Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.
Tülin Şahin, yeni kitabı "Diyet Yapmıyoruz" ile sağlıklı yaşam ve beslenmeye dair yaklaşımını okurlarla buluşturuyor.
Ünlü model, sunucu ve yazar Tülin Şahin, 18. kitabı Diyet Yapmıyoruz ile sağlıklı yaşam anlayışını sayfalara taşıyor. Beslenmeye yasaklar üzerinden değil, denge ve sürdürülebilir alışkanlıklar üzerinden yaklaşan Şahin, kitabının ilhamını ve bu yeni yolculuğunun detaylarını paylaştı.
Diyet kültürü bana göre hiçbir zaman yalnızca yemekle ilgili olmadı; beden üzerinde kurmaya çalıştığımız kontrolle ilgiliydi. Özellikle kadınlara yıllarca bedenlerinin sürekli düzeltilmesi gereken bir proje olduğu söylendi. Ben bu anlatının içine hiçbir zaman bütünüyle girmiyorum.
Modellik, bedenimi yalnızca nasıl göründüğü üzerinden değil, nasıl çalıştığı üzerinden de tanımamı sağlıyor. Çünkü beden benim en uzun soluklu çalışma arkadaşım. Uzun çekim günleri, kıtalar arası uçuşlar, değişen saat dilimleri, yoğun tempo… Bunların hiçbirini yalnızca iradeyle yönetemiyorsunuz. Bedeninizle iş birliği kurmanız gerekiyor.
Bu yüzden hiçbir zaman yasaklarla yaşayan biri olmuyorum. Trendler değişiyor ama biyoloji değişmiyor. Bugün longevity dediğimiz yaklaşım bana yeni gelmiyor; sadece yıllardır yaşadığım yaşam biçiminin artık bilimsel bir çerçevesi ve adı var.
Bir yiyeceğin karakteri yoktur ama biz ona karakter yüklüyoruz. Bir dilim ekmekten suçluluk, bir detoks içeceğinden erdem üretmeye çalışıyoruz. Oysa beden bu kategorilerle değil, biyolojiyle çalışıyor.
Dünyanın farklı kültürlerinde yaşarken ve çalışırken dikkatimi çeken ortak nokta şu oluyor; sağlıklı toplumlar yiyeceklerle savaşmıyor. Sofrayla daha doğal, daha sakin bir ilişki kuruyorlar. Akdeniz kültüründe paylaşım, Japonya’da ölçülülük, İtalya’da yemeğin aceleye getirilmemesi… Hepsi aynı yere çıkıyor. Sağlıklı beslenme özgürlüğü azaltan değil, artıran bir şey olmalı. Yasaklarla kurulan ilişki uzun ömürlü olmuyor; dengeyle kurulan ilişki oluyor.
Bence en büyük hata, bedenimizi yönetmeye çalışırken onu tanımayı ihmal etmemiz. İnsan bedeni inanılmaz sofistike bir sistem. Yorgunluğu da söylüyor, stresi de söylüyor, yanlış beslenmeyi de söylüyor. Biz ise çoğu zaman bu sinyalleri dinlemek yerine onları susturacak yeni yöntemler arıyoruz.
Bir başka yanılgı da sağlığı sürekli yeni keşiflerde aramak. Oysa bilim ilerledikçe en güçlü gerçeklerin ne kadar sade olduğunu görüyoruz. Düzenli hareket, kaliteli uyku, güçlü kas yapısı, gerçek gıda ve iyi çalışan bir sinir sistemi… Bunlar modası geçen kavramlar değil. Gerçek sağlık çoğu zaman karmaşık değil; istikrarlı.
En büyük mit, sağlığın dışarıdan satın alınabilecek bir şey olduğu düşüncesi. Bugün tek bir ürünün, tek bir takviyenin ya da tek bir yöntemin hayatı değiştireceğine inanmak çok cazip geliyor. Çünkü hız çağında yaşıyoruz. Ama biyolojinin hâlâ kendi zamanı var.
Dünyanın neresinde olursanız olun insan bedeni aynı temel prensiplerle çalışıyor. Tutarlılığı ödüllendiriyor, aşırılığı değil.
Belki de sağlık sektörünün en az heyecan verici ama en doğru cümlesi şu: İnsan bedeni mucize istemiyor; süreklilik istiyor. Hep dediğim bir şey var “sağlık varlıktır”: “Health is wealth” Şu an dünyada “yeni lüks” de çok konuşulurken aslında en büyük lüks sağlık.
Longevity bana göre yalnızca daha uzun yaşamak değil; hayatın her döneminde kapasitenizi koruyabilmek. Mesleğim sayesinde dünyanın çok farklı yerlerinde çalışma fırsatı buluyorum. Çin’de başka bir yaşam ritmiyle, Akdeniz’de başka bir beslenme kültürüyle, Kuzey Avrupa’da hareketin gündelik hayata nasıl yayıldığıyla karşılaşıyorum. Kültürler farklı ama ortak zihniyet aynı: Kimse bedenini cezalandırmıyor. Ona yatırım yapıyor.
Ben de bedenime hiçbir zaman yalnızca bugünkü çekim ya da yarınki defile için bakmıyorum. Hayatımın tamamı için bakıyorum. Moda bana bedenin nasıl göründüğünü öğretiyor. Bilim ise neden öyle çalıştığını anlatıyor. Dün de bugün de ikisini birbirinden ayırmadım, ayırmıyorum. 20’li yaşlarımda modelliğe başladığımda böyle düşünüyordum bugün 46 yaşında hala modellik yaparken de. İşte tam da bu yüzden hala modellik yapabiliyorum. Çünkü gerçek estetik, sağlığın en zarif sonucudur.

Beni düşündüren iğnelerin kendisi değil; onlara yüklediğimiz anlam. Teknoloji geliştikçe bedenimizle daha barışık olacağımızı sanıyoruz ama çoğu zaman tam tersi oluyor. Araçlarımız gelişiyor, sabrımız azalıyor.
Bugün dönüşümü deneyimlemek yerine satın almak istiyoruz. Elbette tıbbın sunduğu yeniliklerin doğru kullanım alanları var. Ama bu ilginin büyüklüğü bana başka bir şeyi anlatıyor: Hâlâ görünüşü, sağlığın önüne koymaya çok yatkınız. İkisi birlikte dengeli gitmeli. İğnelerle hızlı bir etki görülüyor olabilir ama ya peki sizi ileride taşıyacak olan kaslarınız? Onları da eritiyorsunuz yağ ile birlikte.
Belki de artık “Nasıl daha hızlı zayıflarım?” yerine “Nasıl daha uzun süre güçlü, üretken ve bağımsız kalırım?” diye sormaya başlamamız gerekiyor.
Hayatım boyunca değişmeyen üç temel ilke var: Hareket etmek, kaliteli uykuya öncelik vermek ve mümkün olduğunca gerçek ve sezonunda olan gıdayla beslenmek. Dünyanın neresinde olursam olayım bunlar değişmiyor. Çünkü sağlığı belirleyen şey mükemmel günler değil; tekrar edilen alışkanlıklar. Bence zarafet de biraz böyle bir şey. Gösterişli olan değil, sürdürülebilir olan.
Umarım kitabı bitirdiklerinde bedenlerine yönelttikleri bakış değişir. Çünkü insanın bedenine nasıl baktığı, aslında kendisiyle nasıl bir ilişki kurduğunu gösteriyor.
Bugün sağlık üzerine çok konuşuyoruz ama bazen sağlıklı olma arzusunu, kendimizi sürekli düzeltme baskısıyla karıştırıyoruz. Ben bu kitabın yeni kurallar koymasını değil, gereksiz yükleri hafifletmesini istiyorum.
Tartı size yalnızca bir sayı söyler. Oysa iyi yaşamak çok daha sofistike bir deneyimdir. Sabah nasıl uyandığınız, gün içinde ne kadar üretebildiğiniz, merakınızı, enerjinizi ve yaşam sevincinizi koruyabilmeniz… Benim için bunlar sağlığın gerçek göstergeleri.
Aslında kendime yeni bir tavsiye vermem gerekmiyor. Çünkü bedenimle kurduğum ilişkinin temel ilkeleri çok genç yaşlarımdan beri değişmiyor. Hiçbir zaman yasaklarla yaşayan biri olmuyorum. Trendlerin peşinden gitmiyorum, koşmuyorum. Bedenimin biyolojisine güveniyorum.
Belki sadece şunu hatırlatıyorum: Merak etmeye devam et. Çalışmaya, üretmeye hep devam et. Çalışmak sağlık demektir. Bugün gidin bir hastaneye, yatan hastaya sorun size vereceği tek cevap “ah bu yataktan bir kalksam da koşsam, yürüsem, çalışsam” olacaktır. Çünkü bilim ilerledikçe, yıllardır sezgisel olarak inandığım pek çok yaklaşımın güçlü verilerle desteklendiğini görmek bana büyük bir mutluluk veriyor.
Bugün longevity, metabolik sağlık ya da sağlıklı yaş alma üzerine konuşuyoruz. Ben bunları bir trend olarak değil, bedenime duyduğum saygının doğal devamı olarak görüyorum. Sanırım gerçek zarafet de tam burada başlıyor. Kendinizi değiştirmeye çalışmayı bırakıp, kendinizi daha iyi anlamaya başladığınız yerde.