Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


13-14 Haziran hafta sonunda izlemeniz için dijital platformlardan ve beyazperdeden önerilerimizi derledik.
Haftanın yoğunluğundan sıyrılıp dinlenmenin en keyifli yollarından biri, kaliteli bir yapımın evrenine adım atmak. Bu hafta vizyona giren filmler ve yayına başlayan diziler, yalnızca eğlence sunmakla kalmıyor; güçlü karakterleri, özgün hikaye anlatımları ve etkileyici görsel dünyalarıyla izleyicide iz bırakıyor. Farklı türlerde öne çıkan, her biri kendi alanında dikkat çekici yapımları sizin için derledik. Bu haftaki izleme listenizi oluştururken, kaçırmamanız gereken bu önerilere göz atın.
Sherryl Woods’un aynı isimli çok satan roman serisinden uyarlanan Sweet Magnolias, beşinci sezonuyla geri dönüyor. Hikaye ilk defa farklı bir şehirde, New York’ta geçiyor. Bu sezon Maddie, Dana Sue ve Helen’in ilişkileri, kariyerleri ve arkadaşlıklarında yaşadıkları zorluklara rağmen hâlâ çok yakın üç dost olarak yeni bir döneme geçiş yapıyorlar. Dana ve Maddie’nin yeni işi, Helen’in düğün hazırlıkları ile yeni sezon, 'hayallerinin peşinden koşma'yı merkeze alıyor. New York’u keşfeden üç kadının geleneksel margarita buluşmaları devam ederken Sex and the City’nin özlenen atmosferi izleyiciyle kavuşturuluyor. Sweet Magnolias, Netflix’te izlenebiliyor.
Prime Video’nun yeni yapımı Every Year After, Carley Fortune’ın çok satan romanı Every Summer After’dan uyarlanıyor. Dizi, ilk aşkların izlerinin yıllar sonra bile taşındığını, genç yaşta verilen kararların kaderi nasıl değiştirdiğini yaz nostaljisi eşliğinde anımsatıyor. Dizinin başrollerinden Percy (Sadie Soverall), aldığı kötü bir haber üzerine gençlik yıllarını geçirdiği kasabaya dönüyor ve gençlik aşkı Sam (Matt Cornett) ile yaşadığı yaz anılarıyla bugünkü duyguları arasında gelgitler yaşıyor. Every Year After, yalnızca bir yaz aşkı dizisi olmaktan çok uzak. Aynı zamanda gençlik yıllarının büyüme sancıları ve geçmişin pişmanlıklarıyla derinleşen bir yapım.
Jurassic Park, Indiana Jones, E.T., Jaws ve Schindler’s List gibi birçok unutulmaz yapımın yönetmeni Steven Spielberg, yeni bir bilimkurgu filmiyle daha yönetmen koltuğuna dönüyor. Beyazperdede izlenebilen Disclosure Day, güçlü oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor. Film, gizli bir devlet kurumunun yaklaşık elli yıldır sakladığı 'uzaylı kanıtları' etrafında şekillenen bir hikaye anlatıyor. Eski bir siber suçlu Daniel Kellner (Josh O’Connor), bu bilgilerin halka açıklanması gerektiğini düşünürken bir televizyon programında meteorologluk yapan Margaret Fairchild (Emily Blunt) da bir anda Rusça ve Korece konuşabilmeye, insanların gözüne bakarak zihinlerini okuyabilmeye başlıyor. Ardından bu ikili arasında beklenmedik bir bağ ortaya çıkıyor ve onlar gizemi çözmeye çalışırken, devlet kurumunun peşlerine düşmesi gerilimi artırıyor.
Özcan Alper’in Erken Kış filmi, HBO Max koleksiyonuna ekleniyor. Başrollerini Timuçin Esen ve Leyla Tanlar’ın paylaştığı yapımda, bebeklerinin taşıyıcı anneliğini yapan Lia’yı memleketi Gürcistan’a götüren Ferhat ve Handan’ın yolculuğu konu ediliyor. Üç günlük yolculuk, çifti ve Lia’yı yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik bir sınava da sokuyor. Lia, arkasında bıraktığı bebeğin özlemiyle depresif bir ruh hâline bürünürken Ferhat ve Handan’ın ilişkileri giderek gerginleşmeye başlıyor. Ferhat, her geçen an eşinden daha da uzaklaştığını hissederken bir yandan da işi nedeniyle baskı altında hissetmeye başlıyor.
HBO Max’in üç bölümlük belgesel dizisi Bring Me Beauties: A Model Cult, 90’lı yılların başında dünyanın en başarılı erkek modellerinden biri olan Hoyt Richards’ın kusursuz hayatının ardındaki çarpıcı gerçekliğe odaklanıyor. Richards, 16 yaşındayken bir sahilde tanıştığı Frederick von Mierers’in güzel ve çekici insanlardan oluşan bir topluluk kurduğunu fark ediyor. Zamanla etrafındaki bu insanlar von Mierers’in kurduğu Eternal Values’a para vermeye ve onun katı kurallarına göre yaşamaya başlıyorlar. Belgesel de bu insanların neden von Mierers etrafında toplandığına ve gerçekten neler yaşadıklarına odaklanırken sektörün iç yüzüne bir bakış sunuyor.
Netflix’in yeni romantik komedi filmi Office Romance’in başrollerini Jennifer Lopez ve Brett Goldstein paylaşıyor. Jennifer Lopez’in canlandırdığı Jackie, Air Cruz isimli bir havayolu şirketinin başarılı CEO’su olarak karşımıza çıkıyor. Şirket çalışanlarının, yanında attığı her adıma dikkat etmek zorunda hissettiği, iş arkadaşlarıyla belirli bir mesafeyi koruyan Jackie’nin görünmez duvarları, şirkete katılan yeni bir avukatla birlikte yıkılmaya başlıyor. Goldstein’in hayat verdiği Daniel, Jackie’nin tüm iş kurallarını sorgulamasına, kendi sınırlarının dışına çıkmasına neden oluyor. Ancak bu sınır aşımı, rakipsiz CEO’nun iş hayatında yeni sınavlardan geçmesiyle sonuçlanıyor. Film, gizli bir ofis aşkının heyecanlı yanlarını, Jackie’nin işinde ve ilişkisinde yaşadığı çalkantılarla derinleştiriyor.
Mindy Kaling’in yeni projesi Not Suitable for Work, yapımcının üniversiteden mezun olduktan sonra yetişkinliğe ilk adımlarını attığı yıllardan ilham alıyor. Dizi, New York’ta karşılıklı iki dairede oturan beş gencin kariyerlerinin ilk günlerine ve aşk hayatlarına odaklanıyor. Kimi bir bankada çalışıyor, kimi tıp fakültesini bırakıp oyuncu olmak istiyor, kimi de gazetecilik yapıyor. Z kuşağının kurumsal hayatta yaşadığı şaşkınlıklara ve alışma süreçlerine dikkat çeken yapımda, bu beş gencin karmaşık aşk hayatları ve ilişki anlayışları da irdeleniyor. Hayallerinin peşinden koşarken önlerine çıkan engeller ve karmaşık duygu durumları, üniversiteden sonra kendi ayakları üzerinde durmaya çalışanlara eğlenceli bir destek alanı kuruyor.
Christian Petzold’un 2025 Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimi yapılan dram filmi Miroirs No. 3 vizyona giriyor. Yapım, erkek arkadaşının ölümüyle sonuçlanan bir trafik kazasından hiçbir yara almadan kurtulan Laura’nın yas sürecine odaklanıyor. Kazaya şahit olan bir kadın Laura’yı buluyor ve yavaş yavaş onun hayatına dahil oluyor. Laura bu kadının ve ailesinin yanında huzur bulsa da kendisini, bu insanların niyetlerini sorgulamaktan alıkoyamıyor. Film, yas sürecini işlerken kimlik karmaşasına ve bireysel sınırların ince çizgisine ilişkin sorgulamalar yaratıyor. Paula Beer’ın başrolünde olduğu filmde oyuncuya Barbara Auer, Matthias Brandt ve Enno Trebs eşlik ediyor. Aynı zamanda film, yönetmenin Undine (Su) ile başlayıp Afire (Ateş) yapımıyla sürdürdüğü üçlemenin son parçası.
20 yaşındaki yönetmen Kane Parsons’un ilk filmi A24 imzasıyla beyazperdede izlenebiliyor. Yapım, 1990’lı yılların başında, eşinden ayrılmış ve alkol bağımlılığıyla mücadele eden Clark’ın (Chiwetel Ejiofor), çalıştığı mobilya showroom’unun alt katında gizemli bir kapı keşfetmesinin ardından yaşanan gerilim ve gizeme odaklanıyor. Kapının ardında sarı tonlu, sonsuz koridorlardan oluşan “backrooms” evreniyle karşılaşıyor. Farklı gerçekliklere değinen anlamsız odalar, Clark’ın psikolojik gerilimini artırıyor. Onu bulmaya gelen terapisti Mary (Renate Reinsve) de bu sonsuz koridorlarda kayboluyor ve film, insanın belirsiz anlarda sıkışmasının yarattığı sonsuz çaresizliği izleyiciye hissettiriyor.
Başrolünde Oscar ödüllü oyuncu Nicolas Cage’in yer aldığı Spider Noir, 1930’lu yılların New York’unda geçiyor. Yaşlı bir özel dedektif olan Ben Reilly etrafında anlatılan hikaye, ilham aldığı çizgi romanın ruhunu taşıyor. Reilly, şehrin tek süper kahramanı olarak geçmişe gömdüğü hayatıyla yüzleşiyor. Hayattan bir beklentisi kalmamış, sevdiği kadını kaybetmiş depresif bir dedektifken, sıra dışı bir dava ile tekrardan Spider-Man kimliğine dönüyor. Amazon Prime’da izlenebilen dizi, hem siyah-beyaz hem de renkli izleme seçenekleriyle çizgi roman evreninin orijinal atmosferini deneyimleme imkanı sunuyor.


