19 Ağustos 2015

"Moda Geçer, Stil Kalır"

YAZI: İNAN KIRDEMİR

Marilyn Monroe’ya bir röportajında gece yatarken ne giydiği sorulduğunda, hiç tereddüt etmeden  “Chanel No. 5” cevabını verir. “Chanel No. 5”, Monroe için sadece bir parfümden ibaret değildir, yalnızlığını paylaşmak için örtündüğü özel bir eşlikçidir. Chanel’i ayrı bir yere koyan, tam da bu, hayatlara nüfuz edişi değil mi?
 
 
 
 
Chanel hikayesinin baş kahramanı Gabrielle Bonheur Chanel, yani Coco Chanel. 1883’te Güney Fransa’nın Saumur şehrinde doğdu. Annesinin ölümü ve babasının ailesini terk edişinden sonra yetimhanede büyüyen Coco’nun, dünyaya adını altın harflerle yazdıracağından henüz kimse haberdar değildi. Katolik bir yetimhanenin katı kurallarıyla çocuk yaşta tanışan Coco’nun tek hayali özgürlüğüne kavuşup, sefaletten kurtulmaktı. 18 yaşına girdiğinde özgürlük ehliyetini aldı ve yetimhaneden ayrıldı.
 
Başka bir hayatın temellerini atmaya hazırlanan Chanel yola çıkarkan, ilk önce adını değiştirdi ve söylemekten büyük keyif aldığı bir şarkının isminde geçen “Coco” adını tercih etti. Duruşundaki mesafeli cazibe ve hikayesinin enerjisinde bıraktığı gizemli tortu erkekleri etkilemenin gizli gücüydü.
 
 
Varlıklı bir ailenin oğlu Etienne Balsan, Chanel’in hayatını değiştiren ilk erkekti. Chanel Balsan’ın şatosunda kısa sürede zarafet derslerini başarıyla tamamlayıp, Paris’te bir şapka butiği açtı. Dönemin abartılı tasarımlarının yanında sadeliği kod olarak seçerek, Paris sokaklarında fırtına gibi esmeye başladı. Chanel Parizyenlerde çoktan büyük merak uyandırmıştı.
 
Gösterişten uzak, yalın ve klasik bir tasarım diliyle konuşan bu genç kadın kimdi? Chanel’e göre bir kadın güzelliğiyle özgürleşmeliydi. Güzel görünmek uğruna dar korselere hapsolmamalıydı. Bir erkeğin yanında taşıdığı aksesuar olma görevinden istifa etmeliydi. Chanel’in modası, bir özgürlük beyanıydı aslına. Yalnızca kendini, kadınları değil renkleri de özgürleştirdi. Siyaha yüklenen matemi bir dokunuşla asalete dönüştürdü. Etekleri keserek tarihte ilk kez etek boyunu dizlerin üstüne taşıdı.
 
 
Kimine göre başlı başına bir skandaldı, kimine göreyse bir devrimdi. Toplumun değer yargısı ne olursa olsun, moda dünyasının terazisi Chanel’i her zaman hakkıyla tarttı. O hayallerinin peşinden koşan, hayallerini bir amaca dönüştürmeyi başaran bir kahramandı. Yeri doldurulamaz olmak için bir insan mutlaka fark yaratmalı. Vazgeçilmezliğin sırrını tek cümleye sığdıran Chanel, dünya güzeli değildi belki ama farklıydı. 
 
Coco’nun külkedisi masalı her daim mutlulukla örülmedi. Çocukluğundan tanıdığı acı onu aşklarında da yalnız bırakmadı. Büyük aşkı Boy Chapel’i bir trafik kazasında kaybetti. İlk şapka butiğini açmasını sağlayan, hayatını değiştiren adam ölmüştü. Bu kaybın ardından Coco’nun lüks ve kişiye özel kıyafet tasarımları sayesinde Chanel markası dünya çapındaki ününe kavuşmaya başladı. Coco, hayatın olumsuzluklarını çalışarak ve üreterek olumlamaya inanmıştı. 1925 yılında Coco, Westminster Dükü ile Külkedisi masalı kaldığı yerden devam etti. Bu birliktelik resmiyet kazanmasa da, o bir düşesti artık. Chanel’in hayat denizinde dalgalar bir türlü eksik olmadı. 2. Dünya Savaşı’yla Chanel tüm butiklerini kapattı ve evinde haute couture giysiler dikerek yoluna devam etti.
 
 Fotoğraf: Getty Images Turkey
 
Moda sahnesine başrolde geri dönmesi 1945’te gerçekleşti. İngiliz ve Amerikan müşterileri sayesinde Chanel her zamanki gibi yine zirvedeki yerini aldı. Parfüm kullanmayan bir kadının geleceği yoktur. Chanel No. 5 ile tüm zamanların en çok kullanılan parfümünü yaratarak, geleceğiyle bir devrim yazdı. 1971 yılının başında 87 yaşında hasta düşerken bile, Coco bahar koleksiyonunu hazırlamaktan geri kalmadı.  Coco’yu bu kadar cesur ve azimli kılan minik Gabrielle’in hayata tutunma iştahı mıydı bilemiyoruz. Tek bildiğimiz, Chanel’in de dediği gibi stilinin hala ve her zaman kalıcı olacağı.
 

 

ETİKETLER: CHANEL , PARİS , COCO CHANEL , CHANEL NO5 , MODA , TASARIM