06 Nisan 2015

İlham Veren Ayrık Otu

YAZI: ZEYNEP YAPAR

En güzel çirkin Anjelica Huston

 

İki kuşaktan erkeği Oscar kazanmış bir aileye doğmak, Oscar tarihinde, üç kuşağı heykeli kucaklamış ilk aileden olmak sıkı ayrıcalık. Dede Walter Huston, baba John Huston ve dedesinin torunu, babasının kızı Anjelica Huston.

 

 

1951, Santa Monica, Kaliforniya doğumlu Anjelica Huston’ın çocukluğu İrlanda’da geçer. “En iyi arkadaşım aynamdı” der. Kibirle suçlanır ama o bir çocuğun kendisini aynadan tanıması gerektiğine inanır. İlk kez on beş yaşında, yönetmen babası John Huston’ın A Walk with Love and Death filminde rol alır. On yedi yaşında İngiliz yönetmen Tony Richardson’la Hamlet’in Broadway prodüksiyonunda Ophelia’yı canlandırmak üzere New York’a gider. Ve oyunculuk yanında modelliğe de başlar. Ne kadar karanlıksa bakışları, bal rengi gözlerinin rengi o kadar koyulaşır. Kemikli burnu, kalemle çizilmiş gibi şekilli ince dudakları, uzun boynunun iki yanına dökülen kestane saçlarıyla Anjelica Huston’ınki bir başka letafettir. Fotoğrafçı Bob Richardson, ona daha vizöründen ilk baktığı günlerde aşık olur. Anjelica on sekiz, Richardson kırk iki yaşındadır ve dört yıla yakın sevgili kalırlar. Yıllar sonra Anjelica Huston, anılarını topladığı kitabında Bob Richardson’ın ona gerçek bir kadın olmadığını söylediğini yazar. Richardson’a göre gerçek bir kadın olmak için, onun çocuğunu karnında taşımalıdır. 

 

 

1972 yılında, babasının beşinci ve son karısı Cici, Celeste Shane’le Jack Nicholson’ın evinde verdiği partiye gider. Huston, Nicholson’ı Easy Rider filminde izlemiştir ve hayrandır. “Kapıyı Jackaçtı, gülümsedi ve aşık oldum.” O evin kapısı, on yedi yıl boyunca ne ateşli yeniden başlamalara, ne ağlak vedalara doyan bir aşka açılır. Bu aşktan geriye sıkı bir arkadaşlık ve siyah beyazdan renklilere akan yüzlerce şahane fotoğraf kalır. Huston 1991’de “Bana ciddi ciddi bakan ilk adam” dediği, heykeltraş Robert Graham’la tanışır, bir yıl sonra evlenirler. Çift, Graham’ın 2008 yılında ölümüne dek evli kalır. Anjelica Huston 2007 yılında Burma muhalefet lideri ve Nobel Barış Ödülü sahibi Aung San Suu Kyi’nin serbest bırakılması için yapılan eylemlere katılır. Transeksüel Hukuk Merkezi, TLC için gönüllü çalışır, bağışlar yapar. 2012’de Hollywood’tan meslekdaşlarını büyük insansı maymunları, televizyon, film ve reklamlarda kullanılmaması için  uyaran bir kampanya için Peta’yla işbirliği yapar.

 

 

Fotoğraf: Indigital
 
 
Max Mara Baharı
 
Ian Griffiths’in yönettiği Max Mara tasarım ekibinin bahar ilhamı Anjelica Huston. Max Mara ekibini tesir altında bırakan, Huston’ın yalnızca eril giysiler içinde bile feminenliğini yitirmeyen stili değil; vakur tavrı ve aykırılığıydı. Bu koleksiyonun hazırlığı boyunca kreatif direktör Griffiths ve tasarım ekibi, Huston’ın anılarını yazdığı A Story Lately Told’u başucu kitabı yaptı.

 

Yalnız rol kesebilen, poz verebilen, giyinmeyi bilen kadın değil Anjelica Huston; insane, hayvana, hayata duyarlı kadın. Huston, 2015 baharında kreatif direktörlüğünü Ian Griffiths’in yaptığı Max Mara tasarım ekinine ilham verdi. “Max Mara arşivinde Anjelica Huston’ın 1971 yılından bir kampanya fotoğrafını bulduk” diyor, Griffiths: “Fotoğraftan yansıyan tavrına vurulduk. Vakur, mükellef, fakat çabasızdı. Baldır boyu eteği, bluzu, pliseyle göğsüne iliştirilen dantel jabosu ve geniş kenarlı şapkasıyla reddelemeyecek kadar güzel ama alışılmadık, sofistike ve muazzam bir içsel kudret sahibiydi.”

 

Bu arşiv fotoğrafı Ian Griffiths ve ekibini, Huston’ın 2014 sonbaharında yayınlanan A Story Lately Told/ Geç Anlatılmış Bir Hikaye adını verdiği anı kitabını okumaya itmiş ve ekip Huston’ın hayatından çok etkilenmiş. “Hollywood dünyasında yaşıyordu, oysa ilk yılları görünümüyle ilgili duyduğu endişe ve kaygılar yüzünden iç sıkıntısıyla geçmiş” diyor, Griffiths. “On sekiz yaşında tanıştığı Bob Richardson’ın çektiği sihirli fotoğraflar, Anjelica Huston’ın güzellik ideallerini yeniden tanımladı, kendine özgü duruşunu ortaya serdi. Helmut Newton, Guy Bourdin, David Bailey gibi diğer ustalara da ilham verdi. Bailey’nin, Huston’ın karakteristik güzelliğini “karanlığa batırılmış” olarak tarif ettiğini biliyor muydunuz” diyor Ian Griffiths ve sözlerine devam ediyor: “Serge Gainsbourg, Laide Jolie Laide/Çirkin Güzel Çirkin şarkısını yazarken Anjelica Huston gibi ikonları düşlüyordu. Kendini tanımlayabilen, irade gücüyle kendini güzel ve güçlü kılan kadınları... Max Mara bahar koleksiyonunda, tüm bunları çok modern bir feminen görünüm geliştirmek için çıkış noktası olarak aldık. Kalın topuklu botlarla giyilen baldır boyu plise etekler, yakası kendinden fularlı bluzlar, balıkçı şapkaları, süet görünümlü Alcantara trençkotlar ve ilhamını 70’li yıllardan alan desenlerle cazibeli, cüretkar, pırıltılı bir koleksiyon; müstehcen bir alt metinle.” 
 
 
Yakışıklı Kadın Annemarie Schwarzbach
 
Tarih bilimci Alex Schwarzenbach evin kütüphanesinde büyük halası Annemarie Schwarzenbach’e ait bir roman bulur, anneannesine gider ve “Dedemin kız kardeşinin bir yazar olduğunu bilmiyordum” der. Anneanne, “Evet, bir yazardı” diye cevap verir: “Yazardı, lezbiyendi ve morfin bağımlısıydı.”
 
Zürih’in en varlıklı evlerinden birinde doğan Annemarie, İsveçli bir generalin kızıdır. Disiplinli ve sert annesinin karşı koymasına rağmen, çocukluğundan itibaren erkek gibi giyinmeye başlar. Yirmi üç yaşında tarih üzerine doktora derecesiyle Zürih Üniversitesinden mezun olur. Aynı yıl ilk kitabını yayınlar ve o dönem bohem hayatın merkezi Berlin’e taşınır. Yüksek bel erkek pantolonlarını eşleştirdiği gömlek ve ceketleri, kısacık saçları ve zarif tavrıyla, Annemarie’nin androjen görünümü cinsiyeti konusunda kafa karıştırır. Hem erkek, hem kadınları kendisine hayran bırakır.
 
 
 
Thomas Mann’ın kızı Erica’yla önce arkadaş, sonra aşık olur. Nazilerin yönetimi ele geçirdiği yıllarda, morfinle tanıştığı şehir Berlin’dedir. Ailesiyle arasında çocukluktan başlayan anlaşmazlıklar, Mann ailesine olan yakınlığıyla artar. Rejim sempatizanı ailesi, kızlarının ne anti-Nazi arkadaşlarını, ne rejim karşıtı, anti-faşist yazılarını onaylar. Erica ve erkek kardeşi Klaus’la İran’dan başlayan seyahatleri, Alman fotoğrafçı Marianne Breslauer’le İspanya’ya, etnolog Ella Maillart’la İstanbul ve Afganistan’a uzanır. Büyük Buhran yıllarında Amerika’dadır. İran’a ikinci seyahatinde eşcinsel olduğu bilinen diplomat Claude Clarac’la evlenir. 
 
Annemarie Schwarzenbach, on yılda, Avrupa, Ortadoğu, Afrika ve Amerika Birleşik Devletlerinde yaptığı gezilerden üç yüz makale ve beş bine yakın fotoğrafla döner. Otuz dört yaşında, ziyadesiyle hızlı yaşadığı hayatı, elleri havada kullandığı bisikletinden düşerek komaya girmesiyle son bulur.
 
İsviçreli yazar, gazeteci, fotoğrafçı ve gezgin Annemarie Schwarzenbach üzerine düzenlenen son sergilerden biri, 2008 yılındaydı ve doğumunun yüzüncü yılını kutladı. Serginin küratörü, büyük halasıyla, anneannesinin o kısacık cümlesi üzerinden tanışan Alex Schwarzenbach’tı. 
 
Jil Sander’in yeni kreatif direktörü Rodolfo Paglialunga, marka için tasarladığı ilk koleksiyonda bu yakışıklı kadından ilham aldı. Tasarımcı, “Beni ona hayran bırakan özgür düşünebilmesidir” diyor. “Yaşadığı zamana dair alışılmış olanı reddeden aykırı tutumu ve farklı kültürleri tanıma tutkusudur. Personası ve elegan kayıtsızlığıyla bir dünya gezgini, bir sivil öncü olarak normların ötesine geçmeye duyduğu istektir. Schwarzenbach’tan ilham aldığım Jil Sander bahar koleksiyonu, sert ve keskin maskülen çizgiler ve zarif feminen kontürlerin bir kesişim noktası. Sonuçta, kadın ve erkek arasındaki harmonik dengeyi taşıyan bir melez ortaya çıktı.” 
 
Schwarzenbach’ın en etkileyici portrelerini çeken seyahat arkadaşı, fotoğrafçı Marianne Breslauer onun için şöyle söylemiş: “Ne kadındı, ne de erkek. Bir melekti, başmelek.”
 
Fotoğraf: Indigital
 
Jil Sander Baharı
 
Jil Sander 2015 İlkbahar/Yaz koleksiyonu, İtalyan tasarımcı Rodolfo Paglialunga’nın marka için tasarladığı ilk koleksiyon. Tasarımcının İsviçreli yazar, gazeteci, fotoğrafçı ve gezgin Annemarie Schwarzenbach’tan esinlenmesi, bu yakışıklı kadını androjen stiliyle yaşadığı zamandan neredeyse bir asır sonra modanın gündemine taşıdı.
 
Dişi Bela Cookie Mueller ve Divine
 
Dawn Davenport tepede krepeyle kabartılmış saçları, ekoseli eteği, solgun sarı kazağı ve siyah kısa ceketiyle okul dolabına yanaşır ve ceketini dolaba tıkıştırır. Concetta, kabarık koyu sarı saçları, virgül şekli verilmiş jöleli favorileri, önü fırfırlı beyaz gömleğiyle Down’a yaklaşır.
Günaydın Down. Eteğine bayıldım.
Hey! Teşekkürler. 
Bizim ihtiyar hanımefendi bana Noel için bu eteklerden alacak, tabii bulamayacak kadar aptal değilse.
Ah Concetta, ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Bizimkiler de bana istediğim o çaça topuk ayakkabıları alsa iyi eder. Tek diyeceğim de budur. Hayatım saç spreyin var mı, saçım başım dağıldı. 
Tabii tatlım… (Ve spreyi verir.)
 
Yönetmen John Waters’ın 1974 yapımı Female Trouble/ Dişi Bela filminin giriş sahnesi diyalogunu okudunuz. Bu konuşma, Amerikalı aktör ve drag queen Harris Glenn Milstead, nam-ı diğer Divine’ın canlandırdığı Dawn Davenport ve filmin Concetta’sı Amerikalı underground oyuncu ve yazar Cookie Mueller arasında geçiyor. Noel’de çaça topuk ayakkabı yerine babasından “İyi kızlar çaça topuk giymez” sözleri eşliğinde bir çift babet hediye alan Dawn, dev yeni yıl ağacını annesinin üzerine devirip evden kaçar. Otostop çeker, hamile kalır. Down’u hamile bırakan Earl Peterson karakterini de Divine canlandırır. Ayrılmaz üçlü Concetta, Chicklette ve Dawn model olur.
 
 
 
Fotoğraf: Indigital
 
Divine ve Cookie Mueller, her ikisi de Baltimorlu. 1945 doğumlu Harris Glenn Milstead, orta sınıf tutucu ailesinin kısıtlamalarından erken yaşta usanır. Bir kadın kuaföründe çalışmaya başlar ve 60’larda Baltimore’un karşıkültür ortamında John Waters’la tanışır. Ona Divine lakabını veren de “neredeyse dünyanın en güzel kadını” olduğunu söyleyen de Waters’dır. 
 
1949 doğumlu Cookie Mueller, yazılarından birinde anlattığı üzere, birbirine katlanamayan anne babası ve herkesi pek seven erkek kardeşiyle Baltimore banliyösünde büyür. 1955 yılında, erkek kardeşinin üzerine ağaç devrilmesiyle hayatını kaybedişi, Mueller’ı çok etkiler. On bir yaşında yazmaya başlar ve Baltimore’un hippi kalabalığına takılır. Annesinin öğütlediği üzere, ne zaman depresyona girse saçını boyar. “Bir şişe amonyak ya da renk tüpünü asla reddetmedim. Dolabımda çok giysi yoktu ama çok şişe vardı.” Mueller’in rengi açılmış dalgalı saçlarıyla en güzel fotoğraflarını Nan Goldin çeker. AIDS hastalığı Mueller’ı kırk yaşında ölüme sürükler. 
 
Divine ve Cookier Mueller, yönetmen Waters’ın külliyatında birlikte rol aldılar. İkonik Pink Flamingos, Multiple Maniacs ve Miuccia Prada’nın Miu Miu 2015 İlkbahar/Yaz koleksiyonu ilhamı, Female Trouble. Madam Prada, “Otosansürsüz” dediği John Waters filmindeki kötü kız karakterini podyuma yolladı. Farklı disiplinler altında ürün verseler de, Miuccia Prada ve John Waters arasında ortak bir nokta var: Materyalleri her ne kadar banal olursa olsun, ona sanat algısı kazandırarak talep görür hale getirmekte ustalar.
 
Miu Miu Baharı
 
 
John Waters’ın Female Trouble filmi Miu Miu’nın sezon ilhamı. Miuccia Prada’nın ilham tahtasında, tüm parasını giysi ve saç spreyine harcayan filmin isyankar karakterleri vardı. Concetta’nın önü fırfırlı bluzu koleksiyonun nakaratıydı. Kalemle çizilmiş ince siyah kaşlar, ekoseler, patlak renkler ve elbette çaça topuklar.
 
 
 

ETİKETLER: PRADA , MİU MİU , ANJELİCA HUSTON , JİL SANDER , ANNEMARİE SCHWARZBACH , COOKİE MUELLER VE DİVİNE , JOHN WATERS , FEMALE TROUBLE