Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Sahnenin ışıkları yandığında yalnızca oyun başlamıyor; yeni bir kuşağın hayalleri, heyecanları ve yaratıcılığı da görünür oluyor. Altı genç tiyatrocu kendi yollarını çizerken bir yandan da tiyatronun bugününe ve yarınına yön veriyor. Her birinin yaklaşımı, deneyimi ve düşleri farklı. Ortak noktalarıysa önlerinde henüz yazılmamış pek çok hikayenin olması.
Lisans eğitimimi ODTÜ Psikoloji bölümünde aldım ve bu süreçte reklamlarda oynamaya başladım. Yurtdışında yüksek lisans eğitimi almak için başvurularımı yaptığım dönemde, eğitimim başlayana kadar İstanbul’da yaşamaya ve oyunculuk üzerine eğitim almaya karar verdim. Oyunculuğun kendimi keşfetmeme alan açtığını gördükçe, bu benim için büyük bir tutkuya dönüştü. Ardından ailemle ciddi bir konuşma yaptım ve yüksek lisans eğitimime Türkiye’de devam etmeye karar verdim. İstanbul Kent Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansına başlarken bir yandan da Şahika Tekand’ın kurucusu olduğu Studio Oyuncuları’nda oyunculuk eğitimime devam ettim. Bu süreçte pek çok reklam filminde yer aldım ve ilk dizi projem olan Yalı Çapkını ile televizyon dünyasına adım attım. Yönetmenimiz Onur Ünlü ile yollarımızın kesişmesiyle birlikte, 2025 yılında tiyatro oyunculuğu da hayatıma girdi. Böylece oyunculuğun farklı alanlarını deneyimleme ve kendimi bu alanlarda geliştirme fırsatı buldum. Şu anda hem oyunculuk yapıyorum hem de bir psikolog olarak yeni yeni danışan görmeye başladım. Böylece çok sevdiğim bu iki alanı bir arada sürdürüyorum.
Hayatımın en heyecanlı, en sıcak ve en eğlenceli parçalarından biri. Oyunumuz, Onur Ünlü’nün en sevdiğim filmlerinden biri olan Güneşin Oğlu’nun tiyatro uyarlaması. Oyunda hem profesörün asistanı Ebru’yu hem de bir üniversite öğrencisini canlandırıyorum.
Bir yandan kendimi çok şanslı hissediyorum, diğer yandan verdiğim emeğin fark edilmesi beni çok mutlu ediyor ve umutlandırıyor. Çünkü bütün bunları sadece şansa bağlamak çabama haksızlık olur. Elbette bazen ne kadar emek verirseniz verin, her şey hayal ettiğiniz gibi gitmeyebiliyor. Bu süreçte hayal ettiğimden bile daha güzel bir deneyim yaşadım.

Katmanlı kolsuz üstler MAX&CO, Kumaş midi etek ZARA, Deri topuklu ayakkabı MERSEIGHT, Taşişlemeli deri çanta MANGO, Çiçek figürlü kolye YOU - GIZIA GATE, Diz altı çorap Moda editörüne ait
Sanırım sahne, kendimi en çok “anda” hissedebildiğim yer. Prömiyer gününü hatırlıyorum; heyecandan karnıma kramplar giriyordu. Sahnenin kenarından arkadaşlarımı büyük bir heyecanla izledim. Ama sıram gelip sahneye çıktığım anda bütün heyecanım, kaygılarım ve aklımdan geçen düşünceler bir anda silindi. Kendimi tamamen o ânın içinde buldum. Artık yalnızca Ebru’ydum. Ve en güzeli, bu his ilk oyundan son oyuna kadar hiç değişmedi. Hayatımda ne yaşıyor olursam olayım, seyircinin karşısına çıktığım anda Beliz geride kalıyor ve ben sadece Ebru oluyorum.
Şanslıyım ki henüz böyle bir an yaşamadım. Ama yaşasam bile bir şekilde toparlayabileceğimizi biliyorum. Çünkü hepimiz metne o kadar hakimiz ki... Her şeyden önce metni çok seviyoruz. Daha en başından itibaren yalnızca kendi sahnelerimizi değil oyunu bir bütün olarak okumaktan da büyük keyif aldık. Zamanla birbirimizin repliklerini de öğrendik. Bu yüzden sahnede bir repliğimi unutsam bile partnerimin bana mutlaka yardımcı olacağını ve bir şekilde beni toparlayacağını biliyorum.
Bunu babam oyunu izlemeye geldiğinde, ona da söylemiştim. Oyunumuzda geçen bir replik var: “En mutlu olduğunuz sevişmenizi düşünün; hiç bitmeseydi en güzeli mi olurdu yoksa en sıkıcısı mı?” Bence bu, hayatta hep akılda tutulması gereken bir cümle. Çünkü güzel şeyler biter ve belki de onları güzel yapan biraz da bitecek olmalarıdır.
Hepsinin birbirinden farklı, hayranlık duyduğum becerileri var. Mesela Zeynep Kankonde’den sahnede cesur olmayı, İbrahim Selim’den doğallığı, Beyti Engin’den ise sesini bir oyuncu olarak ne kadar ustalıkla kullanabileceğini öğreniyorum. Hepsini yakından gözlemlemek ve her birinden farklı şeyler öğrenebilmek benim için çok kıymetli.

Çok inandığınız bir iş hayal ettiğiniz gibi sonuçlanmayabilir ya da hiç beklemediğiniz bir proje size bambaşka kapılar açabilir. O yüzden bence oyunculukta her yeni proje, bir anlamda risk almak demek. Belki de önemli olan her zaman doğru kararı vermek değil, verdiğiniz kararın arkasında durabilmek ve sonuç ne olursa olsun o deneyimden bir şeyler öğrenebilmek. Ben de kendime hata yapma, deneme ve zamanla ne istediğimi keşfetme alanı tanımaya çalışıyorum.
Bence Türkiye’de tiyatro geliştikçe seyirci de gelişiyor. Seyirci artık daha dikkatli, daha seçici ve ne izlediğinin daha çok farkında. Böyle bir seyirciye iş üretmek de doğal olarak biz oyuncuları daha fazla zorluyor ve kendimizi geliştirmeye itiyor. Aslında tiyatroyla seyirci arasında birbirini besleyen, karşılıklı olarak geliştiren çok güzel bir ilişki var. Bence bunun bir parçası olmak da son derece heyecan verici.
Belki tam olarak bir tavsiye sayılmaz ama bugüne kadar duyduğum en güzel ve motive edici sözlerden biriydi: “Biz oyuncular genellikle gerçek dünyadan yorulduğumuz için oyunculuğun kurgu dünyasına bir sığınak gibi gireriz. Sen de öyle bir yerden oyna.”
Psikoloji bilgimden oyunculuğumda da yararlanabilmek için, psikotik bir karakteri canlandırmayı çok isterdim.
Hep bir film projesinde yer almayı hayal etmiştim. Şu anda Onur Hoca’yla bir film projesinin hazırlık sürecindeyiz. Muhtemelen siz bu satırları okurken biz filmimizin setinde olacağız ve ben de uzun zamandır hayalini kurduğum bir şeyi yaşıyor olacağım.
Kapak: Katmanlı kolsuz üstler MAX&CO, Kumaş midi etek ZARA, Deri topuklu ayakkabı MERSEIGHT, Taşişlemeli deri çanta MANGO, Çiçek figürlü kolye YOU - GIZIA GATE, Diz altı çorap Moda editörüne ait