlamda önemli bir rol üstleniyor zira moda sistemini içeriden dönüştürüp dekolonize etme potansiyeline sahipler.

 

Yerelcilik

Yerelcilik kavramı daha geniş, küresel meselelere verilen yerel yanıtların gücüne dikkat çekiyor. Yerelcilik coğrafi yakınlığın değerini ve yerel topluluklar ile doğal sistemlere küresel, çoğunlukla kâr odaklı ekonomik kararları karşısında yardımcı olabilecek bölgesel geleneklerden doğan gayri resmî güçleri besleme ihtiyacını vurgular. Moda bağlamında yerelcilik; tekstil ve giysi üretimi, kullanımı ve bakımının merkezsizleştirilmiş bir versiyonunu sunarak küresel moda sistemine karşı durur. Burada kişisel temas tasarımlar, üreticiler ve kullanıcılar arasındaki mesafeyi ortadan kaldırır; “yerel hikayeler, çeşit çeşit giysi pratikleri ve daha az ürün” aracılığıyla daha zengin bir malzeme anlayışı ve üretim koşulları sağlar.

 

Yeşil moda

Bkz. Sürdürülebilir moda.

 

Yeterlilik

Yeterlilik kavramı, gezegenin sonsuz olmayan sınırları ile moda ürünlerinin giderek artan üretim, tüketim ve atık oranlarının uzlaşmaz olduğunu kabul ettiğinden, daha sürdürülebilir moda geleceklerinin esas unsurudur. Yeterlilik teorisi moda ve giysi dâhil olmak üzere maddi nesnelerin insan kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bir noktaya kadar yaşam tatminini ve iyiliği artırabileceğini kabul eder. Aynı zamanda, maddi şeylerin aşırı tüketimi yalnızca insanlara değil, büyük ölçüde çevreye de zarar verir. Yeterlilik, döngüsel ekonomi bağlamında da kullanılır; talebi yönetmek ve üretim ile tüketim hacimlerini azaltmak için etkin bir şekilde çözümler arayan iş stratejilerine işaret eder. Yeniden kullanım, paylaşım veya kiralamanın yanı sıra, tüm bu seçeneklerin kamusal farkındalığını artırarak kaynakların daha etkili kullanımını yücelten alternatif iş modelleri, bu tür çözümlerin örnekleri arasında sayılabilir.

 

Diğer başlıkları keşfedin: 

Conde Nast Sürdürülebilir Moda Sözlüğü #002: Moda Endüstrisi

Conde Nast Sürdürülebilir Moda Sözlüğü #003: Tasarım ve İş Modelleri

Conde Nast Sürdürülebilir Moda Sözlüğü #004: Malzeme

Conde Nast Sürdürülebilir Moda Sözlüğü #005: Tekstil ve Giysi Üretim Süreçleri

Conde Nast Sürdürülebilir Moda Sözlüğü #006: Kullanım ve Yaşam Sonu 

Conde Nast Sürdürülebilir Moda Sözlüğü #007: Sertifikalar

Conde Nast Sürdürülebilir Moda Sözlüğü #008: Politika & İnisiyatifler ve Destek Kuruluşları & Araçlar

 

Tüm referans ve kaynak bağlantıları incelemek için Condé Nast The Sustainable Fashion Glossary web sitesini ziyaret edin: https://www.condenast.com/glossary/key-elements-of-fashion-and-sustainability 

Sürdürülebilir Moda Sözlüğü; Condé Nast ile Centre for Sustainable Fashion, London College of Fashion, UAL ortaklığıyla hazırlanmıştır. Sözlük, Creative Commons Atıf-GayriTicari-Türetilemez 4.0 Uluslararası Kamu Lisansı’na sahiptir. Bu Sözlük’ü farklı dillere çevirme hakkı da dahil olmak üzere ek izinler verilebilir. Daha fazla bilgi için bizimle irtibata geçebilirsiniz.

ETİKETLER: #VOGUEGOESGREEN , MODADA SÜRDÜRÜLEBİRLİK , SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK , #SÜRDÜRÜLEBİLİRMODASÖZLÜĞÜ