Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


27-28 Haziran hafta sonunda izlemeniz için dijital platformlardan ve beyazperdeden önerilerimizi derledik.
Haftanın yoğunluğundan sıyrılıp dinlenmenin en keyifli yollarından biri, kaliteli bir yapımın evrenine adım atmak. Bu hafta vizyona giren filmler ve yayına başlayan diziler, yalnızca eğlence sunmakla kalmıyor; güçlü karakterleri, özgün hikaye anlatımları ve etkileyici görsel dünyalarıyla izleyicide iz bırakıyor. Farklı türlerde öne çıkan, her biri kendi alanında dikkat çekici yapımları sizin için derledik. Bu haftaki izleme listenizi oluştururken, kaçırmamanız gereken bu önerilere göz atın.
İki yıllık uzun bekleyişin ardından House of the Dragon, yeniden izleyicisiyle buluşuyor. Dizinin ortak yaratıcısı Ryan Condal “Bu kesinlikle şimdiye kadar imza attığımız açık ara farkla en büyük sezon” diyerek sezonun görsel gücünü ve derinliğini özetliyor. Game of Thrones’un yaklaşık 200 yıl öncesinde geçen hikaye, sezona büyük bir deniz muharebesi olan Gullet Savaşı ile başlıyor. Bu sezon, Targaryen Hanedanı’nın trajik çöküşü, ritmi gitgide artan olaylar ve daha derin karakter çözümlemeleriyle aktarılıyor. Dizi, HBO Max’te izlenebiliyor.
Zeytin Ağacı, üçüncü ve son sezonuyla Netflix’e geri dönüyor. Köklerine yönelerek yaralarını sarmaya çalışan karakterlerin gelişimleri dizinin merkezine yerleşiyor. Tuba Büyüküstün, Seda Bakan ve Boncuk Yılmaz’ın başrollerini paylaştığı dizi ekibine bu sezon Şükrü Özyıldız ve İlayda Akdoğan da katılıyor. Ada, Leyla ve Sevgi’nin hikayesi bir sona yaklaşırken içsel sorgulamalar artıyor, hayallere tutunmak zorlaşıyor ve geçmişten gelen yaraların bugüne etkisi aile bağları üzerinden inceleniyor.
Edebiyatın suç dünyasıyla dahi ilişkili olabileceğini gösteren In the Hand of Dante, 2001 yılında İlahi Komedya’nın yüksek değerli bir el yazması kopyasının ortaya çıkmasıyla yaşanan olayları konu ediniyor. Bu kopyanın gerçek olup olmadığını araştırması için görevlendirilen yazar Nick Tosches (Oscar Isaac) kendisini akademisyenler, koleksiyonerler ve de mafyanın bulunduğu karmaşık bir dünyanın içinde buluyor. Netflix’te izlenebilen film, aynı zamanda Orta Çağ İtalya’sına dönerek İlahi Komedya’nın yazım sürecine ilham veren olayları, geçmiş ve bugün arasında paralel bir anlatı kurarak aktarıyor.
The Bear, mutfakta geçen bir hikaye anlatmasına rağmen her zaman yemeklerdense dostluğu, birlik hissini, başarıyı ve hırsı öne çıkarmayı başaran bir yapım oldu. Şimdiyse Disney+’ta izlenebilen dizi, son sezonu olan beşinci sezonla izleyicisine veda etmeye hazırlanıyor. Geçtiğimiz sezon Carmy’nin şefliği bırakmasının ardından bu yeni sezon, geride kalan Sydney, Richie ve Sugar’ın çok daha fazla mücadele vererek The Bear’ın kapanmasını önlemeye çalışmalarına odaklanıyor.
Warner Bros. Discovery’nin, kendi süper kahraman evrenine ilgiyi artırmak için başlattığı DC evreni serisi, Supergirl filmiyle devam ediyor. Tom King’in Supergirl: Woman of Tomorrow çizgi romanından uyarlanan yapımın odağında Superman’in kuzeni Kara yani Supergirl yer alıyor. Yapım, Kara’nın 21. yaş doğum gününü kutlamak için köpeği Krypto’yla galaksiler arası bir yolculuğa çıkmasıyla karşılaştığı büyük tehditlere ve yaşadığı heyecanlı maceraya odaklanıyor.
Babygirl ve Triangle of Sadness gibi son yılların popüler filmlerinin başrolü Harris Dickinsen’ın yönetmenlik yaptığı ilk film Urchin, bir yeniden doğuş hikayesi anlatıyor. Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin "Belirli Bir Bakış" kategorisinde başrolü Frank Dillane’ye En iyi Erkek Oyuncu ödülü getiren yapım, hırsızlık suçuyla hapis cezası aldıktan sonra sonra hayatını yeniden kurmaya çalışan Mike etrafında şekilleniyor. Kendisine gerçekten de ideal bir hayat kuran Mike, geçmiş döngülerin zihnini çelmesiyle içsel bir mücadele vermeye başlıyor.
Isabelle’e Sesli Mesaj, hayatını kaybetmiş kız kardeşinin telefonuna sesli mesajlar bırakan Jill’e odaklanıyor. Jill, San Francisco’daki kaotik hayatını, gençlik sancılarını, kimi zaman da mutluluklarını ve en çok da itiraflarını sanki Isabelle hâlâ hayattaymış ve onunla konuşuyormuş gibi mesajlar bırakarak anlatıyor. Ancak Jill’in sandığının aksine bu mesajlar, numaranın yeni sahibi Austin’e ulaşıyor ve Austin bu ses kayıtlarını dinledikçe Jill’e romantik hisler beslemeye başlıyor. Netflix’in yeni romantik komedi filmi Voicemails for Isabelle, yas sürecinin ardından gelen iyileşme yolculuğunu ve beklenmedik bir aşkı merkeze alırken Austin’in itirafıyla hikaye bambaşka bir yöne evriliyor.
Harlan Coben’in aynı isimli çok satan romanından uyarlanan dram dizisi I Will Find You, işlemediğini iddia ettiği bir suç yüzünden hapiste olan bir adamı merkeze alıyor. David Burroughs (Sam Worthington) oğlunu öldürmekle suçlanıp ömür boyu hapis cezası almışken, eski eşinin kardeşi Rachel’ın ziyaretiyle umutları yeniden yeşeriyor. Rachel’ın getirdiği fotoğrafla oğlunun yaşadığını anlayan David, Rachel’ın desteğiyle oğlunun peşine düşüyor. Dizi, yas sürecinin çok katmanlı yapısını umudun gücüyle harmanlıyor. Hem polisten kaçmaya hem de oğlunu bulmaya çalışan David’in hikayesi Netflix’te izlenebiliyor.
Şöhret ve hayranlığın sınırları aşabildiği Hollywood dünyasının gerçek yüzüne odaklanan Hollywood Demons, ikinci sezonuyla HBO Max’te izlenebiliyor. İlk sezon, çocuk oyuncuların sette yaşadıkları zorluklardan Miley Cyrus, Taylor Swift ve Justin Bieber’ın takıntılı hayranlarına, birçok gerçeği ele alıyor. İkinci sezondaysa özellikle Matthew Perry ve Marilyn Monroe gibi ünlülerin overdose sonucu hayatını kaybedişinin doktorlar tarafından incelendiği ve tartışıldığı bölüm dikkat çekiyor. Bu ünlülerin yakınları, hikayelerini anlatarak farkındalık kazandırmaya çalışıyor. Dİğer bölümlerde de sektörün gerçekleri ele alınıyor.
Neredeyse 31 yıldır hayatlarımızda olan Toy Story, beşinci filmiyle beyazperdeye dönüyor. Ancak bu sefer oyuncakları endişe duydukları bir gelecek bekliyor. Bonnie’ye, arkadaşları tarafından dışlandığı için, bir tablet olan Lilypad alınıyor ve Bonnie’nin eski oyuncaklarının tam anlamıyla pabucu dama atılıyor. Ayrıca Woody bu defa saçları dökülmeye başlamış, yaşlanmanın izlerini taşır bir şekilde karşımıza çıkıyor. Oyuncakların artık yaşlanmaya başladığı ve eskisi kadar ilgi çekmediği, teknolojinin hızlı yükselişiyle seyirciye yansıtılıyor. Yapım, günümüzde çocukların teknolojiyle yoğun temasını, endişeli aileleri ve değişen büyüme şekillerini biraz nostaljik, biraz da duygusal bir yerden ele alıyor.
Hugh Jackman’ın başrolünde olduğu The Death of Robin Hood, efsaneleşmiş karaktere farklı bir bakış sunuyor. Geçmişindeki suçlar, cinayetler ve vicdan azabıyla yüzleşmeye çalışan Robin Hood, son savaşı olduğunu düşündüğü bir çatışmada ağır yaralanınca filmin gizemli tarafı ortaya çıkmaya başlıyor. Gizemli bir kadının eline düşen Robin Hood, burada kendisine ikinci bir şans sunulduğunu keşfediyor. Çokça yüceltilen ve takdir gören bir karakter üzerinden yanılgılar, suçluluk duygusu ve yeni başlangıçlar seyirciye aktarılıyor.


