Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Favori podcast’inizin bir sonraki bölümünü dinlemek için sabırsızlanmanızın tek nedeni içeriği sevmeniz olmayabilir.
Bir Reddit kullanıcısı, “Bana mı öyle geliyor, yoksa çoğu podcast terapi işlevi mi görür oldu?” diye soruyor. Spotify Wrapped’imde yıldan yıla düşen müzik dinleme süreme bakılırsa, öyle. Sabahları işe, okula giderken; yemek hazırlarken hatta duş alırken dinlenen çalma listelerine ne oldu? Aslında pek bir şey olmadı. Etkilerini yitirmiş değiller. Yalnızca bazılarımız kulaklıkları müzikten çok podcast’ler için takar olduk. Çünkü artık podcast’ler terapistinizin koltuğuna göz dikmiş, kolay yoldan iyi hissettiren mental birer kaçamak. 2023 Dijital Haber Raporu, podcast dinleyicilerinin büyük kısmının bu içerikleri rahatlamak ve stres atmak için dinlediğini öne sürüyor. Uzmanlara göre tanıdık bir ses duymak, beynin sosyal bağlantı kurma mekanizmalarını canlandırıyor. Bu gözlem komedyenlerin depresyon deneyimlerini paylaştığı The Hilarious World of Depression gibi podcast’ler söz konusu olduğunda daha da geçerli. Vogue Türkiye’de çok sevdiğimiz podcast serisi, Fashion Neurosis’te ise tasarımcı Bella Freud (soyadı isim benzerliği değil) konuklarını psikologlarınkine benzer bir terapi koltuğuna yatırıyor. Moda ve kimlik kavramlarının arasındaki bağı ele alan podcast’in videolarda üst açıdan gördüğümüz bej, davetkar koltuğuna Charlotte Gainsbourg’dan John Malkovich’e; Chrissy Turlington’dan Helena Bonham Carter’a; Annie Leibovitz’ten David Cronenberg’e kimler uzandı kimler... Bu tarz podcast’lerde hedef aşağı yukarı aynı: İfadesi zor duyguları, karanlık konuları dahi mizah unsuru eşliğinde, samimi birer sohbete dönüştürmek. Bella Freud özelinde, hedef biraz da dinleyiciye kendi hikayesini düşündürmek. Yazar Glennon Doyle’un kız kardeşi, futbolcu Abby Wambach’ın We Can Do Hard Things’i de hayatın zor yanlarını konuşmayı kolaylaştıranlardan. Ağır konulara samimi ve dürüst bir perspektif kazandıran podcast, dinleyicilerin dediğine bakılırsa bir destek grubunu andırıyor.
Terapinin “Bununla ilgili ne hissediyorsun?” diye ansızın sorulan ve cevabı kimi zaman kolay olmayan klasik sorusuna yanıt olacak kelimeleri bazen sizin için bir podcast bulabiliyor. Brené Brown’un Unlocking Us; psikoterapist Lori Gottlieb’in dinleyici mektuplarını ele aldığı Dear Therapist gibi içerikleri bu anlamda çok seviliyor. Terapinin zorluğu olmadan, terapideymiş hissine yaklaştıran örneklerden biri de ünlü çift terapisti Esther Perel’in WhereShould We Begin?’i. Gerçek çift terapisi seanslarından anonim kesitler sunan Perel; ilişki, sadakat, arzu ve iletişim kavramlarına yoğunlaşıyor. Terapi ciddiyetine kayan sohbetlerdense içinizi ısıtan ilişki podcast’leri de var: The New York Times’ın aynı adlı köşesinden doğan Modern Love’da oyuncu ve yazarlar gerçek aşk hikayelerini seslendiriyor. Kısa bir hikayeyle başlayan bölümler ilişkiler, yalnızlık ve bağ kurmak üzerine sohbetlere evriliyor. Podcast’in en güçlü tarafı, çoğu dinleyicide uyandırdığı “Bu hissi tanıyorum” düşüncesi. Romantik ilişkileri ele alan, The Endless Honeymoon gibi mizahi alternatifler de var. Kişisel gelişim ya da psikolojiyle ilgisi olmayan podcast’i evli komedyenler Natasha Leggero ve Moshe Kosher sunuyor; kimi bölümlerde Chelsea Peretti, Bobby Lee gibi isimleri de konuk alıyorlar. Çocuk büyütme ve evlilik deneyimlerinden bolca enstantane içeren gündelik yaşamlarıyla başlıyor, hotline kısmında dinleyicilerden gelen sorular ya da güldüren hikayelerle devam ediyorlar. Eforsuz bir Sevgililer Günü planı için danışan da var, sevgilisinden ick kaptığını paylaşan da.
Konu, itiraf edilen hikayelerden açılmışken şunu da atlamayalım: Kimileri için podcast dinlemek, hele de dinleyicilerden soru ya da anekdot alınıyorsa, kendi başına geleni anlatırken lafa “Bir arkadaşım” diye girmek gibi: Henüz bir terapistle konuşmaya hazır olmadıkları konulara ısınmak için atılan küçük bir adım. “Demek ki başkaları da böyle hissedebiliyor” dedirten hikayeler duymak, terapinin yerini tutmasa da terapi koltuğuna giden yolu kolaylaştırıyor. Podcast kavramı hayatımıza girmeden çok daha önce ekranlardan tanıdığımız, şimdilerde bu alana el atan Conan O’Brien, bu içeriklerin çok daha derin sohbetlere elverişli olduğundan, televizyon formatınınsa buna pek uygun olmadığından söz ediyor. 2018’den bugüne devam eden Conan O’Brien Needs AFriend’in konukları arasında Tina Fey, Tom Hanks, Adam Sandler, Lisa Kudrow, Jeff Goldblum gibi komedyen ve oyuncular var. Bölümler konukların O’Brien’ın arkadaşı olmakla ilgili hislerini paylaşmalarıyla başlıyor ve samimi, gündelik bir sohbete evriliyor. Hollywood’un podcast’lere ilgisi O’Brien’la sınırlı değil. Oyuncu ve komedyen Dax Shepard da podcast dünyasında yerini sağlamlaştıranlar arasında. Armchair Expert bir Hollywood sohbeti gibi başlayıp bağımlılık, kırılganlık, pişmanlık gibi kavramların ele alındığı beklenmedik yerlere gidebiliyor. Konuklar Shepard’ın eşi oyuncu Kristen Bell’den Barack Obama’ya uzanıyor.
Uzmanlara göre psikolojiyle ilgili olsun olmasın, podcast’lerin iyi hissettirmesinin en basit nedeni, beynin bu içerikleri gerçek birer sohbet gibi algılaması. Bunun bir adı var: Parasosyal ilişki. Cambridge Sözlüğü’nün 2025’te yılın kelimesi seçtiği parasosyal, dijital çağda yaygınlaşan tek taraflı ilişki biçimlerini ifade ediyor. Sonuna ilişki kelimesi eklendiğinde siz bir kişiyi biliyor, tanıyorken onun sizi tanımadığı, karşılık almayan ilişkileri tanımlamak için kullanılıyor. Podcast’te konuşan ses zamanla tanıdıklaşıyor ve beyniniz bunu sosyal bir etkileşim gibi algılamaya başlıyor. Böylece yalnızlık kolaylaşıyor.
Podcast’lerin genelde asıl aktivite değil birer eşlikçi olması, psikologların “bilişsel yük” adını verdiği kavramla ilgili. Halihazırda epey dolu ve stresli zihinlerimiz, podcast dinlerken bir yandan meşgul kalıyor bir yandan rahatlıyor. Koşuya çıkmak, yapılacaklar listesini hafifletmek, araba kullanmak gibi aktivitelerle birleştiğinde dikkati tamamenele geçirmeden, zihni nazikçe meşgul ediyor. Bu tür aktiviteleri The New York Times yazarı Ezra Klein’ın derinlikli politik sohbetler yaptığı The Ezra Klein Show’uyla gündeme yaklaştırmak ya da Rich Roll’un wellness dünyasından konuklar ağırladığı The Rich Roll Podcast ile bir özbakım seansına dönüştürmek size kalmış. Bir de işin ritüel tarafı var. Podcast’ler eşlikçi olarak kullanıldığından günün belli anlarıyla özdeşleşiyorlar; spor, trafik, ev işlerine eşlik eden küçük birer rutinler. Tekrar eden bu dinleme alışkanlığı bir güven duygusu yaratıyor; gün değişse bile değişmeyen bir şeyler olduğu hissine kapılıyorsunuz.
Elbette podcast’ler terapinin yerini alamaz. Bir terapistin profesyonel yönlendirmelerinin, geri bildirimlerinin ya da desteğinin yerini tutamaz. Ama podcast’ler iyi bir sohbetin yaptığını yapabilirler; düşüncelerinizi dağıtabilir,duygularınızı adlandırmanıza yardımcı olabilir, yalnızlık hissinizi hafifletebilirler.


