Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Yersiz bir kahkaha, tuhaf bir el hareketi, bir hijyen problemi ya da bir benzeriyle partnerinizden buz gibi soğuduğunuz oldu mu hiç? Modern ilişkilerin gulyabanisi, “ick!” dedirten soğuma anlarını ilişki onarım uzmanı Baya Voce ve sosyal medyanın ick kütüphanesi @submityourick hesabının kurucularıyla masaya yatırdık.
Restorandan kalkarken date’iniz tek tek kimin ne yediğini hesaplamaya başlıyor; yanınızda döke saça, olabildiğince sesli şekilde atıştırıyor ya da yersizce yüksek bir kahkaha atıyor. Olan oldu; buz gibi soğudunuz. Modern flört ve ilişki evreninin gulyabanisi, çiçeği burnunda âşıkları da uzun birliktelikleri de buzdağına çevirebilen the ick’le tanışın. Kabul edin, siz de bir gün bir yerlerde, birinden ick’lendiniz. İlişkiyi kurtarmaya mı çalıştınız, yoksa ortamdan ne kadar hızlı kaçabileceğinizi mi hesaplamaya başladınız? İki durumda da ani soğuma hissinin kendisi çok tanıdık.
Kendisine gelen sayısız ick hikayesi arasından inciler paylaşan @submityourick hesabının kurucusu Alex Berry bu aşina histen yola çıktığını anlatıyor VogueTürkiye’ye. “Kız arkadaşıma ick vermiştim. Mucizevi bir şekilde hâlâ birlikteyiz” diyor. “Ama o an o kadar garipti ki sonrasında ‘kesin, herkesin böyle bir hikayesi vardır’ diye düşündüm.” The Ick böyle doğmuş. Konseptin yaratıcısı Berry, The American Picture Company yapım şirketinin kurucuları John Hammond ve Ari Cagan’ın yapımcılığında dünyanın dört bir yanından ick hikayeleri toplayıp yine dünyayla paylaşıyor. The New York Times’ın meşhur köşesi Modern Love’ın hayranı Berry, konsepti romantizmin zirveleri yerine, alarmları devreye geçiren küçük, yıkıcı soğuma anlarıyla yeniden yorumlamış.
His öyle tanıdık ki @submityourick’in 65 post’lu profilinin bugün yarım milyon takipçisi var. “Hiçbirimiz tahmin etmedik. Birkaç kişiye dokunur sanıyorduk, ama sekiz ayda on bin başvuru ve yarım milyon takipçi...” The Icktionary başlıklı coffee-table kitapları önümüzdeki yıl rafa çıkmaya hazırlanıyor. Bir yandan okuyanı dahi utandıran hikayeler mesaj kutusunu doldurmaya devam ediyor. Delaware’den Mina, “Yeğenimi kucağına almak istedi, sonra bütün ailemin önünde bebeği yere düşürdü!” diyor. Madrid’den Laura da korkunç bir yılbaşı anısı paylaşmış. “Ailesini ziyaret ettik. Ona bir kaşmir kazak ve kitap hediye ettim. O da bana bir kırmızı gül verdi... Ayrılırken annesi ‘Peki ya sen? Pek şikayet edemezsin sanki, sen bile harika bir hediye aldın’ dedi.” Güncel ilişki durumları: ex.
Columbia Üniversitesi’nden araştırmacı ve ilişki onarım uzmanı Baya Voce’ye göre “ick, eski bir psikolojik deneyimin modern bir adlandırması.”
Kendisi Vogue Türkiye’ye ick’i detaylarıyla açıklıyor. “Bunu erotik saygınlıkta ani bir tiksinti artışının yol açtığı, keskin bir düşüş olarak düşünebilirsiniz.” Voce’ye göre ick, yalnızca daha az çekim duymak değil, yaklaşma halinden kaçınma haline bir geçiş aslında. “Sinir sisteminiz bir şeylerin yanlış olduğunun sinyalini verir ve zihniniz bu ipucunu hızla genel bir sonuca dönüştürür.” İlişki uzmanından öğrendiğimize göre yalnızca yüzeyde olup biten bir “iyy!” tepkisi değil bu.
Derinlerine indiğinizde, partnerinizin sesli yemek yemesinden daha büyük problemleriniz olabileceğini işaret ediyor. Voce ick’i süreçlere ayırdığı bir zincir olarak tanımlıyor. “Bedensel düzeyde tiksinti, çoğu zaman ‘yaklaşma, birleşme’ diyen mikrodüzel bir iğrenme tepkisidir.” Ardından anlam yükleme geliyor. “Bu davranış, onun gerçekte kim olduğunu gösteriyor.” Sonuç: Mesafe arayışı. “Açıklık ve samimiyet artık güvenli ya da gururlu hissettirmediği için arzu çöküşe geçiyor.” Ick kimi zaman akıllıca bir uyarı, kimi zamansa bir savunma mekanizması. “Önemsiz gibi görünen bir an, aslında daha büyük bir sorunun sembolü: Küçümseme, hak görme, güvenilmezlik, sınır ihlalleri ya da değer çatışması.” Voce’nin saydığı bu durumlarda hissedilen tiksinti, “yüzeysel olmaktan çok uzak.” Ick’in bir savunma mekanizması olarak hissedildiği durumlardaysa tiksinti, duygusal açıdan çok daha etkili. “Kararsızlığı ve kırılganlığı hızla keskinliğe dönüştürebilir. Bu yüzden sıklıkla yakınlıktan hemen sonra ortaya çıkar.” Özellikle yakınlığı özerklik kaybı, utanç ya da ileride taşınacak bir yükle eşleştiren bağlanma sistemlerine sahip kişilerde bu durumun daha olası olduğunu vurguluyor Voce.
Yüzeyde salınan ick’in derinlerinde saklanan, düşünmeyi atladığımız önemli bir detaya dikkat çekiyor. “Ick çoğu zaman sosyal-duygusal bir deneyimdir; ‘seni istemiyorum’ ya da ‘seni isterken görülmek istemiyorum’ anlamı taşır.” Yani takıldığınız, erkek arkadaşınızın hesabı didikleyen biri olması değil, bunu arkadaşlarınızın yanında yapmasının sizin hakkınızda ne söyleneceği kaygısı olabilir. “Ben klinik olarak ‘bu ick geçerli mi?’ diye sormam; ‘bu his ne ifade ediyor? Seni gerçek bir tehlikeden mi koruyor, yoksa yakınlığın kendisinden mi?’ diye sorarım.”
Bizse Voce’ye şunu sorduk: Bu anlarda tam olarak ne oluyor?
“Psikolojik anlamda, birer tehdit tepkisi olabilir.” Özellikle sevginin öngörülemezlik, utanç ya da duygusal emekle eşleştiği geçmişlere sahip kişilerde ick’in bir tehdit algısını ifade ettiğini söylüyor. “Sinir sistemi bazı ipuçlarının acıyla sonuçlandığını öğrenmişse, arzuyu susturmak, sıkışıp kalma riskini almaktan daha güvenli hale gelir.” İlişkilerin belki de en büyük ikilemini önümüze seriyor Voce. “Arzu, açıklık ister; açık sistemler ise kırılgandır.” Dolayısıyla belki de siz sürekli şikayet eden, can sıkıcı ve negatif biri değilsiniz; aynı şekilde partneriniz de iç bulandırıcı huyları olan bir düşüncesiz değil.
Genel anlamda sağlıklı seyreden, güvenli ilişkilerde durum farklı. Bu tür ilişkilerde ick’in bir gösterge ışığı gibi çalıştığını söylüyor Voce. “Kaputu aç ve bir bak.” Uzun ilişkilerde ick’in bir aşırı yüklenme sinyali olabileceğini söylüyor. “Fazla birliktelik, yetersiz dinlenme, biriken ama konuşulmayan kırgınlıklar, onarım eksikliği. Aynı zamanda ilişkinin farklılaşmaya ihtiyaç duyduğunu da gösterebilir; yani her iki tarafın da diğerinin ruh haline, taleplerine ya da beklentilerine çökmek zorunda kalmadan kendisi olabileceği bir alan.” Tehlike, ick sertleşip küçümsemeye dönüştüğünde başlıyor. “O zaman başka bir psikolojik zemine geçilir. Küçümseme yıkıcıdır; çünkü sadece çekimi azaltmaz, ilişkinin güvenliğini de çözer.”
Soğuma duygusu tarihte çoğu ilişkide yaşandı, günümüzde de yaşanıyor; ancak Voce’nin altını çizdiği küçük bir farkla: Günümüz ilişki kültürünün bu ani kopuşları büyüttüğüne dair uyarıyor uzman. “Sonsuz seçenek yanılsaması, sürekli karşılaştırma, kırmızı bayraklara aşırı hassasiyet ve nüansı değil kesinliği ödüllendiren bir sosyal medya düzeni içindeyiz.” Gerçek yakınlığın getirdiği “sıradan pürüzlere” karşı daha hassasız.
Bu durumda, ciddiye almanız gereken bir uyarı işaretiyle gelip geçici bir tepkiyi nasıl ayırt edeceğiz?
Sevginin var olduğu bir ilişkiyi pire için yorgan yakar gibi bitirmek üzücü. “Kötü bir günle kalıcı bir tepkiyi ayırt etmek için örüntüye, sürekliliğe ve hissin neyi koruduğuna bakarım” diyor Voce. “Uykunu alır, iyi beslenir, hareket eder, ekrandan uzaklaşır ve bedene geri dönüp soğumanın yumuşadığını görürsen, bu genellikle duruma özgüdür.” Ancak farklı bağlamlarda tekrar ediyor, yakınlık arttıkça şiddetleniyor ve karşındakini toptan değersizleştiren bir anlatıya dönüşüyorsa, bunun bir strateji olabileceğine dair uyarıyor Voce. “Eğer tetikleyici acımasızlık, dürüstlük yoksunluğu ya da kronik sorumsuzluk gibi temel değerlerle ilgiliyse, ben buna ‘kötü bir gün’ değil, ‘veri’ derim.” Günümüzde ick’e dair yanılgılardan biri de bu hisse daha çok kadınların kapıldığı düşüncesi. @submityourick’e en sık yollanan ick’lerin başında, “anne kuzuları” ve genel anlamda flört adabının bilinmemesi gibi durumlar geliyor. Türkiye’den en sık aldıkları ick’lerse yemek adabından yoksun erkeklere dair: “Menüdeki her şeyi söyleyip yanındakiyle paylaşmayanlar dikkat çekiyor.” Berry ve ekibinin fark ettiği bir tuhaflık da Türk erkeklerinin kadınların ellerine karşı epey ilgili olduğu. “Bu Türkiye’ye mi özgü, yoksa tuhaf bir tesadüf mü, bilmiyoruz.” Baya Voce ise bu noktada ick’in psikolojiden çok, toplumsal koşullarla ilişkilendiğinden söz ediyor. “Güvenlik, istikrar, duygusal yeterlilik, sorumluluk alma kapasitesi, duygusal olgunluk ve potansiyel yük taraması... Pek çok kadın ilişkilerde risk yönetimi yapacak şekilde sosyalleştirilmiştir.” Yani partneriniz hesabı didiklerken sizi ick’leyen, “her şey, hep bana mı kalacak” düşüncesi oluyor. Voce’nin ifadesiyle ick, “gelecekteki tükenmişliğe karşı erken bir protesto” ifadesine dönüşüyor. Soru şu aslında: Bu insanla aynı dünyada, aynı hayatı mı yaşıyorum? Kadınların daha hızlı ick’lenmesinin nedeni, bir şeylere daha hızlı, derin anlamlar yüklemeleri olabilir. “Yanlış partneri seçmenin sosyal, ekonomik, fiziksel ve üreme açısından orantısız sonuçları olabileceği öğretilmişse, çok hassas bir tiksinti sistemi geliştirirsiniz.”
Elbette, erkeklerin de ick’i tattığı oluyor. “Sadece her zaman adını koymuyorlar” diyor Voce.
“Saygımı kaybettim, bu çok sinir bozucu ya da artık eskisi gibi hissetmiyorum, diyebilirler ya da bunu ifade etmektense geri çekilme olarak yaşarlar.” Deneyimin meme’leşmesinden dem vuruyor. “Görünürlük, yıllarca sezgilerini bastırmış insanları doğrulayabilir, ama aynı zamanda normal ilişki karmaşıklığını dealbreaker’a dönüştürmeyi de öğretebilir.” Önemli olan, iki gerçekliği aynı anda tutabilmeyi öğrenmek: “Bazen içgüdüleriniz, bazen de korkularınız sizi yakınlıktan korur. Asıl mesele, hangisinin konuştuğunu ayırt etmeyi öğrenmek ve bunu paniğe kapılmadan dinleyebilecek sinir sistemi kapasitesini inşa etmektir.”
Gelelim Ick-Land’den dönüş biletinize –eğer dönmek istiyorsanız tabii.
Voce yanlış yorumlama, aşırı yüklenme, yansıtma ya da ilişkide geçici bir güç mücadelesi üzerine kuruluysa geri döndürülebileceğini söylüyor. “Şaşırtıcı derecede çok sayıda ick, kırgınlık ele alındığında ve saygı yeniden kurulduğunda çözülür. Çekim sadece bedenle ilgili değildir; haysiyetle de ilgilidir.” Yani partnerler etkiyi kabul ettiğinde, sorumluluk alıp davranışı değiştirdiğinde ve dolayısıyla güveni onardığında, arzu da geri döner. “Bir ick’i çalışmak, insan kusurlarına toleransı genişletirken ayırt etme yetisini kaybetmemek anlamına geliyorsa, bu duygusal olgunluk göstergesidir.” Voce’ye göre olgun sevgi, “bu beni sinirlendiriyor” ile “bu benim için güvensiz” arasındaki farkı ayırt edebilme becerisinde gizli. Ancak ick’i geri almaya uğraşmak, benliği uyuşturmak anlamına gelmemeli. “Bedeniniz küçümseme, zorlama, kronik saygısızlık, duygusal terk edilme ya da tekrarlanan ihanet sinyali veriyorsa; kendinizi bunu aşmaya zorlamak, inceltilmiş bir kendine ihanet biçimi olabilir.” Sinir sisteminiz ayrımı yapabilecek kabiliyette aslında; önemli olan sesini duyabilmek. “Sizi büyüten bir rahatsızlığa mı, yoksa sizi küçülten bir zarara mı katlanmanız isteniyor? Sinir sisteminiz, zihniniz pazarlık etmeye çalışsa bile, farkı bilir.”
@submityourick ekibi de konuyu çok tartışmış ve romantik bir tarafta duruyor. Ne de olsa ilhamları, Modern Love’dan. Cagan’a göre geri dönüşü olmayan bir şey yok; birini seviyorsan, neredeyse her şeyi yapabilir ve ick’lenmezsin. Berry ise ick’in aşılabileceğini söylüyor, ancak küçük bir uyarı işareti olarak kayda geçmesi gerektiğini de vurguluyor. “Sezgisel bir dikkat dürtüsü gibi. Hepimiz bir ick yaşadık ya da yaşattık; etkisinden kimse muaf değil. Ama belki de en büyük ick, bir ick’i aşamamak.” Hammond’a göre, aşk, ick’leri aşmayı ve partnerini olduğu gibi, ick’leriyle kabul etmeyi öğrenmek.