Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Madonna’nın merkezleştirici gücünden Charli xcx’in dağıtıcı ağına uzanan çizgide, pop yıldızları müzik üretmekten öte kültürün ana damarlarını şekillendiren bir ekosistem kuruyor.
Charli xcx, 2024’te yayımladığı Girl, so confusing şarkısından iki yıl sonra yine kalbimize bir hançer sapladı. Bir önceki yaz Lorde ile birlikte müzik endüstrisindeki rekabet duygusunun şekillendirdiği karmaşık ilişkileri, kişisel güvensizlikleri ve kırılganlıkları samimiyetle dile getirmişti; bu kez SS26’da çağın karamsarlığını “Bizi hiçbir şey kurtarmayacak; ne müzik, ne moda, ne de sinema…” sözleriyle anlattı. Şarkıya eşlik eden videoda Anthony Vaccarello ve Carine Roitfeld’i gördük; Charli ise Ann Demeulemeester ve Saint Laurent koleksiyonlarından parçalarla podyumdaydı. Madonna yedi yıllık arasını sonlandırıp, Madame X sonrasındaki yeni albümünün müjdesini verirken “Dans etmeli, kutlamalı ve dua etmeliyiz. Bunlar binlerce yıldır yaptığımız şeyler; aslında hepsi birer ruhani pratik. Sonuçta dans pisti ritüelistik bir alan. İnsanın kendi yaralarıyla, kırılganlığıyla ve en savunmasız haliyle bağ kurabildiği bir yer” diye yazmıştı.
Madonna ve Charli’nin satırları ortak bir ruh halini işaret ediyor. Bir albümün, bir filmin ya da bir trendin dünyayı değiştireceğine dair inanç büyük ölçüde kayboldu. Ancak tam da bu nedenle dans pistleri, konserler, defileler ya da ortak kültürel deneyimler başka bir anlam kazandı. Kurtuluş vaat etmiyorlar; onun yerine bir arada olma hissi sunuyorlar. İki pop yıldızının birbiriyle diyalog halinde olması nefis bir duygu. 1980’lerden beri Madonna’nın asıl gücü, müziği kullanarak kültürdeki değişimleri görünür kılmasıydı. Pop müziğin kraliçesi 1990’larda bir şarkıcıdan çok bir küratör gibiydi. Moda, gece hayatı, sanat dünyası, seks politikaları, tabloid kültürü ve aktivizm onun etrafında birbirine bağlanıyordu. Bir Madonna albümü çıktığında kültürün hangi yöne hareket ettiğini de izliyorduk. Bugün Charli’nin konumu da buna benziyor. Aralarındaki en büyük ortaklık müzik değil ekosistem kurabilme becerileri. Madonna, New York kulüplerinden, Harlem balo kültüründen, yeraltı sanat çevrelerinden aldığı enerjiyi ana akıma taşıyordu. Vogue, Erotica ya da Ray of Light farklı alt kültürlerin pop kültürle temas ettiği geçitlerdi. Charli’nin yaptığı da dijital çağın versiyonu. O da internetin dağınık alt kültürlerini, hiperpopu, meme dilini, TikTok mizahını, gece kulübü estetiğini ve çevrimiçi toplulukları bir araya getirerek onları ana akımın içine taşıyor.
Asidik lime yeşili ile bütünleşen döneminin ardından bir soundtrack (Wuthering Heights), iki dünya turnesi ve bir de film (The Moment) geçmesine rağmen iki yıldır hayatımızdaki etkisini devam ettiren Brat’ı ve taşıdığı anlamları yalnızca müzik üzerinden açıklamak mümkün değil. Albüm, 2024 boyunca bir kültürel yazılım gibi çalıştı. İnsanlar albümü dinlemekten çok onun içinde yaşamaya başladı. “Brat” bir sıfat haline geldi. Politikacılar kampanyalarını bu estetik üzerinden yeniden paketlemeye çalıştı. Moda markaları bu dilin peşine düştü. İnternet yeni bir kelime kazandı. Madonna’nın 1990’larda yaptığı gibi… Bir önceki on yıl boyunca birçok kişi Charli’yi çok deneysel, çok internet işi, çok niş buldu. Oysa o sıralarda bir pop fabrikası misali diğer yıldızların şarkılarını da üretiyordu. Sonra dünya Charli’nin olduğu yere geldi. Bu da Madonna’yla kurulan en önemli paralelliklerden biri olabilir. İkisi de popu takip etmek yerine popun birkaç adım önünde yürüyen sanatçılar. Ama aralarında önemli bir fark var. Madonna’nın gücü merkezileştiriciydi. Her şey dönüp dolaşıp Madonna markasına bağlanıyordu. Charli’nin gücü ise dağıtıcı. O kendisini bir merkezden çok bir ağ gibi kuruyor. Troye Sivan’dan Lorde’a, Addison Rae’den Billie Eilish’e kadar uzanan bir evren yarattı. Akranlarıyla beraber üretiyor, turnelere çıkıyor. Kendisini kültürün tek sahibi olarak değil kültürel dolaşımın moderatörü gibi konumlandırıyor. Madonna 1990’larda pop kültürün editörüydü, Charli xcx ise 2020’lerde internet kültürünün editörü. İkisi de dönemin ruh halini üretmekten çok organize ediyor. İnsanlara yalnızca ne dinleyeceklerini söylemiyorlar; nasıl giyineceklerini, nasıl eğleneceklerini, hangi kelimeleri kullanacaklarını ve kendilerini nasıl ifade edeceklerini de belirliyorlar. Charli’yi Madonna’yla karşılaştırmak müzikal bir benzerlik aramak değil; ikisinin de kendi dönemlerinde pop yıldızlığını kültürel yöneticilik seviyesine yükseltmiş olmalarını fark etmek. Ve dürüst olmak gerekirse, 2026 itibarıyla bu tanıma Charli xcx kadar yaklaşan başka bir pop yıldızı bulmak oldukça zor.

Gelelim bu yaz dinleyeceğimiz yeni albümlerdeki beklentilere. Confessions II daha çok Madonna’nın kendi mirasıyla kurduğu ilişkiyi yeniden düzenleme girişimi gibi. 2005’teki Confessions on a Dance Floor geleceğe dönüktü. Yeni bir dildi. O albümde Madonna disko geçmişini kullanıyordu ama gözünü geleceğe dikmişti. Stuart Price prodüksiyonlarıyla elektronik müziğin ana akıma taşındığı bir dönemin merkezinde duruyordu. Hung Up’ın ABBA sample’ları taşıması bile nostaljik olmaktan çok fütüristikti. Confessions II, Madonna’nın diskografisindeki en parlak ya da en parlak ikinci döneme duyduğu özlem ve onu diriltme, kendi mirasını onurlandırma girişimi. Ve belki daha da önemlisi, mirasın kimlere devredileceği. Stuart Price ile yeniden çalışması, yirminci yılını kutlayan orijinal Confessions dönemine sürekli göndermeler yapması, arşivinden kıyafetler çıkarması (Coachella’da Frida Giannini tasarımı mor Gucci mayo ve deri ceketleydi) ve eski görsel kodlarını yeniden kullanması albümü bilinçli biçimde bir devam filmi konumuna getiriyor.
Madonna yeni dönemini haziran ayında New York’taki Tribeca Film Festivali’nde kısa bir filmle tanıttı. Hem yeni şarkılarını duyduk hem de filmde Kate Moss, Benedict Cumberbatch, Odessa A’Zion, Debi Mazar, Arca’yı izledik. Madonna sanki “Ben yalnızca şarkılar üretmedim; insanlar, imgeler, karakterler ve dönemler yarattım” diyor. Kate Moss’u görmek, Charli xcx’in 360 videosunda Chloe Sevigny ile karşılaşmaktan farksız. Ama Moss’un Confessions II-The Film’de yer alması bir anlam daha taşıyor. O da Madonna gibi belirli bir dönemin hatırasını temsil ediyor. Birlikte ekranda belirdiklerinde gördüğümüz şey iki ünlü değil; kulüp kültürünün, modanın ve popun son otuz yılına ait bir hafıza bütünü. Bu albüm geçmişte hissedilen özgürlük hissini bugüne taşıma arzusunda. Kate Moss da Madonna’nın dünyasında belirli bir dönemin sembolü. 1990’ların sonu ve 2000’lerin başındaki o hedonist, Londra-New York eksenli gece hayatı kültürünü temsil ediyor. Bir zamanlar modanın, müziğin ve kulüp kültürünün birbirinden ayrılmadığı dönemi.

Brat sonrası Charli’nin karşısındaki en büyük problem şuydu: “Brat’tan sonra ne yapılır?” Birçok pop yıldızı kariyerinin geri kalanını kendi yarattığı fenomeni tekrar etmeye çalışarak geçirir. Charli ise tam tersini yapıyor. British Vogue röportajında dans pistinin artık eskisi kadar heyecan verici olmadığını, yeni albümünde gitarların ve daha farklı müzikal dokuların peşinden gitmek istediğini söylemişti. Hatta bu açıklamalar yüzünden herkes onun bir rock albümü yaptığını düşünmeye başladı. Sonra Charli çıkıp “Ben rock albümü yaptığımı söylemedim” diyerek kendi yarattığı anlatıyı yine kendisi bozdu. Yeni albümünün adı zaten bunu açıkça söylüyor: Music, Fashion, Film. Albüm kapağında Charli’nin kendisi yok. Onun yerine kendi dallarında neredeyse tanrılaşan üç adam var: Martin Scorsese, Marc Jacobs ve John Cale. Charli, albüm kapağına yüzünü koymak yerine kendi referans sistemini koyuyor. John Cale, avangard ile pop arasındaki köprüyü temsil ediyor. Marc Jacobs, 1990’larda grunge’ı lükse taşıyan tasarımcı olarak alt kültürü ana akıma çevirmenin sembolü. Scorsese ise popüler olanla sanatsal olan arasındaki çizgiyi onlarca yıldır yeniden tanımlayan bir figür.

Bu yaz sık dinleyeceğimiz bir pop prensesi daha var: Ariana Grande. Madonna ya da Charli’nin karşısına koyduğumuzda fark edilen, onun diğerlerinin tersine kültürel kışkırtıcılık üzerinden ilerlemeyi seçmemesi. Madonna tabu yaratıyordu; Ariana ise duyguyu öne çıkarıyor. Grande’nin temsil ettiği dönüşüm, son on yılın en büyük kültürel kaymalarından biri: kırılganlığın güç olarak kabul edilmesi. Thank U, Next döneminde ayrılıkları ve kişisel travmaları pop materyaline dönüştürmüştü. Eternal Sunshine ile bu hikayeyi daha da ileri taşıdı; albümün meselesi hafızayı silmek değil, onunla yaşamayı öğrenmekti. Kayıp, boşanma, yanlış anlaşılma ve yeniden başlama fikri etrafında dönüyordu. Şimdi gelen Petal bu anlatının üçüncü perdesi. Ariana albümü “hayat dolu” ve “çatlakların arasından büyüyen” olarak tanımlıyor. Daha da önemlisi, önceki işlerinde dokunmaya çekindiği duyguları bu kez kontrolsüz ve içgüdüsel bir yoğunlukla serbest bıraktığını söylüyor.
Ariana Grande geçtiğimiz kış, ikinci Wicked filminin tanıtım turundan sonra bu yaz yeni konser dizisine başladı. Yedi yıl sonra çıktığı ilk büyük turne yalnızca bir hit geçidi olarak tasarlanmamış. Gösterisi hafıza, iyileşme ve dönüşüm temaları etrafında ilerleyen beş bölümlük bir anlatı gibi. Sahnedeki hikaye, geçmişi silmeye çalışmak yerine onunla yüzleşmek üzerine kurulu. Burada Law Roach’un rolü çok önemli. Çünkü Roach yalnızca kıyafet seçen bir stilist değil; son yıllarda modada hikaye anlatıcılığı kavramının en önemli isimlerinden biri. Kendisine boş yere imaj mimarı denmesini istemiyor. Zendaya ile yaptığı “method dressing” oyununu Ariana için de kullanıyor. Turne boyunca kıyafetler anlatının farklı bölümlerini temsil etmek için var. Bu yüzden tur gardırobu bir çeşit moda retrospektifi. Alexander McQueen, Vivienne Westwood, Ludovic de Saint Sernin ve özellikle Sarah Burton’ın yeni Givenchy’si turne dolabının temel yapı taşları arasında yer alıyor. Burton’ın hazırladığı iki couture Givenchy görünümü özellikle dikkat çekiyor çünkü Ariana’nın son dönemde benimsediği daha olgun, daha teatral ve daha sinematik kadınlık fikrini somutlaştırıyor. 2010’ların Ariana’sı yüksek at kuyruğu, oversized sweatshirt’ler ve diz üstü çizmelerden oluşan son derece tanınabilir bir üniformaya sahipti. 2026’nın Ariana’sı ise artık bir pop yıldızından çok eski Hollywood oyuncularını andırıyor. Biraz Audrey Hepburn, biraz Judy Garland. Müzik, sinema, tiyatro ve güzellik endüstrisi arasında dolaşan çok disiplinli bir figüre dönüştü.