Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Sıradışı kişiliği, enteresan çıkışları, dahiyane müzikleriyle son 20 yıla damga vuran Kanye West’in görkemli çöküşü ve yükselişi, müzik sektörünün kusurlarını da görünür kılıyor.
Popüler müzik figürleri içinde kafamı en çok karıştıran isimlerin başını çeker Kanye West, yani Ye... Kariyerini etkileyici ve yenilikçi müziği, pencerenin dışına taşan bakış açısı ile açıklamaya çalışmak en hafif tabirle naiflik olur. Bir taraftan köklerine saygı duyduğu müziğini durmadan üstüne koyarak geliştiren bir deha, bir tarafta en dikenli açıklamalarını bir çırpıda filtresizce anlatan bir anti-kahraman... Müzik tarihinin kuşkusuz en büyük yeteneklerinden biri olmasının yanında marka konumlandırmasını çok iyi bilen bir pazarlama uzmanı hatta bir manipülatör. Neyi nasıl satacağını çok iyi bildiği kesin. Her üretiminde ortaya koyduğu yetenekle müzik sektörünü değiştirme gücü olan bir vizyoner olduğu gerçeği herkesçe kabul görüyor, fakat bunun yanı sıra yıkıcı bir güce de sahip. Kendini de yıkmaya çok müsait bir güç bu.
Kanye West dehasını çok uzun yıllar takip ettim. 2004’te hayatıma ilk albümüyle girdi. Prodüktör tarafını çok sonradan keşfetsem de 2004 tarihli The College Dropout sampling ve estetik söz yazarlığı detaylarıyla hemen dikkatimi çekmişti. New York Boom Bap’i anımsatsa da gerçekten o dönem dinlediğim hiçbir rapper’a benzemeyen bir lirik yeteneğine, derin bir anlatıma ve kültürel eleştiriye sahipti. Soul ve gospel’den aldığı ilham kendini hemen belli ediyordu. O yıllara kadar hip-hop’un anlatımının içine yerleşmiş olan sokak kurallarının anlatıldığı sert gangster hikayelerini bir kenara atıp kültürel yozlaşma, din, eğitim sistemi, insan hakları ve ırkçılık gibi konulara eğilmeyi tercih ediyordu. Adeta bir dil bilimci gibi yazıyordu. Rap kültüründe bir değişimi simgelemişti. Kültürel bir bilince sahipti ve doğal olarak daha ilk albümünde büyük gelecek vaat ediyordu. Late Registration albümünde soul ve 1970’ler funk’ına selam duran yaylı partisyonları sofistike enstrümancılıkla birleştirmiş ve türe senfonik bir boyut kazandırmıştı. West’i öne çıkarıp Dave Chapelle, Jamie Foxx gibi siyah kültürünün önemli aktörleriyle aynı ortamlarda yer almasını sağlayan toplumsal sorunlara duyarlı hali bu albümde de öne çıkmıştı. Rasyonel bir sistem muhalifi konumunda ilerliyordu.
West’in müzikal dehası sektör tarafından materyal bir yönde kabul gördü. Kariyeri boyunca 160 milyondan fazla albüm sattı ve toplamda 24 Grammy kazandı. İlk üç albümüyle üst üste üç kez “En İyi Rap Albümü” ödülünü aldı. Late Registration dönemi, 48. Grammy Ödülleri’nde kazandığı üç ödülle rap tarihinde arka arkaya bu başarıyı yakalaması ile tarihe geçti. Jay-Z ile ortak projesi olan Watch the Throne (2011) ve beşinci stüdyo albümü My Beautiful Dark Twisted Fantasy (2010), 54. Grammy Ödülleri’nde West’e tam 7 adaylık getirdi ve bunların 4’ünü kazanmasını sağladı.
Bu ödüller ona sanatsal bir kabul kazandırdığı gibi ana akım medyayı kontrol yeteneği, moda devleri, global finansa yön veren aktörlerle bir araya gelebileceği dev bir kültürel sermayeyi yönetme imkanı da sunan yolu açtı. Sanatsal zaferin hemen ardından gelen kişisel bir trajedi, West’in hem müziğini hem de karakterini geri dönülemez bir biçimde değiştirdi. Hayatının merkezindeki figür olan annesi Donda West’in ölümü ve ardından uzun süreli ilişkisinin bitmesi, 808s & Heartbreak (2008) albümünü doğurdu. Bu albümle beraber benim şahsi zevkime hitap eden kültürel eleştirinin sağlam sampling yeteneğiyle birleştiği hip-hop’tan koptu Ye. Auto-tune’un aşırı kullanımı, gayet depresif melodiler ve kırılgan melankolik şarkılar modern müziğinde fazlasıyla yer bulmaya devam etti.

Şöhreti onun kadar iyi kullanan çok az isim oldu müzik tarihinde. Müziği bir araç olarak kullanarak kitleleri hareket ettirmeyi bildiği gibi Nike, adidas gibi markalarla dev ortaklıklar yaptı. Kendi markalarını kurup satıştan pay almak yerine büyük oyunculara kafa tutarak yoluna devam etti. Nike Air Yeezy 1 modeli 2009’da piyasaya sürüldü. 2013’te West’in tam kontrol isteği ortaklığı bitirdi. Sonrasında adidas’ın toplam satıştan yüzde 15 ve kreatif kontrolü tamamen sanatçıya vermesiyle yeni bir ortaklık doğdu: Yeezy Boost 350 tasarımı ve limitli üretimi sebebiyle büyük başarı elde etti. 2011’de adidas’ın Yeezy satışları 1,7 milyar doları geçti ve West bu sayede 6 milyar doları aşan kişisel servetiyle tarihin en zengin siyah Amerikalılarından biri haline geldi. West’in buradaki en büyük başarısı kanımca endüstrinin tedarik ve dağıtım hattını başarıyla kontrol etmesi ve kendini bu yolla büyük bir moda ikonuna dönüştürmesidir.
Eğlence sektörü dünya çapında ona hizmet edenleri büyütür. Hem de çok hızlı. İyi bir müzisyen iyi bir şovmen olmak asla yetmez devasa bir ün sahibi olmak için. Sektör, konuşmak ve konuşturmak ister. Hele bir de sansasyon yaratıyorsanız… İnsanların sizin için sadece “çok iyi şarkıcı” demesi yetmez; Madonna örneğinde olduğu gibi hakkınızda “Papa aforoz etti” denirse, işte o zaman global bir yıldıza dönüşebilirsiniz. Kanye için durum hiçbir zaman şansla açıklanamaz. O yırtık bir tipti ve enteresan argümanları vardı. Kendini dev aynasında gören bir sanatçı olarak adından bahsettirmeyi çok iyi bilen bir manipülatör ve en hafif tabirle bir narsistti. Bunlar zaten global marka olmuş sanatçılarda beklenen özelliklerdir. Hatta subjektif yorumum şu: Hafif sosyopat özelliklere sahip bir narsist değilseniz global anlamda milyonlara hitap eden bir yıldız olamazsınız. Peki ya tanrı kompleksi?
Ye ve eğlence sektörü ile medya arasında var olan ilişki karşılıklı fayda ve sömürü döngüsüne dayanıyor. Siz ne kadar uç açıklamalar yaparsanız etrafınızdaki haber ağı o kadar beslenir. Haberinizi yapan her yayın tıklanma rekorları kırabilir, YouTube reaksiyonları milyon izlenebilir. Bunların hepsi karşılıklı faydaya örnek. Ye kadar filtresiz, öngörülemeyen açıklamalar yapan isimler reyting ve finansal kazancın kapısı olarak kullanılır. İnsanların sinir uçlarına dokunacak fikirlerini, albüm, single yayını veya yeni moda koleksiyonlarının çıkacağı en stratejik anlarda dile getiren Ye, bedava reklam yapmasını çok iyi bildi. 2005’te canlı yayında yaptığı “George W. Bush siyahları umursamıyor” çıkışı, 2009’da MTV Video Müzik Ödülleri’nde Taylor Swift’in ödül aldığı anda sahneye fırlayıp mikrofonu elinden alması bunların ilk büyük örneklerindendir. Patolojik sınırdaki narsizm ve sinir hastalığı ataklarını “Deha çıldırdı” diye aksettirmek herkesin işine geliyordu.
Amerikan Psikiyatri Birliği’nin bir psikiyatristin şahsen muayene etmediği kamuya açık figürler hakkında profesyonel tanı koymasını yasaklayan etik kural olan “Goldwater Kuralı” sebebiyle hakemli yayınlarda doğrudan teşhis yapılamadığını öğrensem de ciddi editör/hakem kontrolündeki yayınlarda sektör ve West arasındaki ilişkiye dair enteresan makalelerle karşılaştım. İçlerinde konumuza en uygun olanı Dr. Rebecca L. Collins ve Prof. Marcus J. Watson’ın An Icon in Crisis: Kanye West, Bipolar Disorder, and the Spectacle of Mental Illness in Popular Media başlıklı makalesi: “West’in kamuoyuna yansıyan davranışlarının medyada ele alınış biçimi, bipolar bozukluğun tıbbi gerçekliğini anlatıdan koparmakta ve onun manik ataklarını yüksek etkileşimli bir eğlence malzemesi olarak silah haline getirmektedir. Endüstri, klinik büyüklük hezeyanlarını (grandiosity) basit bir estetik küstahlık olarak çerçeveleyerek, psikiyatrik bir krizden finansal değer üretirken, ciddi akıl hastalıklarına yönelik toplumsal damgalamayı (stigma) da artırmaktadır.”

Ye, kariyerinin son 10 yılını medya önünde dağılan karizmasını ve tüm özel hayatını toparlamaya çalışarak geçirdi. Tıp literatürüne yansıyan psikolojik kırılmaları ve teşhis edilen bipolar bozukluğu bunda önemli rol oynadı. İlaç tedavisini açıkça reddetti ve farklı grupları arka arkaya karşısına aldı.
2018’de katıldığı bir canlı yayında Amerikan tarihindeki kölelik süreci için “400 yıllık kölelik mi? Bu bana bir seçim gibi geliyor” diyerek inanılmaz tepki topladı. 2022’nin sonlarında sosyal medya üzerinden Yahudi toplumuna yönelik tehditkar söylemleri ve ardından Alex Jones’un Infowars programında yüzü maskeli bir şekilde Adolf Hitler’e yönelik övgü dolu açıklamaları, küresel boyutta infiale yol açtı.
Bu radikal çıkışlar adidas, Balenciaga ve kurucularının çoğu Yahudi olan dev menajerlik şirketi CAA gibi kurumların West ile milyar dolarlık iş ortaklıklarını tamamen fes etmesiyle sonuçlandı ve West milyarder statüsünü kaybetti. Konserleri iptal edildi ve hâlâ edilmekte. İngiltere’deki Wireless Festivali 2026’da Kanye West’i ana sanatçı olarak açıkladığında o kadar büyük tepki topladı ki festival iptal edildi. Hatta Türkiye konserine oluşan global ilgi de tepki topladı.
Sıradan bir yıldızın kariyerini bir gecede yok edebilecek skandal söylemleri West’e darbe vurdu. Emin olun bu dünya düzeninde çok zenginseniz ve arkanızda bu kadar büyük bir hayran kitlesi varsa bir şekilde paçayı kurtarırsınız. Hele bir de oyunu doğru kurguladıysanız… Ye’nin oyunu oynamaktan öte domine etmesi ve birçok kuralı kendi koyması yaşananları alışılagelmişten uzaklaştırdı. 2026’da The Wall Street Journal’a To Those I’ve Hurt (İncittiğim Kişilere) başlığıyla tam sayfa bir ilan veren rapper, geçmişteki agresif, antisemitik davranışlarını ve swastika sembollerini kullanmasını somut bir medikal temele dayandırdı. West mektubunda, 25 yıl önce geçirdiği ve çenesinin kırıldığı araba kazasında, beyninin sağ ön lobunun da ciddi şekilde hasar gördüğünü, ancak bunun dönemin şartlarında teşhis edilemediğini belirtti. Bu durumun zamanla mental sağlığını gerilettiğini ve 2023’te “Bipolar Tip 1” teşhisi konduğunu açıkladı. Manik atak dönemlerinde gerçeklikle bağının tamamen koptuğunu ve yaptıklarının birçoğunu hatırlamadığını, özetle Yahudi halkından ve siyahlardan özür dilediğini ifade etti. Kısacası oyunu kurgulayanın siz olduğunuzu düşündüğünüz zamanlarda da tekrar turneye çıkmak için bazı sektör büyüklerinden açıkça özür dilemeniz gerekiyor.
Klinik Psikolog ve Etik Kurulu Üyesi olan Dr. Sarah E. Vance’ın The American Journal of Bioethics and Clinical Psychology’de yayımlanan Public Diagnoses and the Goldwater Rule in the Digital Era: The Case of Ye (Kanye West) başlıklı makalesinde Goldwater Kuralı ve şöhretlerin dijital çağdaki davranışları arasındaki bağ irdeleniyor. Dr. Vance bu makalesinde şöyle bir teşhiste bulunuyor: “West’in ilaç tedavisini reddettiğini açıkça beyan etmesi, kamuya açık davranışsal verilerin Bipolar Tip 1 maninin klinik tanımlarıyla eşleştiği nadir bir kesişim noktası sağlamaktadır. Şarkı sözlerinde ve kurgulanmamış röportajlarında açıkça görülen çağrışımsal düşünce yapısı (clanging/ses benzerliklerine dayalı hızlı düşünüş), planlı bir pazarlama stratejisinden ziyade nöro-bilişsel bir aksamayı yansıtmaktadır.”
Ben, Nazi sempatizanı olduğunu kariyerinin bir döneminde iddia etmiş, kölelik bir seçimdi diyen birini savunamam, özür dilemiş bile olsa. Fakat bu konu sektör için bir turnusol kağıdı özelliğini taşıyor. Konuyu Ye ve sektörün iç içe geçtiği bir sömürü düzenine bağlarsak şunu sorabiliriz. Kanye West hasta da sektör çok mu sağlıklı? Bugün Kanye West’ten hâlâdaha büyük bir figür olduğunu düşünmüyorum. Elbette bir gün onun yerine sektör birini karşımıza getirecek ve milyonlara onun şöhretini kullanarak ayakkabı, albüm ve gösterişli sahnelerde konser satacak. Bakalım toplumların önünde yüceltip sonra yok etmeye çalışacakları bir sonraki isim kim olacak…