Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Sahnenin ışıkları yandığında yalnızca oyun başlamıyor; yeni bir kuşağın hayalleri, heyecanları ve yaratıcılığı da görünür oluyor. Altı genç tiyatrocu kendi yollarını çizerken bir yandan da tiyatronun bugününe ve yarınına yön veriyor. Her birinin yaklaşımı, deneyimi ve düşleri farklı. Ortak noktalarıysa önlerinde henüz yazılmamış pek çok hikayenin olması.
Küçük yaşta herkes gibi okulda sahneye çıktım ve o gün bugündür bir şekilde sahnedeyim. Tiyatro oyunculuğu şu an mesleğim. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı Tiyatro Anasanat Dalı mezunuyum.
Sahnede olmak hayatımın büyük ve önemli bir parçası. İyileştirici ve insanı diri tutan bir yanı olduğunu düşünüyorum. Sekiz sezondur Zengin Mutfağı oyununda Selim karakterini canlandırıyorum ve bu rolü oynadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Selim, oyundaki baskınlığı, geçirdiği dönüşüm ve karakterinin derinliğiyle oyuncuya geniş alan açan bir rol. Bu yaşlarda canlandırılabilecek en güzel karakterlerden biri olduğunu düşünüyorum.
Çok güzel. Özgüvenli, mutlu ve geleceğe dair daha umutlu hissettiriyor. Ama bir yandan da kaygılandıran bir tarafı oluyor. Çünkü hep o standardı arayan ve korumak isteyen bir güdü gelişiyor. Bu istek bazen çekingen ve seçici davranmama sebep olsa da kariyerimin şekillenmesine katkıda bulunuyor.

Ekose desenli yün ceket ve pantolon PCFG, Yün kazak THE ROW - BEYMEN, Deri makosen ayakkabı CAMPER, Valiz GUCCI - NISH SOLUTIONS
Sahnenin dönüştürücü bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Çok zor zamanlarda sahneye çıkmamız gerekti. Ama çıktıktan sonra, eğer oyun iyi geçiyorsa, çok daha iyi hissediyorum. Bunun tam tersini de yaşamışlığım var tabii. Her şeyin istediğim gibi gitmediği zamanlarda sahnedeki durumdan ve karakterden uzaklaşmanın aksine daha çok tutunuyor olabilirim.
Bunların hesaplayabileceğimiz şeyler olduğunu düşünmüyorum. Öncesinde oyuna hakim olmak ve o an partnerine güvenmeyi seçmek en iyi tercih olabilir. Daha önce oyun sırasında seyirciler arasında sağlık sorunu yaşayan da oldu, dışarıdan birinin oyuna müdahalesiyle baş etmek zorunda kaldığımız da. Bazen teknik sorunlar ve teklemeler de olabiliyor. Hatta oyunu durdurmak zorunda kaldığımız anlar dahi oldu. Ama oyuna hakimiyetimiz ve ekibimizin uyumu en hızlı şekilde bizi oyuna döndürdü.
Geçen yıl festivalde izlediğim Baro d’evel ekibinin sahnelediği Biz Kimiz? (Qui som?) performansı aklıma geliyor. Son bölümünde kendi süreçlerinden bahsederken “Her gün provaya gelip gidiyorduk ve yaptıklarımız hiçbir şeye benzemiyordu” diyorlardı. Bu bana, sahneye çıkan herkesin yaşadığı provanın en zor, ama en bırakılmaması gereken evresini ve hayattaki çıkmazlarımızda sabretmeyi hatırlatıyor. Oynadığım oyundan da örnek verecek olursam: “Ayrılmak mı zor, Kerim Bey’e hizmet etmek mi?”
Çok kolay, ama zor tarafları da yok değil. Karşınızda son derece profesyonel, size alan açan, her oyunda aynı performansı koruyan ve yaptığı her şeye sizi inandıran biri var. Bu, sahnede işinizi kolaylaştırıyor. Ama seyircinin çoğunluğunun haklı olarak onu izlemeye gelmesi ve karşınızda güçlü bir aktörün olması bazen doğal olarak işinizi zorlaştırabiliyor.
Öğrendiğim ve etkilendiğim birçok yanı var. Bunların başında inanmak ve inat etmek geliyor. Mesleğe profesyonel ama eğlenceli yaklaşımı ve seyirciyle kurduğu bağ nedeniyle Şener Şen örnek aldığım isimlerden. Ayrıca pek çok kişi gibi Cate Blanchett ve Daniel Day-Lewis’in de hayranıyım.

Mükemmeliyetçilik, ayağıma dolanan yanlarımdan. Eskiden hata yapmamaya çalışırdım. Ama bunun yanlış olduğunu biraz anladım. Şimdi hata yapmadıkça ilerleyemediğim kanaatindeyim. Sahneye çıkmak zaten riskli bir iş. Telafi şansımız yok. Risk arttıkça kendimizi şaşırtıp ummadık bir çıkış bulabiliyoruz. Bu beni heyecanlandırıyor, korkutmuyor. Bu yüzden risk almaktan çekinmiyorum.
Seyircilerin beklentilerinin bence özü aynı, ama son zamanlarda yeni ve farklı deneyimlere, mizaha ve politik olana daha yakın gibi hissediyorum. Oyun izleyeceğim zaman alternatif tiyatrolara koşuyorum. Tabii büyük ve iyi prodüksiyonlar var ve bu çeşitliliğin olması da lazım. Ama alternatifin daha fazla ilgiyi hak ettiğini düşünüyorum.
Yaşamla ilişkini koparmamak, içine sineni yapmak.
Oynamayı çok istediğim pek çok rol var. Buna tek bir örnek vermek çok zor. Zamansız ve görkemli yapısından dolayı bir Antik Yunan tragedyasında rol almayı deneyimlemek isterim. Ya da bize ait dünyası ve mistik atmosferinden dolayı bir İhsan Oktay Anar romanı sahneye uyarlansa heyecan verici olabilir. Leos Carax’ın Kutsal Motorlar filminde Denis Lavant’ın canlandırdığı karakter gibi bir rolü oynamak beni çok heyecanlandırabilir. Sahneye uyarlanmış bir klasikten örnek vermem gerekirse, Raskolnikov’u canlandırmak olabilir.
Elbette sahnede çok zorlandığım anlar oluyor ama bir projeye başlarken “Bu beni zorlar” diye düşünmüyorum. Bütün süreç boyunca nasıl oynayacağıma odaklanıyorum.
Yıllardır içinde bulunduğum projeler sayesinde kendimi çok şanslı hissediyorum. Şimdi ise odağımı biraz daha kendi üretimlerime çevirmek istiyorum. Yeni ekip arkadaşlarımla bir araya gelerek özgün metinler oluşturmayı ve bunu sahneye taşımayı hedefliyorum. Daha önce dizi ve sinema projelerinde yer aldım. Sinema, diziye kıyasla daha çok ilgimi çekiyor. Hepsi hayatımda olacak. Önemli olan seyirciyle buluşmamız ve ona ne söylediğimiz.
Kapak: Ekose desenli yün ceket ve pantolon PCFG, Yün kazak THE ROW - BEYMEN, Deri makosen ayakkabı CAMPER, Valiz GUCCI - NISH SOLUTIONS