Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Bu ayın seçkisinde yazın hafifliğine teslim olan bazı kitaplar var.
Şehrin ritmi hafiflerken bavullara, plaj çantalarına, balkon akşamlarına ve bahçe keyiflerine eşlik eden kitaplar öne çıkıyor. Bu ayın seçkisinde yazın hafifliğine teslim olan bazı kitaplar var! Bonus olarak Aimée de Jongh’un Kum Günlükleri çizgi romanını da listenize eklemenizi öneririm.

Fotoğraf: @1kitap.1mekan
Pulitzer ödüllü yazar Elizabeth Strout’u daha önce Benim Adım Lucy Barton ile tanımış ve oldukça sevmiştim. Her Şey Mümkün kitabıyla ise sanırım daha da çok sevdim. Aslında bu kitaplar bağımsız da okunabilir ama Lucy Barton dünyasına sırayla girmek, karakterlerin geçmişini, kırılganlıklarını daha derinden hissettiriyor.
Her Şey Mümkün’de Lucy’nin kırılgan dünyasına bu kez başkalarının penceresinden bakıyor, çocukluğunun geçtiği o kasabaya geri dönüyoruz. Kardeşleri, komşuları, öğretmeni, akrabaları derken geçmiş yavaş yavaş açılıyor; herkesin içinde sakladığı yaralar, utançlar, suskunluklar birer birer görünür oluyor. Yoksulluk, aile travmaları, çocuklukta açılan boşluklar ve yıllarca taşınan kırgınlıklar tek bir kişinin değil, birçok karakterin bakışından anlatılıyor. Strout’un en sevdiğim yanı, bütün bu ağır duyguları büyük cümlelere ihtiyaç duymadan, sade ama içe işleyen bir dille kurması. Lucy’nin o soğuk sessizliğini, geçmişinden kaçma çabasını ve yine de o geçmişe görünmez bir bağla bağlı oluşunu bu kitapta daha iyi anlıyoruz. Kasabanın içindeki her hikaye bir diğerine açılırken ben de kendimi sanki çok iyi yazılmış, karakterleri yavaş yavaş derinleşen bir dizi izliyormuş gibi hissettim.
“Bu, sizi dünyadan koruyan kabuktu. Hayatınızı paylaştığınız insanın bu sevgisi.”

Fotoğraf: @1kitap.1mekan
Premio Strega adaylığına uzanan ve birçok ödülle karşılanan Maria Grazia Calandrone’nin Beni Götürmediğin Yer’i (ismini, kitabı okuyunca anlıyorsunuz ve tokat gibi çarpıyor), daha ilk sayfalarından itibaren bana Patrick Modiano’nun Dora Bruder’ini anımsattığı için ayrıca sevdim. Çünkü fotoğrafların, izlerin ve eksik kalan hayat parçalarının peşinden giden o araştırma hissi burada da çok güçlü. Aynı zamanda bu kitap, benim Eriken Yayınları’yla da ilk tanışmam oldu ve sanırım bu yaz okuduklarım arasında en sevdiklerimden biri olarak kalacak.
Calandrone, bebekken kendisini bırakan annesi Lucia’nın izini sürüyor ve biz bir yandan bir terk ediliş hikayesi okuyoruz, diğer yandan da yoksulluğun ve toplumsal normların yıkıcı bir baskıya dönüştüğünü görüyoruz. Kitabın içinde fotoğrafların yer alması metne bambaşka bir lezzet katmış, okurken sanki yalnızca bir romanın değil, bir hayatın arşivinin içinde geziniyorsunuz. Calandrone’nin en etkileyici tarafı ise, annesini ne kutsallaştırması ne de yargılaması. Onun hikayesine, sabit bir bakışla yaklaşmaması, çözmeye çalışması, olasılıklar içinde en yakın geleni bulma çabası...
“Hakikatin kendisi de bir fikirdir. Ama çoğu zaman yanlış bir fikirdir çünkü olayları nadiren önyargısız gözlemleyebiliriz. Ama ‘şeyler’ var olur ve sesleri duyulur. Onları anlamak için olguları, hiçbir insan aklına başvurmadan, gözlemlemek gerekir. Bırakın, bu ‘şeyler’ bize rağmen söyleyeceklerini ifade edecek kadar içimize işlesin. Bu kitap, ‘şeylerin’ yok edilemez enerjisini yazıya dökmeyi, onlara tanıklık etmeyi amaçlıyor. Hakikat, bizim bakış açımızın ötesinde, gerçeklerde yatar.”

Kurgu olarak bu yaz beni en çok etkileyen kitap oldu İsimler. Daha ilk bölümden itibaren bizi çok basit ama çok çarpıcı bir soruyla yüzleştiriyor. Bir isim, hayatımızın yönünü nasıl bu denli güçlü bir şekilde değiştirebiliyor? Yeni doğmuş oğlunu nüfusa kaydettirmeye giden bir annenin vereceği karar, romanı üç ayrı ihtimale bölüyor ve biz üç farklı hikaye okuyoruz.
Her bölümde sanki aynı hayatın başka bir kapısından içeri giriyoruz. Bir isim değişiyor, onunla beraber geleceğin aldığı şekil de değişiyor. Aile bağları, kayıplar, seçimler üzerine oldukça düşündürücü ve su gibi akan bir kitap.
“...Bazen önceki nesilleri memnun etme ihtiyaçlarının sonraki nesilleri sevme ihtiyaçlarından daha büyük olduğunu...”



