Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


21-22 Mart hafta sonunda izlemeniz için dijital platformlardan ve beyazperdeden önerilerimizi derledik.
Haftanın yoğunluğundan sıyrılıp dinlenmenin en keyifli yollarından biri, kaliteli bir yapımın evrenine adım atmak. Bu hafta vizyona giren filmler ve yayına başlayan diziler, yalnızca eğlence sunmakla kalmıyor; güçlü karakterleri, özgün hikaye anlatımları ve etkileyici görsellerle izleyicide iz bırakıyor. Farklı türlerde öne çıkan, her biri kendi alanında dikkat çekici yapımları sizin için derledik. Bu haftaki izleme listenizi oluştururken kaçırmamanız gereken önerilere göz atın.
Andy Weir'in çok satan romanından uyarlanan Project Hail Mary, Spider-Man: Across the Spider-Verse'ün yönetmen ikilisi Phil Lord ile Christopher Miller'ın imzasını taşıyor. The Martian'ın senaryosunu kaleme alan Drew Goddard'ın bu kez de uyarlamayı üstlendiği yapım, Ryan Gosling'in kariyerinin en zorlu ve en sürükleyici performanslarından birini sunuyor. Gosling, Dünya'dan ışık yılları uzakta, mürettebatını kaybetmiş bir uzay aracında hafızasız olarak uyanan fen bilgisi öğretmeni Dr. Ryland Grace'i canlandırıyor. Hafızası yavaş yavaş geri geldikçe Grace, insanlığın son umudu olduğunu ve Güneş'i yavaşça yok eden gizemli bir madde olan Astrophage'i durdurmak için gönderildiğini fark eder. Yalnız başına neredeyse imkansız bir göreve yüklenen Grace'in yolculuğu, beklenmedik bir karşılaşmayla bambaşka bir boyut kazanır. Sandra Hüller'in de kadroda yer aldığı Project Hail Mary, 20 Mart itibarıyla sinema salonlarında gösterimine başladı. Bilimi, mizahı ve insanlığa duyulan inancı ustalıkla harmanlayan yapım, bu yılın en çok konuşulacak filmleri arasında yer almaya aday.
Yellowstone'un yaratıcısı Taylor Sheridan'ın en kişisel yapımı olarak tanımlanan The Madison, 14 Mart itibarıyla TV+'ta altı bölümlük ilk sezonuyla izleyiciyle buluştu. 1883 ve 1923'ün yönetmeni Emmy adayı Christina Alexandra Voros'un tüm bölümlerini yönettiği dizi, New York'tan gelen Clyburn ailesinin büyük bir trajedinin ardından Montana'nın güneybatısındaki Madison Nehri vadisine sığınmasını konu alıyor. Acıyla yüzleşmek ve yeniden bir araya gelebilmek umuduyla bu ıssız doğaya adım atan aile ferdleri, şehrin gürültüsünden uzakta kendilerini ve birbirleini yeniden keşfetmek zorunda kalıyor. Ailenin matriarşı Stacy Clyburn rolünde Michelle Pfeiffer, bugüne kadar gördüğümüz en sessiz ve en derin performanslarından birini sunarken Kurt Russell, Beau Garrett ve Lost'tan tanıdığımız Matthew Fox'un da yer aldığı güçlü kadro diziyi çok katmanlı bir aile portresine dönüştürüyor. Sheridan'ın daha önce hiç denemediği bu içe dönük ve duygusal anlatı, The Madison'ı yalnızca bir Montana hikayesi olmaktan çıkarıp kayıp, dayanışma ve insan bağı üzerine evrensel bir çalışmaya taşıyor.
Steven Knight'ın yarattığı ve 2013'ten 2022'ye kadar altı sezon boyunca televizyonun en ikonik yapımlarından biri olan Peaky Blinders, bir uzun metraj filmle geri dönüyor. Dizi yaratıcısı Steven Knight'ın senaryosunu kaleme aldığı, ilk sezonun yönetmeni Tom Harper'ın yeniden koltuğuna oturduğu Peaky Blinders: The Immortal Man, Netflix kataloğuna eklendi. 1940 yılının Birmingham'ında geçen filmde Tommy Shelby (Cillian Murphy), çekildiği uzletten çıkmak zorunda kalır. Zira oğlu Duke (Barry Keoghan), Peaky Blinders çetesinin başına geçmiş ve İngiliz ekonomisini çöküşe sürükleyecek 350 milyon sterlinlik sahte banknot planıyla, Nazi Almanyası'nın işbirlikçisi Faşist Birlik partisinin üyesi Beckett (Tim Roth) ile tehlikeli bir ittifaka girmiştir. Tommy'nin bu son savaşı yalnızca ailesini değil, ülkesinin kaderini de belirleyecek. Rebecca Ferguson, Stephen Graham ve Sophie Rundle'ın da kadroya dahil olduğu film, aile, ihanet ve miras kavramlarının ağırlığını 1940'ların kaotik atmosferinde işlerken, Murphy'nin Tommy Shelby olarak bugüne kadar verdiği en derin performansı sunuyor.
Steven Knight'ın kısmen kendi gençliğinden ilham aldığı This Town, Birmingham ve Coventry'nin 1980'lerin başındaki fırtınalı atmosferini müzik çerçevesinde aktaran altı bölümlük bir HBO Max dizisi. 1981 Handsworth ayaklanmalarının ve IRA bombalarının gölgesinde geçen dizi, ska ve two-tone müzik akımlarının Orta İngiltere'nin işçi sınıfı mahallelerinden nasıl filizlendiğini ve siyah, beyaz, Asyalı gençleri ortak bir ritimde nasıl bir araya getirdiğini konu alıyor. Levi Brown, Eve Austin, Jordan Bolger ve Ben Rose'un canlandırdığı dört genç, müzik aracılığıyla hem kendileri için hem de çevrelerindeki dünya için yeni bir anlam arayışına giriyor. Michelle Dockery, Nicholas Pinnock ve Peter McDonald'ın da yer aldığı güçlü kadrosuyla This Town, bir dönem dramasının çok ötesinde; şiddet, ekonomik çöküş ve Thatcher İngiltere'sinin yarattığı derin kırılmalar arasında yaratıcılığın nasıl boy verdiğini, müziğin nasıl bir direniş biçimine dönüştüğünü anlatan etkileyici bir yapım.
Ryan Murphy ve Matthew Hodgson'ın Jeremy Haun ve Jason A. Hurley'nin çizgi roman serisinden uyarladığı The Beauty, Disney+'ta yayında. FBI ajanları Cooper Madsen (Evan Peters) ve Jordan Bennett (Rebecca Hall), uluslararası süper modellerin gizemli ölümlerini araştırmak üzere Paris'e gönderilir. Soruşturma derinleştikçe ikili, insanları fiziksel mükemmelliğe dönüştüren ancak ölümcül bir yan etkiye sahip cinsel yolla bulaşan bir virüsün izini sürer. Bu keşif, onları milyarlarca dolarlık bir imparatorluğun sahibi, karanlık teknoloji devi The Corporation (Ashton Kutcher) ile doğrudan karşı karşıya getirir. Kutcher'ın canlandırdığı karakter, gizlice geliştirdiği bu mucizevi ilacı korumak için acımasız tetikçisi The Assassin'i (Anthony Ramos) devreye sokmaktan çekinmez. Jeremy Pope ve Bella Hadid'in de yer aldığı dizi, Paris'in arka sokaklarından Venedik kanallarına, Roma'nın tarihi dokusundan New York'un gökdelenlerine uzanan bir küresel kovalamacaya sahne olmasıyla ve güzellik uğruna nelerin feda edilebileceğini sorguladığı karanlık ve sürükleyici anlatısıyla bu sezonun en cesur yapımlarından biri.
Colleen Hoover'ın aynı adlı çok satan romanından uyarlanan Reminders of Him, geçmişiyle yüzleşen bir kadının, yaptığı affedilmez bir hatanın ardından hayatını yeniden kurma mücadelesini anlatıyor. Kenna (Maika Monroe), sevgilisiyle geçirdiği kusursuz bir günün ardından yaptığı hatanın bedelini yedi yıl hapisle ödedikten sonra Wyoming'deki küçük kasabasına geri döner. Tek isteği hayatını yeniden kurmak ve doğduğundan beri tanıma fırsatı bulamadığı kızı Diem ile bir bağ kurabilmektir. Ancak Diem'in bakımını üstlenen babaannesi ve büyükbabası, Kenna'nın kızına yaklaşmasına kesin bir şekilde karşı çıkar. Umutsuzlukla mücadele ederken Kenna'nın yolu, kasabanın barını işleten eski NFL oyuncusu Ledger (Rudy Pankow) ile kesişir. Aralarında beklenmedik bir anlayış ve giderek derinleşen bir bağ oluşur. Ancak bu yakınlık gizli kalmak zorundadır. İlişkileri ilerledikçe riskler büyür ve Kenna hem geçmişinin yüküyle hem de kalbinin onu sürüklediği yeni duygularla yüzleşmek zorunda kalır. Tyriq Withers'ın da yer aldığı Reminders of Him, affetme, ikinci şans ve annelik temalarını duygusal bir anlatımla beyaz perdeye yansıtıyor.
Hem senaryoyu kaleme alan hem de yönetmen koltuğuna oturan Meltem Bozoflu'nun imzasını taşıyan Mira, 13 Mart itibarıyla HBO Max'te yayına girdi. On yıllık evliliği, kocasının beklenmedik boşanma talebiyle altüst olan Mira, o güne kadar kurduğu tüm düzenin ne kadar kırılgan temeller üzerine inşa edildiğini fark eder. Hiç hazırlıklı olmadığı bu yeni dünyada ayakta kalmaya çalışırken maddi bağımlılık ve toplumun dayattığı sosyal baskılarla da yüzleşmek zorunda kalır. Mira yalnızca bir ayrılık hikayesi değil, aynı zamanda insanın kendini yeniden keşfetme ve her şeye rağmen "hayır, ben buradayım" diyebilme cesaretini konu alan bir yapım. Dizi, ayrılık sonrası hissedilen boşluğun nasıl bir özgürlük alanına dönüşebileceğini umut dolu bir dille anlatırken Nehir Erdoğan'ın hayat verdiği Mira karakterinin dönüşümünü de tüm katmanlarıyla gözler önüne seriyor. Yiğit Özşener ve Nezaket Erden'in de kadroda yer aldığı Mira, kendini yeniden bulmak isteyenlere sesleniyor.
Robyn Carr'ın çok satan roman serisinden uyarlanan VirginRiver, 12 Mart itibarıyla yedinci sezonu ile Netflix'te yayın hayatına girdi. Ebe ve hemşire Melinda Monroe'nun (Alexandra Breckenridge) uzak bir kasabaya taşınarak hayatını yeniden kurmaya çalışmasını ve kasabanın barını işleten eski asker Jack Sheridan (Martin Henderson) ile kurduğu aşk ilişkisini anlatan yapım, altıncı sezonu düğünle noktalamıştı. Yedinci sezonda Mel ve Jack evli bir çift olarak yeni bir hayata adım atıyor. Evlat edinme süreci ve çiftlikteki ortak yaşamın getirdiği sorumluluklar bu yeni dönemin merkezinde yer alıyor. Kasabadaki diğer hikayeler de hız kesmeden devam ediyor. Doc'un (Tim Matheson) lisansını tehdit eden tıp kurulu soruşturması gerilimi tırmandırırken, Brie (Zibby Allen), Mike (Marco Grazzini) ve Brady (Benjamin Hollingsworth) arasındaki çözüme kavuşamamış aşk üçgeni yeni bir boyut kazanıyor. Gizemli bir şekilde ortadan kaybolan Charmaine (Lauren Hammersley) ise kasabada büyük bir soru işareti bırakıyor. Preacher ile Kaia'nın ilişkisinin derinleşmesi ve kasabaya taşınan yeni karakterlerin getirdiği dramalarla birlikte VirginRiver'ın yedinci sezonu, sevilen yapımın en yoğun sezonlarından biri olmaya aday.
Charles ve Daniel Kinnane kardeşlerin yönettiği, senaryosunu Kevin James'in kaleme aldığı Solo Mio, vizyona girdi. İtalya'daki düğününde nişanlısı tarafından nikah masasında terk edilen Matt'in (Kevin James) beklenmedik yalnız balayı macerasını konu alan film, hayal kırıklığının nasıl yeni bir başlangıca dönüşebileceğini Roma'nın büyüleyici atmosferinde anlatıyor. Turunu tek başına sürdürmek zorunda kalan Matt, yol boyunca birlikte vakit geçirdiği çiftlerden evliliğin hiç de göründüğü gibi olmadığını öğrenirken, oteline yakın bir kafenin sahibi Gia (Nicole Grimaudo) ile tanışarak beklenmedik bir bağ kuruyor. Alyson Hannigan ve Kim Coates'in de kadrosunda yer aldığı Solo Mio, affetme, yeniden başlama ve kendini yeniden keşfetme temalarını İtalya'nın kartpostal güzelliğiyle harmanlayan sıcak bir romantik komedi.
Patricia Cornwell'ın dünya genelinde 120 milyonun üzerinde satan romanından uyarlanan Scarpetta, Prime Video'da yayına girdi. Liz Sarnoff'un senaryosunu kaleme aldığı sekiz bölümlük dizi, adli tıp uzmanı Dr. Kay Scarpetta'nın (Nicole Kidman) memleketine dönerek eski görevine yeniden başlamasını ve geçmişiyle yüzleşmesini iki ayrı zaman diliminde aktarıyor. Günümüzde üstlendiği korkunç bir cinayet vakası, Scarpetta'yı 28 yıl önce kapattığını sandığı bir soruşturmayla yeniden karşı karşıya bırakırken, kendisinin mesleki geleceğini de tehdit eden sırlar gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Scarpetta'nın, Jamie Lee Curtis'in canlandırdığı kız kardeşi Dorothy ile gerilimli ilişkisi dizide duygusal derinliği artırırken, Ariana DeBose, Bobby Cannavale ve Simon Baker'ın da yer aldığı güçlü kadro yapımı daha da zenginleştiriyor.


