Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Mikroplastiklere maruziyetinizi bir gecede nasıl azaltabilirsiniz? Su tüketiminden mutfak alışkanlıklarına, bakım ürünlerinden beslenmeye kadar pek çok konuda uygulanabilecek pratik öneriler.
Eğer yakın zamanda Netflix’teki The Plastic Detox’u izlediyseniz, mikroplastik adı verilen bu küçücük plastik parçacıkların her yerde olduğuna dair bir endişeye kapılmış olabilirsiniz.
“Henüz mikroplastiklerle olumsuz sağlık sonuçları arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi net biçimde ortaya konmuş değil. Ancak giderek artan bir bilgi birikimi var ve bence şu an bu konuyu konuşuyor olmamızın nedeni de bu” diyor Clue’nun baş tıbbi sorumlusu ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Charis Chambers. Mikroplastikler, hormon sistemine müdahale eden kimyasallar olarak bilinen endokrin bozucular gibi davranabiliyor ve vücutta kalıcı olabiliyor. Bu konudaki araştırmalar hâlâ devam etmekle birlikte, şu ana kadarki bulgular doğurganlık sorunları, metabolizma ve hormon sağlığıyla olası bağlantılara işaret ediyor. Üstelik organlarımızda iltihaplanmaya ve tahrişe de yol açabiliyorlar. Anne sütünde, plasentada, endometriumda ve hatta yumurtalıklarda bile tespit edilen mikroplastikler; yediğimiz ve içtiğimiz gıdalar, soluduğumuz hava ve cilt teması yoluyla vücudumuza giriyor. Chambers’a göre burada işi daha da karmaşık hâle getiren şey, mikroplastiklerin çoğu zaman diğer endokrin bozucu kimyasallarla birlikte bulunması ve bu yüzden etkilerini tek başına izole etmenin zor olması.
Tüm bunlar, bir yön bulmak konusunda oldukça kafa karıştırıcı bir tablo yaratıyor. Üstelik mikroplastiklerin bu kadar yaygın olduğu bir dünyada onlardan tamamen kaçınmak neredeyse imkansız. “Toprağımızda ve suyumuzda varlar. Bu yüzden üreticiler bir ürünün mikroplastik içermediğini söylese bile, aslında sizin elinize ulaşan şeyi tam anlamıyla kontrol etmeleri mümkün değil” diye ekliyor Chambers.
Şişe suyu alışkanlığınızı yeniden düşünmenin zamanı gelmiş olabilir. Plastik şişelerin güneşe ya da ısıya maruz kalması, uzun süre raflarda beklemesi ya da basitçe sıkılması bile plastik parçacıkların suya, dolayısıyla onu içen kişinin vücuduna karışmasına neden olabiliyor.
Zoe’nun baş beslenme uzmanı Dr. Federica Amati, “Genel olarak musluk suyu daha iyi bir seçenek” diyor. “Ancak su kalitesi bölgeden bölgeye değişir; bakteriyel ve viral açıdan güvenli olsa bile mikroplastikler, PFAS gibi ‘sonsuz kimyasallar’, hormonlar ve hatta örneğin Londra’da kokain gibi kalıntılar içerebilir. Yine de panik yapmayın hâlâ piyasadaki diğer içeceklere kıyasla daha iyi.”
Gün içinde su tüketimi için yeniden kullanılabilir paslanmaz çelik bir matara tercih edin. Bir adım daha ileri gitmek isterseniz, ev tipi bir su filtresine yatırım yapabilirsiniz. Amati’ye göre, “Tüm filtreler belli ölçüde toksinleri süzer ancak en etkili olanlar, mikroplastikleri ve ‘sonsuz kimyasalları’ da arındırabilen ters ozmoz filtreleridir.”
Plastik saklama kaplarından yiyeceklere parçacık geçişi olabilir; bu da metabolik sağlığı etkileyebilir, bağırsak hücrelerindeki mitokondrilere zarar verebilir ve hatta kalp yetmezliği riskini artırabilir. Özellikle mikrodalga yemeklerinin geldiği siyah plastik kaplar en riskli gruplardan.
Amati, “Bunlar genellikle geri dönüştürülmüş elektronik ekipmanlardan üretilir ve yangın geciktirici kimyasallarla işlem görmüştür” diyor. “Isıtıldıklarında bu bileşenler, mikroplastiklerle birlikte yemeğe karışabilir.”
Mutfak alışkanlıklarınıza yakından bakın: Saklama kaplarınız, ambalajlarınız, bardaklarınız, mutfak gereçleriniz ve kesme tahtalarınız plastikse mümkün olduğunca cam, paslanmaz çelik ya da seramik alternatiflere geçin. Ve plastik kullanıyorsanız, ısıyla temasından özellikle kaçının.
Eğer hâlâ Teflon gibi yapışmaz tavalar kullanıyorsanız, aslında kaplama etkisini sağlayan polytetrafluoroethylene (PTFE) ile temas ediyorsunuz. PTFE aslen bir mikroplastik olmasa da metal gereçler, sert süngerler ve yüksek ısı kullanımı kaplamanın zamanla aşınıp dökülmesine ve mikroplastiklerin yemeğinize karışmasına yol açabiliyor.
Bunun yerine paslanmaz çelik ya da seramik alternatiflere yönelin. Örneğin Our Place gibi markalar daha toksik olmayan seçenekler sunuyor. Markanın kurucusu Shiza Shahid, “Kaplamanın ömrünü uzatmak için elde yıkamayı, orta ısı kullanımını ve yüksek duman noktası olan yağlar tercih etmeyi öneriyoruz” diyor.
Günlük kıyafetlerinizin etiketine baktığınızda büyük ihtimalle polyester, naylon, elastan, akrilik ya da polar gibi kısmen ya da tamamen plastik içeren kumaşlarla karşılaşırsınız. Bu kumaşlar yıkandığında suya mikroplastik salarak tekrar besin zincirine karışır. Üstelik cilde yakın oldukları için solunum yoluyla da alınabilirler.
Pamuk, keten, yün, ipek veya kenevir gibi doğal lifler daha iyi bir alternatif. Sentetik kıyafetlerinizden tamamen vazgeçemiyorsanız, daha seyrek yıkamayı ve kurutma makinesi yerine açık havada kurutmayı deneyin.
Amati, “Çay poşetleri çoğu zaman plastik içerir; sıcak suya girdiğinde bu maddelerin bir kısmı çayınıza geçebilir” diyor.
Ambalaj üzerinde polipropilen, polietilen veya naylon gibi içeriklere dikkat edin; bunlar plastik varlığına işaret eder. Piramit formundaki ya da file görünümlü poşetler genellikle plastiktir; dikişsiz, katlamasız veya zımbasız poşetler ise çoğunlukla plastik liflerle kapatılır.
İyi haber şu: Mısır nişastası, odun hamuru veya organik pamuktan üretilmiş alternatifler mevcut. Ya da daha sade bir çözüm olarak, dökme çay kullanmayı tercih edebilirsiniz.
İster nemlendiriciniz ister regl ürünleriniz olsun, Dr. Chambers’a göre “kullandığınız tüm kişisel bakım ürünlerinin içeriklerini dikkatle incelemek önemli.” Mümkün olduğunca daha az plastik, bisfenol A (BPA) ve gereksiz katkı maddesi içeren ürünleri tercih edin.
Cilt bakımında özellikle polietilen (PE), polipropilen (PP), naylon ve akrilatlar gibi içeriklerden uzak durmaya çalışın. Regl ürünlerinde ise pamuk ve bambu gibi organik materyallerden üretilmiş tamponlar daha iyi bir seçenek olabilir; çünkü piyasadaki regl ürünlerinin yaklaşık %90’ı plastik içeriyor. Chambers, maruziyeti azaltmak için zaman zaman BPA içermeyen menstrual kaplara veya dışarıdan kullanılan pedlere yönelmeyi de öneriyor: “Bu ürünleri vajinal mukozadan uzak tutmak, mikroplastik içeren ürünlerden emilimi azaltabilir.”
Ayrıca katı sabun, şampuan ve saç kremi bar’larına geçmeyi; mümkün olduğunca cam, metal, seramik ya da kâğıt ambalajlı ürünleri tercih etmeyi düşünebilirsiniz.
Ultra işlenmiş gıdalar (UPF’ler), üretim ve paketleme süreçlerinde yoğun şekilde plastikle temas ettikleri için, bütün gıdalara kıyasla çok daha fazla mikroplastik içerir.
Amati bunu şöyle açıklıyor: “UPF’ler, farklı bileşen ve kimyasalların bir araya getirilmesiyle üretilir; bu maddelerin tamamı üretilirken ve depolanırken plastikle temas hâlindedir. Ardından plastik makineler ve üretim bantları gibi birçok endüstriyel süreçten geçerek yeniden yapılandırılırlar. Son olarak plastik ambalajlarda beklerken, hem daha fazla mikroplastiği hem de esneklik gibi özellikler kazandıran kimyasalları emmeye devam ederler.”
Buna karşılık diğer gıdalar hem daha besleyicidir hem de çok daha az ambalaj içerir.
Yeni araştırmalar, beslenmede lif miktarını artırmanın vücuttaki mikroplastik yükünü azaltmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor. Bunun nedeni, lifin bağırsakta bu parçacıklara bağlanarak dışkı yoluyla atılmalarını desteklemesi.
Dr. Amati’nin sözleriyle, “Lif sindirim sisteminin düzenli çalışmasını sağlar; böylece mikroplastik içeren yiyecekler bağırsakta gereğinden uzun süre kalmaz.” Ayrıca lif açısından zengin bir beslenme, mikrobiyomu destekleyerek bağırsak bariyerini güçlendirir ve mikroplastiklerin kana karışmasını zorlaştırır.
Lifler parçalandıkça ortaya çıkan mikroplastikler ev tozuna ve havaya karışarak solunum yoluyla vücuda girebilir. Eğer bütçeniz uygunsa, klasik süpürgenizi HEPA filtreli bir modelle değiştirmek iyi bir fikir olabilir. Çünkü birçok süpürge tozu çektiği sırada en küçük parçacıkları tekrar havaya salarken, HEPA filtreler bu partiküllerin büyük çoğunluğunu hapseder. Örneğin Dyson’ın V16 Piston Animal modeli bu parçacıkların %99’undan fazlasını yakalayabiliyor.


