Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Dua Lipa’nın 2026 Londra Edebiyat Festivali küratörü olarak açıklanması, kültür dünyasında görünürlük ile uzmanlık arasındaki sınırları yeniden tartışmaya açtı. Peki, bir pop yıldızı edebiyatı gerçekten kürate edebilir mi?
Müzik dünyasının en prestijli ödülleri arasında gösterilen Grammy ve Brit Award'un sahibi Dua Lipa, şimdi de 2026 Londra Edebiyat Festivali’nin küratörü olarak karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Pop müziğin en görünür figürlerinden biri olan sanatçının 2023 yılında kurduğu Service95 platformu ve kitap önerileri, uzun süredir onu “entelektüel celebrity” kategorisine yerleştiriyor. Ancak kitaplarla kurduğu güçlü ilişki ve sahip olduğu küresel bilinirlik, dünyaca ünlü bir edebiyat festivalini kürate etmek için yeterli mi? İşte asıl tartışma burada başlıyor. Çünkü bugün tartışılan şey yalnızca Dua Lipa’nın küratörlüğü değil; kültürel otoritenin artık kimde olduğu.

Southbank Centre’da 21 Ekim-1 Kasım arasında gerçekleşecek olan 2026 Londra Edebiyat Festivali’nin küratörlüğüne ünlü müzisyen Dua Lipa’nın getirildiğinin açıklanması, ilk bakışta şaşırtıcı ve hatta bazılarına göre mütekebbir bir tercih olarak değerlendirilebilir. Özellikle de festivalin her yıl roman, şiir ve çağdaş düşüncenin öne çıkan isimlerini bir araya getiren önemli bir kültür etkinliği olduğu düşünüldüğünde bu kararın neden böylesine geniş bir tartışma yarattığını anlamak zor değil.
Ancak tam da bu noktada Dua Lipa’nın kitap kulübü Service95 platformunda yazarlarla gerçekleştirdiği söyleşiler ve yalnızca dünya çapında tanınan isimlere değil, yeni nesil edebiyatçılara da alan açan yaklaşımı bu seçimin tesadüf olmadığının bir göstergesi. Başka bir deyişle, festivalin 2026 edisyonunda küratör koltuğunun Dua Lipa’ya emanet edilmesi, bu kararın ünlü müzisyenin popüler kültürdeki yerinden ziyade bilinçli bir stratejinin ürünü olduğu izlenimini yaratıyor. Peki, kültür dünyasında giderek güçlenen celebrity küratörler, bu tip rolleri ne ölçüde hak ediyor?

Fotoğraf: Reese’s Book Club
Aslında bugün kültürel otoritenin yalnızca editörlerin, akademisyenlerin ve eleştirmenlerin tekelinde olduğunu söylemek artık pek mümkün değil; milyonlarca kişiye ulaşabilen popüler figürler de hangi kitapların, yazarların ve fikirlerin öne çıkacağını belirleyebiliyor. Bu konuda Dua Lipa son günlerin en çok konuşulan ismi olsa da tek örnek değil. Ünlü isimlerin kitap kulüpleri celebrity dünyasının yalnızca trendleri takip eden değil, aynı zamanda okuma alışkanlıklarını ve yayıncılık sektörünü doğrudan etkileyen bir güce dönüştüğünü gösteriyor. Bu noktada Reese Witherspoon etkisini görmezden gelemeyiz.
Kaia Gerber’den Natalie Portman’a, Sarah Jessica Parker’dan Dakota Johnson’a uzanan tabloya bakınca bugün kitap kulübü olmayan celebrity’lerin neredeyse aforoz edileceğini düşünmek bile mümkün. Ancak bu trendin arkasında göz ardı edilmemesi gereken güçlü bir Reese Witherspoon etkisi var. Ünlü oyuncunun kitap kulübü Reese’s Book Club, son yıllarda kültür dünyasında giderek daha görünür hâle gelen celebrity küratörler çağının kapısını aralayan en etkili örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
Witherspoon belki Dua Lipa gibi bir edebiyat festivalinin küratörlüğünü üstlenmedi, fakat Reese’s Book Club etiketi taşıyan birçok kitabın bestseller listelerine girmesinde ve kısa sürede film ya da dizi projesine dönüşmesinde önemli bir rol oynadı. Öyle ki kadınlara ve kadın hikayelerine odaklanan Reese Witherspoon’un Hello Sunshine adlı yapım şirketinin kısa sürede yüksek bir değerlemeyle satılması, bu etkinin ne kadar genişlediğinin göstergesi.
Tüm bunlar, ünlü isimlerin artık yalnızca kültür tüketicisi olmadığını; hangi kitapların okunacağına ya da hangi hikayelerin daha geniş kitlelere ulaşacağına doğrudan etki ettiğini bize ispatlıyor. Elbette bu dönüşümü yalnızca celebrity etkisiyle açıklamak eksik kalır. Genç kuşakların kültürü tüketme biçimi de en az bunun kadar belirleyici. Bu noktada #booktok trendini görmezden gelemeyiz.
Kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Yeni nesil bizim kültürel alışkanlıklarımızı yerle bir etti. Bir zamanlar kitap önerileri gazete ve dergilerin kültür-sanat eklerinde yer alırdı. Dünya o günlerden, edebi bir romanın tek bir video sayesinde viral hâle gelebildiği bir noktaya evrildi. Bu dönüşümde TikTok ve özellikle kitap kurtlarının favorisi #booktok trendinin etkisi yadsınamaz. Genç kuşaklar radarlarına giren bir eser hakkında uzun eleştiriler okumak yerine kendi yorumlarını paylaşmayı tercih ediyor. Nedenlerini sorgulamak anlamsız, onlar hızla akan dijital dünyada kültürel tüketimlerini kendi zamanlarında yavaşlatıyor. Tüm bunların sonucunda sanat dünyasının yaratıcıları da bu değişime kayıtsız kalamıyor. İş bu noktaya geldiğinde de "görünürlük mü, uzmanlık mı" sorusu akla geliyor.

Fotoğraf: Getty Images
İşi ehline bırakmanın tarih olduğu, yeni normlarınsa hayatımızın bir parçasına dönüştüğü ve hatta yeni normalimiz olduğu dönemde yaşıyoruz. Eğer hâlâ bu fikirle yüzleşmediyseniz zamanın biraz gerisinde kaldığınızı kabul etmeniz gerekebilir. Elbette küratör, kelime anlamının hakkını verebilen, seçtiği sanat ve edebiyat eserlerini araştıran, arşivlerin altını üstüne getiren, yeniliklere açık olan ve tüm bu unsurları belirli bir tema çerçevesinde bir araya getiren biri olmalı. Çoğu zaman bu alanın eğitimini alan bir uzman olması beklenir. Ya da en azından birçok kişi hâlâ öyle olmasını ümit ediyor. Çünkü çok iyi bildiğimiz bir gerçek var ki o da küratörlüğün ciddi bir uzmanlık istediği...
Artık değil! Belki birçoğumuza da ağır gelen tam olarak bu. Görünürlüğün uzmanlığın önüne geçmesini kabul edemiyor ya da buna direniyoruz. Peki ya alaylı olmak? Yıllarca sanat dünyasında alaylı olmanın kimi zaman akademik eğitim kadar, hatta ondan daha bile değerli olabileceğini savunmadık mı? Nerede kaldı sezgi, merak ve güçlü bir bakış açısı?
İşte tüm bu sorular bizi bugün asıl cevaplamamız gereken meseleyle yüzleştiriyor: Dua Lipa’nın müzisyen kimliğiyle kazandığı görünürlüğün ve son yıllarda edebiyat dünyasıyla kurduğu ilişkinin, ona böylesine önemli bir sorumluluğu üstlenebilecek perspektifi kazandırıp kazandırmadığı. Bu soruya kesin bir cevap veremiyorsanız, kim bilir; belki de sizi asıl rahatsız eden şey uzmanlığın ortadan kalkması değil, uzmanlığın artık alıştığımız kalıpların dışında tanımlanmasıdır.
Kültürel otorite artık yalnızca editörlerin, akademisyenlerin ve eleştirmenlerin tekelinde değil; milyonlarca kişiye ulaşabilen popüler isimler de hangi kitapların, yazarların ve fikirlerin görünür olacağını belirleyebiliyor.
Çok yakın bir geçmişte Halkın Hizmetkarı dizisindeki rolü ile devlet başkanlığına terfi eden bir komedyenin olduğu bir dünyada, belki de popüler kültür ikonlarından birinin küratör olması çok da büyük bir sorun teşkil etmemeli, ne dersiniz?