05 Mayıs 2022

Ottolinger Güzellik ve Feminenlik Kodlarını Yeniden Yazıyor

RÖPORTAJ: BERİL TÜRKMEN

Üniversite yıllarından iki arkadaş Christa Bösch ve Cosima Gadient. Mezun olduktan sonra yolları kendi markalarını kurmak için kesişiyor ve böylece ortaya Berlin merkezli, avangard siluetleriyle tanıdığımız, şahsına münhasır estetik anlayışıyla karşı koyamadığımız Ottolinger çıkıyor. Vücudu saran kumaşlar, asimetrik kesimler, sürreal baskılar, rastgele bağlanmış gibi görünen bağcıklar ve radikal aksesuarlarla tam olarak “kusursuz kaos”u tasarlıyorlar zira doğanın kendi içinde dengeli iniş çıkışlarından ziyadesiyle esinleniyorlar. Bösch ve Gadient markalarını, bakış açılarını, ilham kaynaklarını ve ortaklıklarını Vogue Türkiye okuyucularıyla paylaşıyor. 

Ottolinger

Ottolinger’i tanımayanlar için bir özetle başlayalım. Nasıl tanıştınız ve Ottolinger’i kurmaya nasıl karar verdiniz?

Christa Bösch: İsviçre, Basel’de moda okulundaki eğitimimiz sırasında tanıştık. Birbirimizin işlerini daima takdir ederdik, ardından da arkadaş olduk. Mezuniyetten sonra Cosima bir performans sanatçısının kostümlerini hazırlıyordu, bense staj yapıyordum. Bir gün beni aradı ve “haydi kendi markamızı kuralım!” dedi. Ondan sonra her şey çok çabuk gelişti… Berlin’e taşındık ve ilk projemiz üzerine çalışmaya başladık. Bu projeyle New York’ta Files Runway ödülünü kazandık ve New York Moda Haftası’nda bir defile düzenleme şansımız oldu. Defileden sonra Kanye West bizi aradı ve maceramız böylece başladı!

İsviçre kökenleriniz tasarımlarınızı nasıl etkiliyor?

Cosima Gadient: İsviçre’nin doğası çok güzel, çok huzurlu. Doğada öyle çok zaman geçirmişiz ki, yeni farkına varıyoruz. Ağaç evler inşa etmişiz, kendi bahçemizde çıplak ayakla yürümüşüz, çiftlik işlerine yardımcı olmuşuz, doğa bize büyük enerji vermiş… Kısacası şimdiye kadar en önemli ilham kaynağımızmış. Bizce doğa, yaşamdaki en güzel şey. Kusurlarıyla kusursuz. Modunun sürekli değişiyor oluşu da hoşumuza gidiyor; güneşten fırtınaya, yağmurdan kara, her modu kendine has. Aynı şey asimetrik ağaçlar, çimler, kar taneleri için de geçerli. Bizim amacımız da doğa kadar güzel ve kusurlarıyla kusursuz giysiler yaratmak.

İsviçre’ye olan sevginiz bu denli aşikarken neden Berlin’e taşınmayı tercih ettiniz?

C.B.: Mezun olduktan sonra İsviçre’den ayrılmamız gerektiğini hissettik, Berlin’de o kadar çok arkadaşımız vardı ki buraya taşınma fikri kulağa çok doğal geliyordu. Berlin çok özgün bir şehir, bize de özgürlük ve alan vaat ediyor. Burada müzik ve sanat endüstrisinde birçok arkadaşımızın oluşu da fikir alışverişi yapma imkanı sağlıyor. Bu şehir bize ilham veriyor, başka bir şehirde işimize bu kadar odaklanabilmemiz mümkün olmazdı. 

Berlin size tam olarak ne açıdan ilham veriyor?

C.G.: Aslında söylemesi zor zira başka bir şehirde nasıl ilham alırdık bilmiyoruz ama genel olarak Berlin’in uluslararası bir yer olduğunu belirtmeliyiz. Dünyanın dört bir yanından buraya taşınan birçok kreatif insan var, taşınmaya da devam ediyorlar… Berlin’i özel kılan da bu insanlar. Şehirde ilham veren bir yaratıcı enerji var ki bu da bizi daima bir şeyler üretme ve her sezon kendimizi yeniden keşfetme konusunda motive ediyor.

Ottolinger ismi nereden geliyor? 

C.B.: Buraya ilk geldiğimizde sekiz metrekarelik küçücük bir stüdyoda çalışmaya başladık. Posta kutusu ve ana güç sigortası yan dairedeki aileyle ortak kullanılıyordu. Postalarımız da hep o ailenin soyadına gelirdi: Ottolinger. Sonrasında oradan taşındık ama isimlerini bırakmadık.

Ottolinger

Böyle küçük ve günlük ayrıntılar, tesadüfler tasarımlarınızı etkiler mi? 

C.G.: Kesinlikle evet! Günlük tesadüflere bayılırız, iyi olanlara tabii ki! Kimi zaman çok ilham verici olabiliyorlar, böylelerine her zaman kapımız açık.

Biraz da 2022 İlkbahar/Yaz koleksiyonunuzdan bahsedelim. Zamanın ruhunu kusursuz biçimde yakalayan güzel siluetlerinizin ardındaki hikaye nedir?

C.B.: 2022 İlkbahar/Yaz koleksiyonu vücutla epey ilintili. Vücudu kendi güzelliği içerisinde yüceltmek ve herkesin en iyi yanının altını çizmek üzerine. Doğanın baskınlığından ve dürüstlüğünden etkilendik. Mesela kaburgaların tıpkı asma yapraklarının duvara sarıldığı gibi vücuda kendine has bir şekilde tırmanmasından… Her zaman olduğu gibi koleksiyonun temel elementi doğaydı. Amacımız yaptıklarımızla birilerini memnun etmek değil, dürüst davranmak ve kendimiz olmaktı. Tasarımları keşfeden herkes de böyle bir enerjiyle dolmalı.

Peki, ikili olarak çalışmanın avantaj ve dezavantajları nedir?

C.G.: Bir suç ortağınızın olması çok güzel bir duygu. Birbirimize sonuna kadar güveniyoruz, aldığımız geri dönüşlerin -bazen duymak istemesek bile- daima dürüst ve samimi olduğundan eminiz. İkimiz farklı karakterlere sahibiz aslında, farklı güçlü ve zayıf yönlerimiz var ki birlikteliğimizi mükemmelleştiren de bu. İş bölümü yapıyoruz, birbirimizin güçlü taraflarından besleniyoruz. Elbette her ortaklıkta görülebileceği gibi hemfikir olmadığımız günler oluyor ama tartışmakla zamanımızı harcamıyoruz çünkü başka fikirler ve bakış açıları insanı yorabilir ama her zaman gereklidir. Biliyoruz ki eğer fikrin sonucundan ikimiz de hoşnutsak, bu fikir kesinlikle işe yarayacaktır.

Ottolinger olarak sürdürülebilirlik için attığınız adımlar var mı?

C.B.: Doğayla iç içe büyümek bu konudaki farkındalığımızı yükseltti. Ebeveynlerimiz de bu konuda çok duyarlıydı. Biz de her zaman kendimizi bir adım öteye geçmek konusunda zorluyoruz. Doğa dostu kumaşlar ve materyaller kullanmaya, adım adım daha organik ve sürdürülebilir olmaya gayret gösteriyoruz. Sıradaki hedefimiz karbon ayak izimizi azaltmak için ulaşım zincirini minimuma indirmek. Bu nedenle üretimimizin büyük bölümünü Avrupa’da gerçekleştiriyoruz.

Son zamanlarda Cheyenne Julien, Lucie Stahl ve KannaSwiss gibi isim ve markalarla işbirliği yaptınız. Günümüzde kreatif işbirlikleri moda sahnesinin olmazsa olmazı hâline geldi. Bu ortaklıklar yaratıcılığınızı nasıl besliyor?

C.G.: İşbirliği yapmak ve işbirliği yaptığın insanlardan bir şeyler öğrenmek şahane, yaratıcılığını güçlendiriyor. Her işbirliği de kendi içinde farklı özelliklere sahip, her bir isimden dünyayı nasıl gördüklerine, vizyonlarına, neyi keşfetmek istediklerine dair fikir edinmek ve bu keşfi birlikte yapmak gerçekten çok keyifli.

Tasarımlarınızla güzellik ve feminenlik anlayışlarını yeniden yazıyorsunuz. Bu kavramlara olan bakış açınızı nasıl tanımlarsınız?

C.B.: Bizim işimiz daha çok vücudu çerçevelemek ve kıvrımları yüceltmekle alakalı. Her ama her vücudu en güzel ve en seksi hâliyle göstermeyi seviyoruz. Hepimiz birbirimizden farklıyız, tıpkı vücutlarımız gibi… Arzuladığımız şey herkesin giysilerimiz içinde güzel görünmesi, güzel hissetmesi. 

ETİKETLER: OTTOLİNGER , RÖPORTAJ