Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Tommy Hilfiger, New York’un ikonilk oteli The Plaza’da düzenlediği İlkbahar 2027 defilesi öncesi Vogue Türkiye’nin sorularını yanıtladı; önümüzdeki sezonun ana hatlarını belirleyecek yeni preppy yaklaşımını yorumladı.
Geçtiğimiz ay Manhattan’da, Madison Avenue’daki merkez ofisinde New York Moda Haftası öncesi buluştuğumuz Tommy Hilfiger, bir gün sonra düzenleyeceği defilede sunmaya hazırlandığı Prep Made Modern adlı İlkbahar 2027 koleksiyonu için, “Neyin satacağını çok iyi biliyorum” diyor. “Büyük bir ekibim var. Artık eskisi kadar her şeye karışmıyorum gibi görünse de ekibimle her zaman aynı tarafta olduğumuzu biliyorum ve onlara güveniyorum. Ama tabii neyin doğru olduğunu da en iyi ben biliyorum. Bir şeye bakıp size satıp satmayacağını hemen söyleyebilirim.” Biz de böylesi deneyimli bir ismi yakalamışken yeni koleksiyonla ilgili ipuçlarını önden almak istiyoruz. Öyle ya, önümüzdeki ilkbahar acaba “ne satacak”? “Öncelikle yeni tasarımlarımın temelinde klasik preppy tarzı olduğu gerçeğiyle başlayalım” diyor ancak detaylarda bizi sürprizli tonların beklediğinin de altını çiziyor: “Karşılaşacağınız miks sayesinde modernleştirildiler. Yani oranlar, renkler, kumaşlar ve detaylarla. Farklı kumaşları ve desenleri karıştırma fikrini çok seviyorum. Örnek vermek gerekirse; müzisyenlerden de ilham aldık, üniversite öğrencilerinden, futbolculardan ve golfçülerden de… Kısacası kolej çağındaki gençlerden benim yaşımdaki insanlara kadar herkesin izleri var bu koleksiyonda. Çok geniş bir kitleye hitap ediyoruz.” Peki ya kendisinin favorileri? “Ekoseleri, çizgileri, trençkotları çok seviyorum” diye yanıtlıyor. “Renklerin ve desenlerin şaşırtıcı kombinasyonları favorim.”

Aylarca hazırlandığı defilesi için The Plaza oteli mekan olarak seçmesinin ise onun için hem kişisel hem de yaratımsal anlamda önemi büyük. “Bu otel New York’un en ikonik mekanlarından. Bir anlamda insanları eski evime davet ediyorum, çünkü burada ailemle birlikte 10 yıl yaşadım. Bence insanlar mimarisi, dekorasyonu ve aynı zamanda defilemizin yaşatacağı deneyim sebebiyle burada olmaktan keyif alacaklar.” Onca yıl yaşadığı ve hem kendisi hem de New Yorklular için kökleri ifade eden bu tarihi otelin koleksiyonda izlerini görecek miyiz diye merak ediyoruz. “Kesinlikle” diyor Hilfiger, “The Plaza hayatın her kesiminden birçok farklı insanın buluşma noktasıdır. Dolayısıyla kapılarından içeri gençler de girer yaşlılar da turistler de… Bu yüzden koleksiyonumuzda klasik Tommy Hilfiger tarzında olan ama modernize edilmiş bir dizi look ve stil yer alıyor. Geçmişte yaptıklarımızın bir remiksi diyebiliriz.” Defileyi anlatan basın bültenlerinde bu yeni remiks için Plaza Prep deyiminin kullanılması dikkatimizi çekiyor. Defilede izlediklerimiz de bunu doğruluyor: Klasik Amerikan prep estetiği bu sezon daha cesur oranlar, canlı renkler ve beklenmedik materyallerle sanki yeniden şekilleniyor. İkonik kırmızı, beyaz ve lacivert palete sarı ve yeşilin enerjisi eklenirken; rugby elbiseleri, Oxford gömlekleri, ekose blazer’ler ve Ivy ceketler modern siluetlerle buluşuyor. Pololar kimi zaman küçülüyor, kimi zaman oversize bir forma bürünüyor. Chino’lar yüksek belli kısa şortlara dönüşürken, denimden ilham alan dikiş detayları klasik parçaları daha modern bir çizgiye taşıyor. Soluk Tommy Flag motifi; ince süet, ipek-kaşmir ve hacimli çantalarda karşımıza çıkıyor. Ayakkabılarda ise 90’ların etkisi belirgin: İki renkli skate sneaker’lar, boat shoe’lar, penny loafer’lar ve deriden yorumlanan pool slide’lar koleksiyonun rahat ve şık tavrını tamamlıyor.
Diğer notlarımıza gelince... Defilenin podyumu The Plaza’nın tarihi ana lobisinde kurulmuştu. Konuklar, lobi alanı boyunca yerleştirilen son derece şık yeşil kadife koltuklardan defileyi izlediler. Defilenin açılışını Gigi Hadid yaparken, ön sırada Kate Moss, Camila Cabello, JISOO, Hyoeyeon Kim, Yuri Kwon, Sooyoung Choi, Patrick Schwarzenegger, Arón Piper ve Carmelo Anthony yer aldı. Basketbol dünyasından Josh Hart, Karl-Anthony Towns ve Miles McBride da katılan isimler arasındaydı. Defilenin finalinde Romeo Beckham podyuma çıkarken, sürpriz performans Slayyyter’dan geldi. Sanatçı, Tommy Hilfiger imzalı kırmızı gömlek, crop şort, kravat ve diz üstü çizmelerden oluşan görünümüyle enerjik bir dans performansı gerçekleştirdi. Otelin önü ise özellikle Koreli celebrity’leri ve sporcuları görmek için saatlerce “çığlıklar atarak” bekleyen gençlerle doluydu. Z kuşağının Tommy Hilfiger’a gösterdiği ilgi kayda değerdi. Kendisine bunu sorduğumuzda, sevecen bir baba edasıyla yanıt veriyor: “Kendilerine ne giyeceklerinin veya ne yapacaklarının söylenmesinden hoşlanmıyor, kendi kurallarını koymak istiyorlar. Bu bizim için sorun değil zira sunduğumuz şeylerle istedikleri gibi karıştırıp eşleştirebilirler.” Ve hangi dönem olursa olsun preppy stilinin dünya çapında hep olumlu bir karşılık bulduğunu da sözlerine ekliyor Hilfiger. “Dünyanın her yerinde insanlar bunu seviyor. Gençler de bunu artık her zamankinden daha fazla benimsiyor. Bu yüzden bir Amerikan markası olmaktan çıkıp uluslararası alana açılmaya başladığımda, markaya olan sevginin bu kadar güçlü olması beni şaşırtmıştı ve biliyorum ki bu sevgi hâlâ çok güçlü. Bu yüzden yolculuğumuza inançla devam ediyoruz. Ürün çeşitlerini ayarlamaya, yeni mağazalar, mağaza içi yeni konseptler, yeni reklamlar, yeni pazarlamalar ve yeni ilişkiler tasarlamaya devam ediyoruz. Yani bu devam eden bir süreç, 7/24 çalışan bir makine gibi.”

Tommy Hilfiger için “Preppy’nin Kralı” demek yanlış olmaz. Sokağı, klasik kolejli tarzını ve gündelik giyimi bu kadar iyi tanımasının sebeplerini hayatının derinliklerinde rahatlıkla görebiliriz. Tanıdık bir hikaye onunkisi. Dokuz çocuklu orta sınıf bir ailenin ikinci çocuğu olarak New York’ta dünyaya geldi. O zamanlar tanısı konamayan disleksi hastalığı sebebiyle okulda başarılı olmadı. Babasının “Senden adam olmaz” serzenişleriyle büyüdü. Modaya, giyinmeye oldum olası meraklıydı. Henüz 18 yaşındayken önce Volkswagen Beetle’ının bagajında, ardından açtığı People’s Place adlı ufak dükkanında gençlerin seveceği tarzda giysiler satarak başladığı iş hayatında bugün ABD’nin ve tüm dünyanın yakından tanıdığı bir moda imparatorluğunun sahibi oldu. Çok çalıştı, iflas etti, yeniden ayağa kalktı ve denedi, asla vazgeçmedi. Kısa röportajımızda, “Ben gerçek bir mükemmeliyetçiyim” diyen 75 yaşındaki modacının bugün hâlâ gençlere seslenebilmesinin, moda, müzik, spor ve sanat dünyasının nabzını tutabilmesinin ve her defilesiyle olay olabilmesinin sebeplerinden biri de bu olsa gerek: İflah olmaz çalışkanlığı ve mükemmeliyetçiliği...

