Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.
Şubat ayında Beyoğlu Asmalımescit’te açılan ve İran çağdaş sanatını odağına alan Shiva Zahed Gallery’nin kurucusu Shiva Zahed ile konuşuyoruz.
Shiva Zahed Gallery, 2026 Şubat’ının son günlerinde Asmalımescit Mahallesi’ne adını veren caddeye çıkan sokaklardan birinde, Minare Sokak’ta kapılarını açtı. 19. yüzyıl sonunda, konut amaçlı apartman olarak inşa edilen bir yapının sokağa bakan geniş pencereli giriş katında bulunan galeri, Shiva Zahed tarafından İran çağdaş sanatının, uluslararası sanat dünyasındaki diyaloğun bir parçası olmasını sağlamak misyonuyla kuruldu.
İstiklal Caddesi’nden Asmalımescit Caddesi’ne sapıp da Shiva Zahed Gallery’e doğru yürürseniz Fikret Adil’in Asmalımescit 74 romanının geçtiği, günümüzde sadece ön cephesi kalmış harap yapının önünden de geçersiniz. Galerinin ikinci sergisi olan Against Transparency’yi görmek için ilerlerken bu harap yapının da önünden geçiyorum ve Adil’in romanındaki kozmopolit ve bohem Asmalımescit’i, günümüzdeki Beyoğlu’nu, devam eden ABD-İran savaşını ve belirsizlikler çağında köklenmenin, sanat üretmenin anlamını düşünüyorum.
İran’da tıp eğitimi alan ve bir süre hekimlik de yapan Shiva Zahed ile buluşuyor; Zahed’in yolunu Asmalımescit’e düşüren hikayesini, satın aldığı ilk eserden henüz kurduğu galerisine tüm merak ettiklerimi; İstanbul’un bölgesel sanat haritasındaki konumuna ve Türk çağdaş sanatına dair düşüncelerini soruyorum.

Shiva Zahed. Fotoğraf: Behzad Satvat
Sanatla ilişkim çok küçük yaşlarda başladı. Sanırım üç ya da dört yaşındaydım; resim yapmayı ne kadar çok sevdiğimi o zaman fark ettim. Diğer çocuklar oyun oynarken ben eskiz defterimi ve renkli kalemlerimi yanımdan hiç ayırmazdım. Çocukluk hayalim ressam olmaktı.
Oldukça küçük yaşlarda resim dersleri almaya başladım ve bu tutkuma her zaman ciddiyetle yaklaştım. Daha sonra, yaklaşık on beş yaşındayken eğitim hayatımla ilgili önemli bir karar vermem gerektiğinde, güzel sanatlar eğitimi almak için sanat okuluna gitmek istedim. Ancak ailem bu fikre kesinlikle karşı çıktı. Orta Doğu’daki pek çok aile gibi onlar da başarılı bir öğrencinin doktor, avukat ya da mühendis olması gerektiğine inanıyordu. Üstelik, benden büyük kız kardeşim, İran’da saygın bir kadın doğum cerrahıydı; bu nedenle benim de tıp alanında ilerlemem yönünde güçlü bir beklenti vardı.
Her ne kadar ilk hayalim olmasa da, tıp eğitimini seçtikten sonra kendimi tamamen o yola adadım. Yoğun bir tempoyla çalıştım, Tahran’daki Shahid Beheshti Tıp Bilimleri Üniversitesi’ne kabul edildim ve eğitimimi tamamlayarak pratisyen hekim olarak mezun oldum.
Tıp okuduğum için hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Bu eğitim bana disiplin, sorumluluk, titizlik ve insanları dikkatle gözlemlemeyi öğretti; yalnızca hastalık belirtilerini değil, korkularını ve kırılganlıklarını görmeyi de... Bugün çalışma biçimimi hâlâ bu deneyimler şekillendiriyor. Yine de sanat, kendimi en çok ait hissettiğim yer olmayı hiç bırakmadı. Bu nedenle galeriyi açmak, aslında hayatımda yeni bir sayfa açmaktan çok, çocukluğumdan beri benimle olan bir tutkuya yeniden kavuşmak anlamına geliyordu.
Evet, dün gibi hatırlıyorum! Tıp fakültesindeki ilk yılımdaydım. En yakın arkadaşlarımın çoğu tıp değil; mimarlık, tiyatro ya da güzel sanatlar okuyordu. Bu yüzden boş zamanlarımın büyük bölümünü Güzel Sanatlar Fakültesi’nde geçiriyordum. Kendimi en çok oraya ait hissediyordum.
Bir gün arkadaşlarımdan biri beni Tahran şehir merkezindeki bir sanat galerisi açılışına götürdü. Orada genç bir sanatçının Suicide (İntihar) isimli tablosuyla karşılaştım. Resimde, yeşil bir fil kendi hortumunu ve dişlerini sapan gibi kullanarak başına taş fırlatıyordu. Hem mizahi hem rahatsız edici hem de o güne kadar gördüğüm hiçbir şeye benzemeyen bir işti. Günlerce aklımdan çıkaramadım.
O gün o tabloyu satın alacak maddi imkanım yoktu. Bu yüzden bir sonraki aylık harçlığımı alana kadar yaklaşık iki hafta bekledim. Parayı elime alır almaz yaptığım ilk şey galeriye geri dönüp eseri satın almak oldu. Ayın geri kalanında oldukça mütevazı yaşadım ve neredeyse tüm paramı tek bir sanat eserine harcadığımı kimsenin fark etmemesi için elimden geleni yaptım.
Henüz on sekiz yaşındaydım ve sanat eserlerinin özgünlük sertifikasıyla birlikte satıldığını bile bilmiyordum. Koleksiyon yapmak, provenans ya da yatırım değeri gibi kavramlar aklımın ucundan bile geçmiyordu. O işi satın almamın tek nedeni, bende güçlü bir duygu uyandırmış olmasıydı.
Bugün sanatçının adını artık hatırlamıyorum. Ama o tablonun bana hissettirdiklerini dün gibi anımsıyorum. Geriye dönüp baktığımda, bunun yalnızca satın aldığım ilk sanat eseri olmadığını görüyorum. Belki de ilk kez, benim için çoktan çizilmiş bir hayat rotası yerine bilinçli olarak sanatı seçtiğim andı.
İstanbul’a taşınmadan önce eşimle birlikte yaklaşık üç yıl Dubai’de yaşadık. O dönemde hekim olarak çalışıyordum. Düzenli olarak sanat galerilerini, müzeleri ve Art Dubai’yi ziyaret etsem de şehrin kültürel atmosferiyle hiçbir zaman gerçek anlamda bağ kuramadım. Aradığım ortamın orası olmadığını hissediyordum.
İstanbul’a ilk kez düğünümüz için geldik. Nikahımızı şehrin büyüleyici ormanlarından birinde yaptık. Aslında yalnızca kısa bir ziyaret planlamıştık, ancak şehre neredeyse ilk anda âşık oldum. Tarihi, mimarisi, özgün dokusu ve kültürel derinliği bana son derece tanıdık geldi. Daha da önemlisi, sanatla gerçekten bağ kuran, onunla içtenlikle ilgilenen bir toplumla karşılaştım.
O dönemde bir sanat galerisi açmak gibi bir düşüncem yoktu. Günlerimi sadece müzeleri ve galerileri gezerek geçiriyordum. Ancak zamanla, kültürel olarak İran’a bu kadar yakın hissettiren bir şehirde İran çağdaş sanatının ne kadar sınırlı temsil edildiğini fark ettim. Bu düşünce zihnimden hiç çıkmadı. Sanatı sevmenin artık bana yeterli gelmediğini; ona somut bir katkı sunmak istediğimi hissettim.
Aradan iki yıldan az bir süre geçmiş olmasına rağmen bugün İstanbul’u gerçekten evim olarak görüyorum. Hayatımızı tamamen buraya taşıdık. Shiva Zahed Gallery’yi kurmak ise, İranlı çağdaş sanatçılar ile uluslararası sanat izleyicisi arasında anlamlı bir diyalog kurmanın ve bu kültürel bağı güçlendirmenin benim için en doğal yolu oldu.

Shiva Zahed Gallery’nin açılış sergisi “echos”dan. Fotoğraf: Ali Nazari
Doğru mekanı bulmak birkaç ayımı aldı. İstanbul’un dört bir yanında sayısız yeri gezdim, ancak galerinin Pera’da olmasını en başından beri istiyordum. Beni buraya çeken şey semtin köklü tarihi, mimari karakteri ve kültürün bu mahallenin ayrılmaz bir parçası olduğu hissiydi.
Bugün Shiva Zahed Gallery’ye ev sahipliği yapan mekana ilk kez adım attığım anda aradığım yeri bulduğumu hissettim. Daha işin pratik ayrıntılarını düşünmeye başlamadan önce bile odaların sergilerle dolduğunu gözümde canlandırabiliyordum. Duvarlar artık bana boş görünmüyordu; hayranlık duyduğum sanatçıların eserlerini çoktan o duvarlarda görmeye başlamıştım. Bu, bir karar vermekten çok, uzun zamandır aradığım bir şeyi nihayet bulmuş olma hissiydi.
Aynı zamanda sanat galerilerinin bulundukları mahallelere katkı sağlaması gerektiğine inanıyorum. Asmalımescit çok güçlü bir kültürel mirasa sahip ve galerinin de bu hikayenin yaşayan bir parçası olmasını istedim. Dileğim, Shiva Zahed Gallery’nin sanatçıları, koleksiyonerleri, küratörleri ve sanatseverleri çağdaş sanat etrafında anlamlı sohbetlerde buluşturan bir karşılaşma noktası haline gelmesi.
Bence İstanbul, yalnızca coğrafi konumu nedeniyle değil; kültürel merakı sayesinde de bölgenin en heyecan verici sanat merkezlerinden biri. Şehri asıl özel kılan da bu.
Bugün pek çok kent güçlü sanat piyasaları oluşturmuş durumda. Ancak İstanbul bunun ötesine geçerek gerçek bir sanat izleyicisi de yetiştirdi. Burada insanlar sergileri yalnızca gezmiyor; onlarla gerçekten bağ kuruyor, eserlerle ve fikirlerle etkileşime giriyor. Sanatçılara, düşüncelere ve kültürel diyaloğa duyulan samimi ilgi, İstanbul’u benim gözümde benzersiz kılıyor.
Benim için İstanbul, İran çağdaş sanatını tanıtmak adına ideal bir şehir. Çünkü burada sanatçılar, politik söylemler ya da kalıplaşmış önyargılar üzerinden değil; ürettikleri işlerin niteliği üzerinden değerlendirilebilecekleri bir kültürel zemine sahip.
Aynı zamanda İstanbul’un uluslararası bir sanat kenti olma yolculuğunda yeni bir dönemin henüz başında olduğuna inanıyorum. Şehrin bunu mümkün kılacak köklü tarihi, güçlü sanat kurumları, koleksiyonerleri ve belki de en önemlisi, yeni sanatsal seslere açık bir yaklaşımı var. Shiva Zahed Gallery’nin de bu yolculuğun bir parçası olmasından büyük mutluluk duyuyorum.

Fotoğraf: Ali Nazari
Bence İran çağdaş sanatına ilişkin yapılan en büyük yanlışlardan biri, onun hâlâ çoğunlukla siyasi ya da coğrafi bir çerçeveden değerlendirilmesi. Oysa bana göre bu üretimler, her şeyden önce sanat eseri olarak deneyimlenmeyi hak ediyor.
İranlı çağdaş sanatçılarda beni en çok etkileyen şey, işlerinin taşıdığı derinlik ve katmanlı yapı. Eserlerinde kavramsal düşünce, teknik ustalık, şiirsellik, tarih ve kişisel deneyim çoğu zaman kendine özgü bir dengede buluşuyor. Bunlar, izleyiciye kolay cevaplar sunmak yerine onu düşünmeye davet eden çalışmalar.
Sanatçı seçerken, evrensel bir görsel dile sahip olmasının yanı sıra kendi özgünlüğünü koruyabilen isimleri tercih ediyorum. Bir sanatçının uluslararası alanda görünür olabilmek için kimliğini değiştirmesi gerektiğine inanmıyorum. Tam tersine, en güçlü sanatçılar kendi seslerine sadık kalırken farklı kültürlerde de karşılık bulabilen işler üretebilenlerdir.
Shiva Zahed Gallery'nin temel vizyonu da tam olarak bu düşünceye dayanıyor: İranlı sanatçıları İranlı oldukları için değil, ürettikleri nitelikli işler uluslararası sanat dünyasındaki diyaloğun bir parçası olmayı hak ettiği için görünür kılmak.

Fotoğraf: Ali Nazari
Against Transparency, bugün içinde yaşadığımız dünyada özellikle anlam kazanan bir sergi. Sürekli görünür olmayı, anında fikir beyan etmeyi ve her şeyi hemen açıklamayı talep eden bir çağda yaşıyoruz. Ahmad Rafi’nin resimleri ise bu beklentiye sessiz ama güçlü bir şekilde karşı duruyor. Bize belirsizliğin, sessizliğin ve gizemin de en az açıklık kadar değerli olabileceğini hatırlatıyor.
Rafi’nin çalışmalarında beni en çok etkileyen şey, anlam kazanmak için kültürel ya da politik bir bağlama ihtiyaç duymamaları. Resimleri son derece insani sorular soruyor; izleyiciyi yavaşlamaya, dikkatle bakmaya ve belirsizliği kabullenmeye davet ediyor.
Pek çok açıdan bu sergi, Shiva Zahed Gallery’nin küratoryal yaklaşımını da yansıtıyor. Beni en çok ilgilendiren sanatçılar, sergiden ayrıldıktan sonra bile izleyicinin zihninde yaşamaya devam eden işler üretenler. Kolay cevaplar sunmak yerine yeni düşünme ve görme biçimlerinin kapısını aralayan eserler, galerinin programını şekillendiren temel yaklaşımı oluşturuyor.
Benim için her şey her zaman eserin kendisiyle başlıyor. Teknik yetkinlik elbette önemli ancak tek başına yeterli değil. Ben, kendine özgü bir sanatsal dile, entelektüel derinliğe ve zaman içinde gelişmeye devam eden tutarlı bir üretim pratiğine sahip sanatçılarla ilgileniyorum.
Özellikle, kendi özgünlüğünü korurken evrensel bir görsel dil kurabilen sanatçılar beni etkiliyor. Bir sanatçının uluslararası sanat piyasasında yer bulabilmek için üretim pratiğini değiştirmesi gerektiğine inanmıyorum. Tam tersine, en güçlü sanatçılar kendi vizyonlarına sadık kalırken farklı kültürlerde de karşılık bulabilen işler üretebilenlerdir.
Ticari başarı ve uluslararası görünürlük kuşkusuz değerli ölçütlerdir; ancak benim için hiçbir zaman çıkış noktası olmadılar. Olağanüstü bir sanatçıyı piyasanın keşfetmesini beklemek yerine, onu daha yolun başındayken fark etmeyi tercih ederim. Sonuçta bugün uluslararası ölçekte tanınan her sanatçı bir zamanlar bilinmeyen biriydi. Bir galerici olmanın en tatmin edici yanlarından birinin de bu potansiyeli erkenden görebilmek olduğuna inanıyorum.
Misyonumuzu yalnızca kariyerinin başındaki sanatçıları desteklemek olarak tanımlamıyorum. Bizim asıl amacımız, kariyerlerinin hangi aşamasında olurlarsa olsunlar, olağanüstü yeteneklere sahip sanatçıları keşfetmek ve onları hak ettikleri izleyici kitlesiyle buluşturmak.
Bununla birlikte, genç İranlı çağdaş sanatçılara karşı özel bir sorumluluk hissettiğimi söyleyebilirim. İran’da var olan olağanüstü yeteneğe rağmen, ülke içinde uluslararası bir sanat kariyeri inşa etmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum.
Eğer Shiva Zahed Gallery, yetenekli bir sanatçının uluslararası sanat sahnesine ilk adımını atmasına katkı sağlayabilirse, bunu galerimizin en büyük başarılarından biri olarak görürüm. Bana göre bir galerinin en anlamlı rolü, yalnızca mevcut sanat dünyasını yansıtmak değil, aynı zamanda onun geleceğinin şekillenmesine de katkıda bulunmaktır.
Bence bugün birçok İranlı çağdaş sanatçının karşı karşıya olduğu en büyük sorun yetenek eksikliği değil, görünürlük eksikliği. İran’da olağanüstü bir yaratıcılık ve sanatsal üretim var; ancak pek çok sanatçı uluslararası sergilere katılma, güçlü profesyonel ağlar kurma ve daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşma konusunda sınırlı fırsatlara sahip oldu.
Öte yandan ben bunu aynı zamanda önemli bir fırsat olarak görüyorum. Uluslararası sanat dünyası, özgün seslerin giderek daha fazla peşine düşüyor ve İranlı çağdaş sanatçıların pek çoğu tam da bunu sunuyor. Uluslararası alanda karşılık bulabilmek için kimliklerini ya da üretimlerini değiştirmelerine gerek yok; ihtiyaç duydukları şey yalnızca daha görünür olabilecekleri fırsatlar.
Ben de rolümü, sanatçıları uluslararası piyasanın beklentilerine göre dönüştürmek olarak değil; uluslararası sanat dünyasının onları keşfetmesine aracılık etmek olarak görüyorum.
Evet, İstanbul’da yaşayan birçok İranlı sanatçıyla iletişim halindeyim ve bu ilişkileri çok değerli buluyorum. Bu sanatçılar, şehrin zengin kültürel dokusunun önemli bir parçasını oluşturuyor.
Bununla birlikte, Shiva Zahed Gallery’yi belirli bir topluluğa hitap etmek üzere kurulmuş bir galeri olarak görmüyorum. Benim için burası, İstanbul merkezli, küratoryal odağı İran çağdaş sanatı olan uluslararası bir galeri. Amacım sanatçılar, küratörler, koleksiyonerler, müzeler, sanat kurumları ve farklı geçmişlerden gelen izleyiciler arasında anlamlı bağlar kurabilmek.
Galeri zaman içinde fikirlerin paylaşıldığı, işbirliklerinin doğduğu ve uzun soluklu ilişkilerin geliştiği doğal bir buluşma noktasına dönüşürse bundan büyük mutluluk duyarım. Nihai hedefim ise İran çağdaş sanatını uluslararası sanat ekosistemiyle buluşturan güçlü bir platform oluşturabilmek.
Evet, takip ediyorum. İstanbul’da yaşamak bana Türkiye’nin çağdaş sanat sahnesini yakından tanıma fırsatı sundu ve hâlâ büyük bir ilgiyle takip etmeye devam ediyorum.
Beni en çok etkileyen unsur, sanatsal ifadelerin taşıdığı çeşitlilik. Deneysel üretime, kavramsal düşünceye ve diyaloğa açık güçlü bir kültürel ortam var. İstanbul’u yaşamak ve üretmek için bu kadar ilham verici kılan da tam olarak bu.
Shiva Zahed Gallery’nin odağı İran çağdaş sanatı olsa da, bu yaklaşımı hiçbir zaman bir sınırlama olarak görmedim. Aksine, en anlamlı fikirlerin farklı sesler arasındaki diyalogdan doğduğuna inanıyorum. Galerinin zaman içinde Türkiye, İran ve uluslararası sanat dünyasındaki sanatçılar, küratörler, müzeler ve kültür kurumları arasında daha fazla işbirliğine ve fikir alışverişine zemin hazırlamasını umut ediyorum.
Shiva Zahed Gallery için bu daha sadece başlangıç. Galerimizi kısa süre önce açmış olmamıza rağmen, yıl boyunca gerçekleştireceğimiz sergilerin takvimi şimdiden netleşmiş durumda. Bu da her projeyi kısa vadeli kararlarla değil, uzun soluklu bir küratoryal yaklaşımla geliştirmemize olanak tanıyor.
Son aylarda bölgemiz, İran’ı da etkileyen çatışmalar başta olmak üzere olağanüstü zorluklarla karşı karşıya kalmasına rağmen, yıllık programımızı korumak için elimizden geleni yaptık. Sanatçıları desteklemek, belirsizlik dönemlerinde dahi sürdürülebilirlik ve devamlılık sağlayabilmek anlamına geliyor. Bu anlayış, galerimizin temel değerlerinden biri olmaya devam ediyor.
Önümüzdeki aylarda hem birbirinden farklı kariyer aşamalarında olan hem de yükselen İranlı sanatçıları uluslararası izleyiciyle buluşturan özenle kurgulanmış sergilere ev sahipliği yapmayı sürdüreceğiz. Sergi programımızın yanı sıra sanatçı konuşmaları, eğitim odaklı girişimler ve küratörlerle, müzelerle ve kültür kurumlarıyla geliştireceğimiz işbirlikleri aracılığıyla, galerinin rolünü daha da genişletmeyi hedefliyoruz.
Daha uzun vadede ise vizyonum, Shiva Zahed Gallery’nin bir sanat galerisi olmanın ötesine geçmesi. Zaman içinde araştırma ve eğitime adanmış bir enstitüyü, daha ileride ise İran çağdaş sanatını korumayı, belgelemeyi ve görünür kılmayı amaçlayan ve aynı zamanda uluslararası kültürel diyaloğu teşvik eden bir müzeyi de bünyesinde barındıran, daha kapsamlı bir kültür platformuna evrilmesini hayal ediyorum.