Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.
Tasarlıyor, yeni bağlamlar kazandırıyor, iletişim ve pazarlama süreçlerini kurguluyor, tüketiciye sunuyorlar. İşleri daima hassas bir terazi üzerinde; kimi yaratıcılığın içgüdüsel yönüne sırtını yaslıyor, kimi mükemmele ulaşmak için artı ve eksileri kontrol ediyor. Farklı alanlarda üretseler de hepsi büyümekte olan bir moda pazarına yön veriyor. Üstelik bunu, çoğu moda eleştirmeninin şimdiden modanın yeni başkenti olarak andığı Berlin’de yapıyorlar. Tanıştıralım: Berlin modasını kendine has dokunuşlarıyla şekillendiren dört Türk. Bazılarının küfesinde 1960’lardaki yoğun iş göçünün hikayesi var. Bir kısmı ise günümüzün yükselen mobilitesi ile expat olarak bu şehri seçmiş. Ortak noktaları kendi kültürleriyle kurdukları sıkı bağ. Tasarımdan iletişime, styling’den mağazacılığa sektörün piri haline gelmiş bu dört isimle Berlin’de buluşuyoruz. Konu konuyu açıyor; kültür, kimlik ve Berlin-İstanbul arası stil diyalogları üzerine sohbet ediyoruz.

On beş yıldan uzun süredir Berlin moda sahnesine yön veren Sevil Uğuz, şehrin bir numaralı konsept mağazası PLATTE ve moda derneği LNFA’in kurucularından. PLATTE’yi yönettiği on yıl boyunca şehrin genç ve yükselen tasarımcılarına hem mağaza kapsamında hem de çeşitli etkinliklerle alan açtı. Berlin Moda Haftası’nda yer alan çoğu markanın gelişiminde bizzat rol oynadı. Ajansı 0049x’in kuruluşuyla eşzamanlı olarak şimdilerde Berlin Curated projesi ile şehrin yeni yeteneklerine görünürlük kazandırıyor, Berlin modasının ekonomik sürdürülebilirliği için alternatif yöntemler kurguluyor. Yakın zamanda Charli XCX’in Berlinale kapsamında sergilediği The Moment filminin resmi partisini organize etti, Vogue Almanya eski genel yayın yönetmeni Christiane Arp ile çalışıyor.
“Türk kültürü benim daima bir parçam ve hem kişisel hem de profesyonel hayatımı kendiliğinden etkiliyor” diyor, kökenleriyle ilişkisini sorduğumda. “Akdenizli kökenim; liderlik tarzımı iletişime açık, işbirliği odaklı, bağlara ve sıcaklığa değer veren bir biçimde şekillendiriyor. Bu yönlerim sayesinde kapsayıcılık (diversity) ilkesi, ekibimde bir konseptin ötesine geçiyor, aktif olarak yaşadığımız bir gerçekliğe dönüşüyor.” Berlin modasına dair içgörülerini “Deneysellik ve inovasyonun bir araya geldiği bir alan burası” sözleriyle açıklıyor. “Berlin çoğu zaman bir trend laboratuvarı bence; burada gördüklerimiz zamanla uluslararası sahneye de taşınıyor. Globalin bu ilgisine rağmen yine de mütevazı, kapsayıcı ve açık bir yapıya sahip.” Ona göre Berlin modasında yükselen fenomen, zanaatkarlıktan geçiyor ve bunu Türk modasıyla esaslı bir diyalog içerisinde yorumluyor. “Türkiye’nin prodüksiyon ve zanaatkarlıktaki derin uzmanlığı bir gerçek. Berlin’de paralel gelişmelere şahit olmak beni heyecanlandırıyor.”
Peki ya Türk modası? Uğuz, Almanya’da yaşasa da hem sektörü takipte hem de Türkiye’yi sık sık ziyaret ediyor. “Türk modası çok güçlü bir pozisyonda, çünkü Türkiye hem üretim uzmanlığına sahip hem de altyapısı güçlü bir ülke. Bu, sektöre global sisteme göre daha yüksek bir otonomi ve bağımsızlık tanıyor. Türk markaların uluslararası moda hareketlerini takip etmek yerine kendi trendlerini belirlemek konusunda gitgide yükselen özgüveni, fazlasıyla heyecan verici.” Özellikle Les Benjamins, Burç Akyol ve Dilara Fındıkoğlu gibi marka ve isimlere atıfta bulunan Uğuz’un dileği, Türk modasının diğer moda başkentleri ile daha sık yaratıcı işbirliklerine imza atması ve kültürel köprüler inşa etmesi yönünde.

İşini daima kültür, kimlik ve topluluk temaları üzerinden kurgulayan Neslihan Değerli, kreatif ajans Avec Nous ve TITLE dergisinin kurucu ortağı. Eşzamanlı olarak kreatif yönetmenlik, sanat yönetmenliği ve styling de yapıyor. Hem ajans hem dergi aracılığıyla Alman moda ekseninde çeşitli projeler üretti. Condé Nast, Prada, Nike ve adidas gibi markalarla çalıştı. Ajansı Avec Nous’nun etkinliklerinde temel odağı ise şehrin filtresiz, gerçek topluluklarını bir araya getirmek: “Türk kimliğim, işime eklediğim bir katman değil. Dünyaya baktığım bir lens.” Ona göre iki kültür arasında büyümek, kendisine bir nevi çevirmenlik yetisi kazandırmış. Duygusal, estetik ve sosyal anlamda olan biteni sezmek, kimlikten kimliğe bürünmek, köprüler kurmak bu yetinin birer hediyesi. “Türk kültürünün olmazsa olmazı sıcakkanlılığı hep beraberimde taşıyorum. Bir masa etrafına oturmak; nesiller arası aktarılan hikayeleri dinlemek; Türk estetiğiyle, zanaatıyla, tekstilleriyle gururlanmak, yaptığım işe hep katkıda bulunuyor.”
Değerli, Berlin’in ona kreatif özgürlük, Türk köklerinin ise derinlik sağladığını söylüyor. Bu diyaloğu, kendisini en yaratıcı hissettiği nokta olarak tanımlıyor. Konu Berlin moda kültürü olunca şehrin ışıltılar yerine gerçeklikleri ele aldığını düşünüyor. “Politik, çiğ hatta kaotik” sıfatları da bu düşüncelerin ardından geliyor. Alt kültürlerin, deneyselliğin limanı olan Berlin’de modaya üründen öte bir perspektif sunduğu fikrinde. “Asıl ilginç bulduğum ise Berlin ve İstanbul arasındaki kültürel alışveriş. Her iki şehir de geleneksel-modern, Doğu-Batı, yapısallık-doğaçlama arasında ikili bir yapıya sahip.” Onun için bu benzerlikler sonucu gelişen diyalog daima güçleniyor ve bu gücü, dürüstlüğünden alıyor. Türk modasının bugünlerde önemli bir süreçte olduğunu belirtiyor: “Türk modası bir tarafta hep üretim ve zanaat gücüne sahipti. Diğer yandan new-gen Türk tasarımcılar bugünlerde imitasyon yerine kimliğe odaklanıyor. Bence Türk modasının geleceği, kültürel zenginliğimizi ifade etmekten geçiyor.” Global onaya ihtiyaç duymayan; kültürün maksimalist, duygusal, özgüvenli tavrından ve hikaye anlatıcılığından güç alan bir ifade bu. Türk modasının globalde pozisyonunu güçlendirdiğini ifade eden Değerli, yine de onu en heyecanlandıran noktanın İstanbul ve Berlin arasındaki işbirliği olduğunu söylüyor. “Bu işbirliklerinde kökenler, gelecekle; zanaatkarlık dijital kültürle buluşuyor. Bence gerçek inovasyon, tam da burada ortaya çıkıyor.”

2017 yılında İstanbul’da kurduğu Cult Form ile new-gen Türk modasının önemli yüzlerinden birine dönüşen Merve Abedan, globale ilk açılışını yorgan tights parçalarını Bella Hadid, Kim Kardashian ve Victoria Monét gibi isimlerin üzerinde taşımasıyla gerçekleştirmişti. Bundan birkaç yıl sonra Berlin’e taşınarak Türk modasının Avrupa’da önde gelen temsilcilerinden birine dönüştü. Marka Berlinerler tarafından pek sevildi, Abedan’a göre şehrin kreatif sahnesiyle yakın bir ilişkide büyüdü. İki şehir arası kurduğu bu stil diyaloğuna binaen “Türk kökenim benim için hep belirleyici oldu” diyor. “Türkiye’de büyüdüm ve ülkemizin üretim kültürü, tekstil bilgisi, zanaat tarafı bilinçli ya da bilinçsiz olarak her işime yansıyor. Cult Form, Türkiye’nin güçlü tekstil geleneğinden besleniyor.” Nesiller boyu babaannelerimizden aktarılan kültürel bir miras diyebileceğimiz yorganları dünyaca ünlü isimlerin üzerinde görmek, sahiden de Abedan’ın kökenlerinden aldığı gücü kanıtlar nitelikte.
İstanbul’dan beslenmiş bir tasarımcı olarak Berlin’e dair ne düşünüyor? “Burası deneysel, sınırları zorlamaya teşvik eden bir atmosfere sahip. Bu bana büyük bir özgürlük sundu. Haliyle estetik anlamda daha cesur kararlar almamı sağlıyor.” Ancak Merve’nin altını çizdiği bir nokta var ki o da Berlin’in modern stil kodlarını şekillendirirken kültürüne duyduğu bağlılıktan vazgeçmemesi. İki kültür arasında denge kurduğunu söylüyor, zanaat ve cesaretin birlikteliğini Cult Form’da yakalamanın mümkün olduğuna inanıyor. Paris, Milano gibi güçlü endüstriyel moda sahnelerinin aksine alt kültürden beslenen, özgür bir yaratıcı ortam sunduğunu düşündüğü Berlin moda sahnesinin Türk modasıyla diyaloğunun ise dikkate değer bir potansiyel taşıdığı fikrinde: “Türkiye güçlü bir üretim altyapısına, zanaata ve tekstil bilgisine sahip. Berlin ise daha çok fikir, konsept ve kültürel deney alanı sunuyor. Bu iki dünya birbirini kolaylıkla tamamlayabilir.” Tam da buradan yola çıkıp Türkiye’de doğmuş olmanın onun için bir avantaj olduğunu da belirtiyor. “Türkiye’deki bu köklü üretim kültürünü biliyor ve bunu Berlin’deki atmosferle bir araya getirebiliyorum. Cult Form’da bu iki dünyanın kesişimini görünür kılabilmek beni gerçekten heyecanlandırıyor.” Markanın Berlin’de büyüse de Türkiye’de doğduğunu vurgulayan Abedan, Türk modasının geleceğine dair oldukça optimist: “Şu anda Türk modası hâlâ potansiyelinin başlarında fakat çok dikkat çeken bir noktada bence” diyor. “Özellikle bağımsız markalar ve niş estetikler, Türk modasının global görünürlüğüne alan açıyor. Önümüzdeki günlerde Türkiye menşeli markaların uluslararası platformlar ve işbirliklerinde daha sık yer alacağını düşünüyorum.”

2019 yılında henüz Nike Türkiye’de çalışırken Voo Store’u İstanbul’a getirme fikrinin ardından mağaza yönetimiyle tanışan Akçay, nihayetinde kendini Berlin’de, bu dünyaca ünlü konsept mağazanın satın alma ve pazarlama müdürü olarak buldu. Geçtiğimiz yılın sonunda CEO pozisyonuna yükseldi; önce Berlin'in, devamında ise dünyanın sokak giyim kültüründen feyz alıp mağazayı yeniden şekillendirmeye odaklandı. Ona Türk kökenlerinin, Türkiye’de yetişmiş olmanın işine ne kattığını sorduğumda, “Moda ve perakende sektörlerinin güncel olarak yaşadığı sorunlar sebebiyle dinamik, proaktif ve çözüm odaklı davranmayı gerçekten önemsiyorum. Türk kökenlerimden aldığım en önemli özellikler bunlar” diyor.
Akçay, İstanbul’dayken de sokak stilinin nabzını tutmuş olsa da Berlin’in kodlarını şekillendirmeye başladığından beri kendi perspektifinde bazı değişimler gözlemlemiş. Özellikle Berlin modasına yönelik stereotipleri “Markalar çoğunlukla gece kulübü ilhamına odaklansa dahi burada güçlü bir vintage geleneği var” şeklinde açıklıyor. “Bu vintage geleneği bana, modaya daha sürdürülebilir bir gözle bakmayı öğretti. Hem kişisel seviyede hem de Voo için satın-alım gerçekleştirirken ürünlere gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını iyice tartıyor, kimliği doğru belirlemeye özen gösteriyorum.”
Konumuz elbette diyaloglar: Berlin ve İstanbul arasında ne gibi köprüler, ne gibi farklar görüyor? Akçay’ın sektördeki odağı tüketiciler ve satın alma alışkanlıklarımız. Sürdürülebilirliğe dair ifadelerine bir ilave yaparak “Açıkçası Türkiye’de de hem mağaza hem de müşterilerde bu sürdürülebilirlik odaklı bakış açısının yaygınlaştığını görmek isterim” diyor. Türk modasının geleceğini nasıl yorumluyor? Voo’da gözlemlediği ve kişisel olarak deneyimlediği kadarıyla dünya, Türk modasına hangi şartlar altında daha büyük bir yer açabilir? “Hem ulaşılabilir hem de lüks segmentte, özellikle İstanbul kültürünü iyice benimsemiş, lokal DNA’yı dolu dolu yansıtan örneklerle” diye açıklıyor. Radarında olan Sera Studio’yu, bu örneklerden biri olarak gösteriyor. “Türk modasına dair bu aralar en takdir ettiğim marka. İşin üzücü kısmı ise markanın Paris merkezli olması.” Özetle dileği, kültürel anlatıyı esas alan tasarımcıların sayısının, İstanbul’da yükselip dünyaya ulaşması. Tıpkı diğer katılımcılar gibi Akçay da Türk modasının global varlığının bağımsız markalarla sıkı bir ilişkisi olduğuna inanıyor ve iyi dilekleriyle tamamlıyor röportajımızı. “Bu tür bağımsız markaların sayısının, gün geçtikçe artacağını umuyorum.”