Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


28 Şubat-1 Mart hafta sonunda izlemeniz için dijital platformlardan ve beyazperdeden önerilerimizi derledik.
Haftanın yoğunluğundan sıyrılıp dinlenmenin en keyifli yollarından biri, kaliteli bir yapımın evrenine adım atmak. Bu hafta vizyona giren filmler ve yayına başlayan diziler, yalnızca eğlence sunmakla kalmıyor; güçlü karakterleri, özgün hikaye anlatımları ve etkileyici görsellerle izleyicide iz bırakıyor. Farklı türlerde öne çıkan, her biri kendi alanında dikkat çekici yapımları sizin için derledik. Bu haftaki izleme listenizi oluştururken kaçırmamanız gereken önerilere göz atın.
Ryan Coogler'ın yazıp yönettiği Sinners, daha ödül töreni yapılmadan Oscar tarihine geçen bir başarıyla şu anda vizyonda. Geçmişlerinden kurtulmaya çalışan ikiz kardeşlerin hikayesini anlatan film, 16 Oscar adaylığıyla Titanic ve La La Land'in 14 adaylık rekorunu kırdı. En iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi erkek oyuncu dahil olmak üzere pek çok kategoride yarışan yapım, bu sezon ödül yarışının en güçlü adaylarından biri.
Michael B.Jordan'ın başrolde olduğu filmde ikiz kardeşler Elijah ve Elias Smoke, Chicago'nun yeraltı dünyasındaki eski hayatlarını geride bırakıp memleketleri Clarksdale, Mississippi'ye döner ve orada bir bar açar. Ancak tanıdık bir zeminde yeni bir başlangıç yapmak isteyen ikizleri sakin bir hayat beklemiyordur. Kendilerini bekleyen büyük bir kötülükle karşılaşan kardeşler, zorlu bir mücadeleye girişir. Hailee Steinfeld ve Miles Caton'un da yer aldığı Sinners, dönem atmosferi ve güçlü performanslarıyla dikkat çekiyor.
Paul Thomas Anderson'ın yazıp yönettiği 2002 tarihli Punch-Drunk Love, Adam Sandler'ın kariyerinin dönüm noktalarından biri oldu ve onu ana akım komedilerin dışında dramatik ya da alışılmadık rollere yönelten yapımlardan ilki olarak tarihe geçti. Absürd romantik komedi-drama türündeki filmde Sandler, sosyal anksiyete yaşayan bir girişimci olan Barry Egan'ı canlandırıyor. Barry'nin hayatı, kız kardeşinin iş arkadaşı Lena Leonard (Emily Watson) ile tanışınca beklenmedik bir yöne evrilir. Philip Seymour Hoffman ve Luis Guzmán'ın desteklediği kadro, filmin kaotik ve duygusal atmosferine katkıda bulunuyor. Eleştirmenlerden olumlu yorumlar alan yapım, özellikle Sandler'ın performansı nedeniyle övgü topladı. Yıllar içinde kült statüsüne ulaşan Punch-Drunk Love, önde gelen pek çok yönetmenin favori filmleri arasında yer alıyor ve 21. yüzyılın en büyük filmlerine dair listelerde sıklıkla görülüyor. Anderson'ın imza taşıyan görsel dili, Jon Brion'un atmosferik müziği ve Sandler'ın kırılgan performansı bir araya gelince ortaya romantik komedi türünün sınırlarını zorlayan bir deneyim çıkıyor. MUBI'nin seçkisinde yer alan film, yeniden keşfedilmeyi bekliyor.
Baz Luhrmann'ın 2022 tarihli Elvis filminin ardından yeniden kral Elvis Presley'e yüzünü döndüğü belgeseli EPiC: Elvis Presley in Concert, beyaz perdenin yenilerinden.
Uzman röportajları, eleştirmen yorumları ya da paydaş açıklamalarından arındırılmış film, tamamen arşiv görüntüleriyle ilerliyor. 1969'da başlayan ve yedi yıldan fazla süren Las Vegas'taki International Hotel rezidansından yakın zamanda keşfedilen kayıtlar, belgeselin temelini oluşturuyor. Luhrmann, provalarla canlı performanslar arasında ustalıkla geçiş yapıyor. Provolarda Presley neşeli, çalışkan ve hatta şakacı görünürken sahnede bazen güçlü ve görkemli bazen de aceleci bir enerji sergiliyor. “Polk Salad Annie” ve 1972'de listelerin zirvesine çıkan "Burning Love" performansları öne çıkan anlar arasında.
Belgesel, şovları izleyen ünlü isimlerden kesitler ve Presley'nin skandal yaratan kalça danslarından showbiz ikonuna dönüşümüne dair göndermeler de içeriyor. Ortaya çıkan tablo, onun gospel, blues ve country geleneklerine dair derin bilgisi ve şarkılarına en iyi düzenlemeyi ve tempoyu bulma konusundaki içgüdüsel yeteneği. EPiC: Elvis Presley in Concert, Presley'e dair belki de bugüne kadarki en dokunaklı anlatım olarak öne çıkıyor.
Ry Russo-Young'ın yönettiği The Sun Is Also a Star, Nicola Yoon'un aynı adlı romanından uyarlanan bir romantik drama ve şu anda Prime Video'da. Film, sınır dışı edilmek üzere olan Jamaika kökenli Natasha Kingsley ile şair ruhlu Daniel'in New York sokaklarında geçen tek günlük aşk hikayesini anlatıyor. Çocukken ailesiyle birlikte New York'a taşınan Natasha, kendini tamamen bu şehre ait hissediyor. Ancak ailesiyle birlikte sınır dışı kararı kesinleşmiş ve şehri terk etmeleri için önlerinde yalnızca bir gün var. Tam bu süreçte tanıştığı Daniel, hayatını beklenmedik bir şekilde değiştiriyor. Aşka inanmayan pragmatik bir genç olan Natasha, hayatını kurtaran Daniel'a karşı anlam veremediği bir çekim hisseder. Zeki ve duygusal bir ruh taşıyan Daniel ise Natasha'yı görür görmez aşık olur ve bu karşılaşmanın tesadüf olmadığına inanır. Evrenin bu an için onları hazırladığını düşünen Daniel, genç kızı kendisine aşık edebileceğine güvenir. Ancak bunun için yalnızca bir günleri var. Yara Shahidi ve Charles Melton'un başrollerini paylaştığı The Sun Is Also a Star, göç, aidiyet ve tesadüflerin gücü temalarını romantik bir anlatımla işliyor.
Dan Fogelman'ın yarattığı Paradise, Sterling K. Brown'ın başrolde olduğu distopik bir politik gerilim dizisi. İlk sezon 26 Ocak 2025'te Disney+’ta yayına girdi ve Gizli Servis ajanı Xavier'ın (Brown) başkanın (James Marsden) gizemli ölümünü araştırmasını anlattı.
Pastoral bir küçük kasaba gibi görünen Paradise'ın gerçek doğasını ortaya koyan ilk bölüm, diziyi hızla konuşulan bir yapıma dönüştürdü. Emmy ve Altın Küre adaylıkları da ardından geldi. İlk sezon, Xavier'ın karısı Teri'yi (Enuka Okuma) bulmak için sığınaktan dışarı çıkmasıyla sona erdi. İkinci sezonda Xavier dış dünyada Teri'yi ararken, insanların kıyamet sonrası üç yılda nasıl hayatta kaldığını keşfediyor. Sığınaktaki insanların sahip olduğu imkanlara erişemeyen dış dünyadaki insanlar, daha az organize durumda ama bir şekilde ayakta kalmayı başarmış.
Xavier bu yeni dünyada hem iyi niyetli hem de kötü niyetli insanlarla karşılaşıyor. Paradise'da ise sığınağın sosyal dokusu çözülüyor ve kasabanın kökenleri hakkında yeni sırlar ortaya çıkıyor. İkinci sezon, hayatta kalma mücadelesini iki ayrı dünyada eş zamanlı olarak takip ediyor.
Petra Volpe'nin yazıp yönettiği Late Shift, bir hastanenin gece vardiyasının kaotik gerçekliğini tek bir hemşirenin gözünden anlatıyor.
Leonie Benesch'in övgüyle karşılanan performansıyla hayat verdiği genç hemşire Floria, yetersiz kadroyla girilen bir gecede sistemin sınırlarını zorlayan koşullarla yüzleşiyor. Eksik ekiple hastaları hayatta tutmaya çalışan Floria, bir yandan kaba hasta yakınlarının yoğun talepleriyle uğraşırken bir yandan da meslektaşlarıyla dokunaklı ve şefkat yüklü anlar paylaşıyor. Odağını Floria'dan ayırmayan kamera, onun stresini ve çaresizliğini olduğu kadar, tükenmeyen merhametini de görünür kılıyor. Hastanenin soğuk ve klostrofobik koridorlarında geçen film, sağlık sisteminin çöküşünü bireysel bir hikaye üzerinden işliyor. Berlinale'deki dünya prömiyerinden sonra dikkatleri üzerine çeken Late Shift, İsviçre'nin Oscar aday adayı. Film şu anda vizyonda.
Colleen Hoover'ın çok satan romanından uyarlanan It Ends with Us, geçtiğimiz sezonun en çok konuşulan filmlerinden biri olmasının ardından Prime Video'da yerini aldı. Film, hayatını yoluna koyduğu sırada ilk aşkının beklenmedik dönüşüyle zor bir kararla yüzleşen Lily Bloom'un hikayesini anlatıyor. Küçük kasabasından ayrılıp üniversiteye giden Lily, Boston'a taşınır ve kendi çiçekçi dükkanını açarak en büyük hayalini gerçekleştirir. Başarılı bir nöroşirürjiyen olan Ryle Kincaid ile tanıştığında hayatı mükemmel görünür. Ancak ilk aşkı Atlas Corrigan'ın hayatına geri dönmesi, her şeyi değiştirir. Blake Lively'nin Lily Bloom'u canlandırdığı filmde Justin Baldoni Ryle Kincaid'i, Brandon Sklenar ise Atlas Corragan'ı oynuyor. Justin Baldoni'nin aynı zamanda yönetmenliğini üstlendiği It Ends with Us, aşk, travma ve kişisel güç temalarını duygusal bir anlatımla işliyor.
Bradley Cooper'ın hem yönettiği hem başrolünü paylaştığı Is This Thing On?, ayrılığın eşiğinde olan bir çiftin hayatına odaklanıyor ve şimdi vizyonda. Orta yaş krizi ve boşanmanın gölgesinde duran Alex, hayatının yönünü yeniden bulabilmek için New York'un hareketli komedi sahnesine adım atar. Sahne ışıkları altında kendi kırılganlıklarıyla ve bastırdığı hayalleriyle yüzleşmeye başlar. Öte yandan eşi Tess, yıllarca ailesi için yaptığı fedakarlıkların ağırlığını sorgularken ortak ebeveynliğin zorluklarıyla ve kendi kimliğini yeniden tanımlama ihtiyacıyla mücadele eder. Bu süreçte ikisi de aşkın yeniden şekillenip şekillenemeyeceğini, ayrılığın gerçekten bir son mu yoksa başka bir başlangıç mı olduğunu keşfetmeye çalışır. Cooper'ın yanı sıra filmde rol alan oyuncular arasında Will Arnett, Laura Dern ve Andra Day yer alıyor. Is This Thing On?, orta yaş, kimlik ve modern ilişkilerin karmaşıklığını duygusal bir anlatımla işliyor.
Jon Watts'ın yazıp yönettiği Wolfs, George Clooney ve Brad Pitt'in başrollerini paylaştığı bir komedi-macera. Film, kendi camialarında tanınan iki "fixer"ın aynı işe atanmasıyla başlayan bir geceyi anlatıyor. Jack ve Nick, New York'ta önemli bir kamu görevlisinin karıştığı bir olayı çözmek üzere görevlendirilir. Genelde yalnız çalışan bu iki profesyonel, birlikte hareket etmek zorunda kalınca beklenmedik bir uyum yakalamaya çalışır. Geceden sabaha kadar süren macera boyunca ikili, ortadan kaldırılması gereken izleri temizlerken kendi aralarındaki dinamiği de çözmeye çalışır. Clooney ve Pitt'in ekrandaki kimyası, filmin komedi tonunu taşıyor. TV+’ta yayınlanan Wolfs, iki Hollywood yıldızının yeniden bir araya geldiği nadir projelerden biri olarak dikkat çekiyor.
Matthew Quirk'ün aynı adlı gizem-gerilim romanından uyarlanan The Night Agent, Netflix'in son yılların en büyük aksiyon-gerilim hitlerinden biri oldu ve üçüncü sezonuyla geri döndü. Eski FBI ajanı Peter Sutherland'ın (Gabriel Basso) bir "gece ajanı" olarak casusluk faaliyetlerinin, siyasi entrikaların ve küresel güç mücadelelerinin içine çekilmesini anlatan dizi, izlenebilirlik açısından oldukça güçlü bir yapıya sahip. Üçüncü sezonda Peter, kendi müdürünü öldürdükten sonra hassas belgelerle birlikte İstanbul'a kaçan bir ajanın peşine düşüyor. Bu soruşturma kapsamında bir kara para şebekesinin izini süren Peter, bir yandan peşindeki suikastçılardan ve ajanlardan kaçmaya çalışırken bir yandan da aynı davanın peşine düşen bir gazeteciyle (Genesis Rodriguez) baş etmek zorunda kalıyor. Yeni sezonda Peter'ın yolu İstanbul'dan Mexico City'ye, oradan Amerika Birleşik Devletleri ve Dominik Cumhuriyeti'ne uzanıyor. Gabriel Basso'nun Peter Sutherland rolüyle geri döndüğü sezonda Stephen Moyer, Genesis Rodriguez ve David Lyons gibi yeni isimler de kadroya katıldı.

