Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


2-3 Mayıs hafta sonunda izlemeniz için dijital platformlardan ve beyazperdeden önerilerimizi derledik.
Haftanın yoğunluğundan sıyrılıp dinlenmenin en keyifli yollarından biri, kaliteli bir yapımın evrenine adım atmak. Bu hafta vizyona giren filmler ve yayına başlayan diziler, yalnızca eğlence sunmakla kalmıyor; güçlü karakterleri, özgün hikaye anlatımları ve etkileyici görsel dünyalarıyla izleyicide iz bırakıyor. Farklı türlerde öne çıkan, her biri kendi alanında dikkat çekici yapımları sizin için derledik. Bu haftaki izleme listenizi oluştururken, kaçırmamanız gereken bu önerilere göz atın.
Moda dünyasının klasikleşmiş filmlerinden The Devil Wears Prada’nın devam filmi, ilk filmden tam yirmi yıl sonra vizona giriyor. Meryl Streep (Miranda), Anne Hathaway (Andrea), Emily Blunt (Emily) ve Stanley Tucci (Nigel)’nin başrollerini paylaştığı film, sinema salonlarında izlenebiliyor. İlk film, moda dünyasından bihaber Andy’nin sektörün en güçlü editörü Miranda Priestly’nin asistanı olmasıyla yaşananları konu alıyordu. Şimdi de Andy, Miranda Priestly’ye yardım etmek için sektöre dönerken aynı dönemde asistanlık yaptığı Emily’nin yardımına başvuruyor. Yılın en çok beklenen filmlerinden The Devil Wears Prada 2 modaseverleri Runway evrenine yeniden davet ediyor.
Man on Fire
Netflix’in yeni dizisi Man on Fire, John Creasy (Yahya Abdul-Mateen II)’nin hikayesi etrafında şekilleniyor. Eski bir Özel Kuvvetler mensubu olan Creasy, görev başındayken yeteneği ve en zor durumlarda bile hayatta kalmasıyla bilinse de dizide travma sonrası stres bozukluğu yaşarken görünüyor. Bu stresle savaşmak istiyor ancak bir yandan da tek dostunun ölümünün intikamını almaya çalışıyor. Rio de Janeiro’nun tehlikeli sokaklarında geçen dizi, A.J. Quinnell’in kitap serisine dayanıyor. Aksiyon, dram ve suç türü yapım, yeni hayatına adapte olmaya çalışan karanlık bir adamın kendisini olayların tam merkezinde, hiç olmadığı kadar büyük bir mücadelenin içinde bulmasını anlatıyor.
Adrián Vázquez’in başrolünde olduğu The Son in Law, iş hayatında geçirdiği başarısız bir dönemin ardından yaşanan bir dizi tesadüf sonucu kendisini güç oyunlarının içinde bulan José Sánchez (Adrián Vázquez)’in başına gelenleri konu alıyor. Yapım, “büyük Meksika rüyası” fikrini ironik ve karanlık bir yolla sorgularken başarısızlığın insanları nasıl bir noktaya sürükleyebileceğini, ihaneti, güç hırsını ve kolay yollara başvurmanın doğuracağı sonuçları ironik bir dille inceliyor. José, “El Serpiente” lakabıyla anılan, korku veren bir siyasi figüre dönüşüyor. Hikaye ironik dili ve rahatsız edici yanıyla ülkenin gerçekliklerini izleyicilere tüm çıplaklığıyla sunuyor. Yeni film, Netflix’te izlenebiliyor.
If Wishes Could Kill, Netflix’in sekiz bölümlük yeni K-drama dizisi. Yapımda bir grup okul arkadaşı bir mobil uygulama keşfediyor ve hayatları değişiyor. Girigo adlı uygulamada kullanıcılar, isim ve doğum tarihleri net görülecek şekilde video çekerek bir istekte bulunuyorlar. Uygulama bu isteği yerine getiriyor ancak karşılığında 24 saat sonra dileği dileyen kişi hayatını kaybediyor. Korku temalı dizide etik kararlar, manipülasyon, paranoya ve kontrol edilemeyen bir güç tarafından yönlendirilmenin yarattığı psikolojik gerilim görünür kılınıyor.
Isabel Allende’nin 1982 tarihli romanından uyarlanan The House of the Spirits, Trueba ailesindeki üç nesil kadına odaklanıyor. Yarım yüzyıldır neslini devam ettiren ailenin kadınları, etraflarındaki zorba erkeklerin verdikleri kararların gölgesinde birbirlerine daha sıkı bağlanıyor. Aile destanı; felaketler, sınıf çatışmaları ve büyüyle şekillenen, son derece muhafazakar bir Güney Amerika ülkesinde geçiyor. Büyükanne Clara (Dolores Fonzi), kızı Blanca (Sara Becker ve sonra Fernanda Urrejola) ve torunu Alba (Rochi Hernández)’nın direneişle şekillenen yaşamlarını sekiz bölümde aktarıyor. Yapım, Amazon Prime’da izlenebiliyor.
Netflix’in yeni psikolojik gerilimi Unchosen, İngiltere kırsalında yaşayan Rosie’nin (Molly Windsor) etrafında şekilleniyor. Rosie, eşi Adam (Asa Butterfield) ve kızı Grace (Olivia Pickering) ile dış dünyadan kendini soyutlamış bir dinî toplulukta yaşıyor. Bu topluluk kendini “seçilmişler” olarak tanımlarken kendilerinden olmayanlarla iletişime geçmeyi yasaklıyor. Toplumsal baskıların çok yüksek seviyede dayatıldığı bu distopik ortamda, Grace’in kaybolmasıyla gizemli bir adam ortaya çıkıyor ve Rosie’nin hayatına giriyor. Sam (Fra Free), Rosie’ye bildiği tüm gerçekleri sorgulatırken yapım inanç ve kontrol arasındaki ince çizgi üstüne düşündürüyor.
Sanatçıların hayatları giderek daha fazla beyazperdeye uyarlanırken Michael, bu haftanın yeni yapımları arasında öne çıkıyor. Film Michael Jackson’ın hayatını kronolojik bir anlatıyla ele alırken, ünlü şarkıcıyı yeğeni Jafaar Jackson canlandırıyor. Filmde 1988 Wembley konserine uzanan süreçte Jackson’ın kariyerindeki ilerleyiş yansıtılıyor. Antoine Fuqua’nın yönetmenliğini yaptığı filmin yapımcılığını John Branca, Graham King ve John McClain üstleniyor. Jackson’ın şarkıları ve dansları yapımda müzikal bir hava yaratarak uyarlanıyor. Colman Domingo, etkileyici Joe Jackson performansıyla uzun bir süre konuşulacağa benziyor.
Son yılların en çok konuşulan yapımlarından Stranger Things’in finalinden sonra, hikaye yeni bir animasyon dizisiyle geri dönüyor. Ancak bu geri dönüş, bir devam hikayesi niteliğinde değil. Orijinal yapımın ikinci ve üçüncü sezonları arasında geçen animasyonda Mike, Eleven, Dustin, Lucas, Will ve Max paranormal olayları araştırdıkları bir ekip kuruyorlar. Birlikte yaratıklarla savaşıyorlar ancak bu defa yetişkinler neredeyse hiç sahneye çıkmıyor. Yaklaşık yarım saatlik bölümlerden oluşan dizi, Stranger Things’in ilk sezonlarında hissedilen arkadaşlık, çocukluk ruhu ve heyecan temalarına odaklanıyor. Haftanın yorgunluğunu geride bırakıp, Hawkins’in kurgusal dünyasına kapı açacak dizi Netflix’ten izlenebiliyor.
Baby Reindeer dizisinin yaratıcısı, Emmy ödüllü Richard Gadd yeni bir mini diziyle karşımıza çıkıyor. HBO Max’ten izlenebilen dizi, yıllardır görüşmeyen ancak bir zamanlar çok yakın arkadaş olan Niall (Jamie Bell) ve Ruben (Richard Gadd)’ın günümüz ve geçmiş arasında paralel ilerleyen hikayesine odaklanıyor. Ruben’in Niall’ın düğününü basmasıyla başlayan Half Man, 80’ler atmosferine dönüş yaparak iki karakterin dostluklarını ve gençlik kaygılarını irdeliyor. Toplumun dayattığı maskülenlik algısı, şiddet, travma, cinsel kimliklerin sorgulanması ve bağımlılık yaratan ilişkiler tüm gerçekliğiyle sunuluyor. Altı bölümlük bir mini dizi olmasına rağmen, işlenen temalar, rahatsızlık hissini beraberinde getiriyor.
Yeni Netflix filmi Apex, yas tutan bir kadının tek başına çıktığı yolculukla başlıyor. Avustralya’nın vahşi doğasında sakin bir tatil yapmak için yola çıkan Sasha’nın (Charlize Theron) bir yerel bir avcının (Taron Egerton) hedefi hâline gelmesiyle, hikaye yön değiştiriyor. Sasha hayatta kalmak için mücadele verirken, avcıyla içine düştüğü psikolojik gerilime de tanıklık ediyoruz. Fiziksel anlamda kendini sonuna kadar zorlayan Sasha, aynı zamanda zihinsel olarak da sınırlarını aşıyor. Klasik bir hayatta kalma hikayesi, psikolojik savaşa dönüşüyor. Yapım, insanoğlunun vahşi doğadan daha tehlikeli olabileceğini gösteriyor.


