26 Temmuz 2015

Oturmaya mı Geldik?

YAZI: VALERİE DAYAN

Sayısız araştırma, biyolojik olarak ayakta durmaya ve aktif olmaya programlandığımız halde, günlerimizi saatlerce oturarak geçirmenin sağlığımızı tehlikeye attığını ortaya koyuyor. Vogue Türkiye, oturduğumuz yerden nasıl ömrümüzü kısalttığımızı araştırdı.

15-07/14/vogue_turkiye_oturmaya_mi_geldik-1436861550.jpg

Fotoğraf: Zoe Ghertner

İtiraf edelim, oturmayı seven, rahatına düşkün bir milletiz. Ne de olsa hepimiz sandalyeyi kapıp oturanın kazandığı, oturamayanın diskalifiye olduğu bir oyunla büyüdük. Metronun rahatsız sandalyelerinde yer bulabilmek için en stratejik vagonu seçmek, eve gelir gelmez kendimizi en rahat koltuğa atmak, ofiste çalışırken tuvalete gitmeye bile üşenmek, herhangi bir yerde beklerken ayakta kalmaya sinirlenmek birçoğumuzun günlük hayatından aşina olduğu enstantaneler. Televizyonun önündeki kanepede saatlerde çakılı kalmayı saymıyorum bile. Y, X, Z gibi harfler bir yana, şu anda dünya üzerinde bulunan herkesi “oturma jenerasyonu” adı altında toplamak çok da yanlış olmaz. Başka bir deyişle de, oturduğu yerden ömrünü kısaltan insanların jenerasyonu.

 “Sitting is the new smoking” yani “oturmak yeni sigara içmek” lafına daha önce rastlamış, bunun dikkat çekmeye çalışan tipik internet makalesi klişelerinden olduğunu düşünmüş olabilirsiniz. Şahsen ben öyle düşündüm. Ancak konuyu inceleyip birkaç araştırmaya göz atmanın, sizi kısa sürede ayaklandıracağını söyleyeyim. Fazla değil, 90 saniyelik oturmanın sonucunda hücreleriniz yavaşlayarak insülin üretimini düşürüyor, böylece şekeri sindirmeniz zorlaşıyor. 30 dakika sonra ise trigliseridiniz yükseliyor, metabolizmanız yavaşlıyor. Bunlar size yeterince caydırıcı gelmediyse, daha korkutucu olgulara geçelim: Günün büyük bir kısmını oturarak geçirenlerin, aktif olanlara oranla şeker hastalığına yakalanma ihtimali yüzde 90 daha fazla. Kalp hastalıklarına yakalanma riski ise yüzde 18 artıyor. Journal of the National Cancer Institute’un 70 bin kanser hastası üzerinde yaptığı araştırmaya göre, kansere sebebiyet veren faktörler arasına yaklaşık yüzde 15’lik artış ile oturmayı da eklemek mümkün. Sandalyeye yapışık yaşamak tahmin edebileceğiniz üzere obeziteye de sebebiyet veriyor. En ilginç bulgulardan biri ise uzun süreli oturmanın tam anlamıyla modumuzu düşürmesi. Kan dolaşımımızın yavaşlaması, bize kendimizi iyi hissettiren hormonların reseptörlere ulaşmasını engelliyor ve depresyon riskimiz artıyor. Bu durum, dolaylı olarak ofiste verimi de düşürüyor. Sürekli kendini yorgun hissetmenin sebebi sadece kalitesiz uyku değil, uzun saatler oturmak olabilir. Rochester, Minnesota’da bir ilkokulda yapılan deneyde, öğrencilerin ders boyunca sürekli hareket halinde olmalarını gerektiren mobil öğrenim istasyonları kuruldu. İki aylık deneyin sonunda, öğrencilerin gün sonunda daha enerjik oldukları ve okulla ilgili streslerinin azaldığı gözlemlendi. Her ne kadar, ilk bakışta oturmak daha dinlendirici tercih gibi gelse de, ayakta durmak zinde kalmak için doğru tercih.

İşin kötüsü, ne kadar sık ve ne kadar düzenli spor yapıyor olduğunuzun bu konuyla hiç bir ilgisi yok. Geçtiğimiz aylarda Annals of Internal Medicine’da yayınlanan bir araştırma, sabah işe gitmeden çok yoğun spor yapsa da, günün büyük bir kısmını masa başında geçiren bir kişinin, aynı egzersizi yapıp gün içinde aktif olan bir kişiyle karşılaştırıldığında çok daha dezavantajlı olduğunu gösteriyor. Yani haftada 5 gün spinning’de ter dökseniz de ve çok fit bir vücuda sahip olsanız da, bu sizi oturmanın başınıza açtıklarından kurtarmaya yetmiyor. Move a Little, Lose a Lot kitabının yazarı olan ve oturmaya karşı açtığı savaşla ünlenen Arizona Mayo Clinic’ten Dr. James Levine, bizi sporda yaktıklarımızdan daha farklı bir kalori yakma türü olan NEAT konseptiyle tanıştırıyor. Açılımı “non-exercise activity thermogenesis” olan bu olgu, gün içinde yaptığımız ve spora dahile olmayan hareket sayesinde yaktığımız kaloriler anlamına geliyor. Ayakta kuyrukta beklemek, yemek yapmak, çamaşırları asmak, ofisteki birine email atmak yerine odasına gitmek de NEAT’in kapsamına giren aktivitelerden. Dr. Levine, ofiste oturmak yerine günün çoğunluğunu ayakta geçirmenin ekstra 500-1000 kalori harcamayı sağladığını söylüyor. Sandalyesini, son paket sigarasını çöpe atan bir tiryaki edasıyla ofisten dışarı atan Time yazarı Katy Steinmetz de, 3 ay içerisinde özellikle bacaklarının ve poposunun sıkılaştığını söylüyor.

Okuduklarınızdan sonra masa başındaki işinizden istifa etmeye karar verip, profesyonel atletlik kariyerini düşünmeye başlamanıza hiç gerek yok. Oturmanın verdiği zararları azaltmanın irili ufaklı yolları var. Victoria Beckham’ın, geçtiğimiz aylarda Conde Nast College of Fashion and Design’a uğradığında deneyip Twitter’ından “Her ofiste bunlardan bir tane olmalı” notuyla paylaştığı yürüyüş bantlı ofis masaları bunlardan bir tanesi. Henüz Türkiye’de satılmayan treadmill desk’leri yurtdışından ısmarlamanız veya bir marangoz yardımıyla kendiniz yapmanız da mümkün. Başka opsiyonlar ise tekerlekli ofis sandalyenizi tekerleksiz olanlarla değiştirip küçük çaplı masalar arası yolculuklarınızı yürüyerek yapmanız. Google gibi çalışan mutluluğuna önem veren şirketler bu seçenekleri sunuyor. En kolayı, her saat başında yerinizden kalkıp ofiste küçük bir tur atmanız. Arkadaşlarınızı arayın, iş arkadaşlarınızla hava almaya çıkın. Hatta ikili toplantıları yürüyerek yapın. Ben şahsen bu yazıyı yazarken ömrümün kısalmaması için araya 3 ofis turu sıkıştırdım.

ETİKETLER: SAĞLIK , BAKIM