Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Haute couture’ün ayrıcalıklı dünyası ile gündelik gardırop arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor. Modaevleri hassas terziliği gerçek hayatın içine taşıyor.
Rengarenk kristallerin altın rengi bir halkanın çevresinde yukarıdan aşağı doğru sarkan simetrik bir örüntü oluşturduğunu düşünün. Bir adım daha ileri giderek bunun modele üst olarak giydirildiğini hayal edin. Görünümü parlak saten bol paçalı pileli bir pantolon ve siyah büzgülü deri aksesuarlarla tamamlayın. Aynı kristallerden gold detaylı sarkıt bir küpeyi eşlikçi olarak hayal edin. Bütün parçaları birleştirdiğimizde sanki bir haute couture defilesine aitmiş gibi görünen bu kombinasyon aslında Givenchy’nin 2026-27 Sonbahar/Kış koleksiyonundan. Parlak asimetrik dantel bir elbisenin, parmak arası sandaletlerin, kat kat simli incecik tüllerden yapılmış fırfırlı eteğin üzerinde açan katmanlı nilüferlerse Dior’un ta kendisinden.

Christian Dior 2026-27 Sonbahar/Kış Haute Couture, Fotoğraf: GORUNWAY
Sezon koleksiyonlarının genel ruhu bir yandan gerçek hayata, giyilebilir olmaya ve bugüne yaslanırken öte yandan işçiliği, gösterişi ve zenginliği geri çağırıyor. Bu yüzden hazır giyim ve haute couture tasarımlarının şu sıralar birbirinden rol çaldığını hissediyoruz. Sezondaki bir takımın üzerine serpilen işlemeler ve günlük kıyafetlere yakından bakıldığında atölye sabrı isteyen detaylar bu tezdeki en büyük kanıtımız. Başka bir deyişle iki tarafın da verdiği estetik ve görsel zevk şu sıralar paralel ilerliyor.
Bu iki anlayışın mazisine baktığımızda izler bizi Gabrielle Chanel’in işlevsel olanı yüksek modanın zarafet malzemesine çeviren mirasına götürüyor. Madam Chanel erkek gardırobunun pratikliğini kadın giyiminin alanına taşıyarak dönemin moda anlayışına boyut atlattı. 1960’lara gelindiğinde, haute couture’ün dayattığı normlar geçerliliğini yitirmeye başlamıştı. Özellikle kadınlar, şık ve uygun fiyatlı giyinebilmeyi istiyordu. Yves Saint Laurent, herkes için kıyafet yaratma arzusunun peşinden giderek 1966’da kendi adıyla hazır giyim butiği açan ilk tasarımcılardan biri oldu. Chloé’nin ilgi çekici tasarımlarla hazır giyime odaklanması modaya daha yenilikçi ve özgür bir bakış açısı kattı. Alberta Ferretti, Richard Quinn gibi isimlerin her sezon haute couture işçiliği ve kalitesinin, hazır giyim ile buluştuğu demi-couture denilen o ara bölgede dolaşması da dikkate değerdi.
Bugün bu ara bölgenin giderek genişlemesinin nedeni yalnızca tasarımcıların geçmişe ya da tekniğe yeniden ilgi duyması değil. Lüksün kendisi de neyi temsil ettiği konusunda bir dönüşümden geçiyor. Yönetim danışmanlık şirketi McKinsey’nin araştırmasına göre, moda sektörü fiyat artışlarına yaslanmak yerine yeniden yaratıcılık, ürün kalitesi ve işçiliğe ağırlık vermek zorunda. Çünkü müşteriyle güven ilişkisi kurmanın yolu, bir tasarımın güçlü bir hikayeye sahip olmasından geçiyor. Aynı araştırma ürünle kurulan duygusal bağın da oldukça önemli olduğunu söylüyor. Başka bir deyişle tüketicinin gözünde bir parçayı değerli kılan şey artık yalnızca etiketi ya da erişilmez oluşu değil nasıl yapıldığı, nasıl hissettirdiği ve etrafında nasıl bir dünya kurduğuyla önem kazanıyor. Couture tekniklerinin hazır giyime sızması da tam bu noktada anlam kazanıyor. Yüksek moda tasarımdaki değer kavramını emek, zanaat ve duyguyla tarif ediyor.

Schiaparelli 2026-27 Sonbahar/Kış Haute Couture, Fotoğraf: Schiaparelli
Matthieu Blazy’nin Chanel’deki sessiz devrimi buna yönelikti. Koleksiyonlarında farklı terzilik kurallarını birbirine yakınlaştıran en net isimlerden biri olan Blazy, burjuva gardırobunun başat üniformalarından biri olan tüvit takımı; dağılmış kabarık, neredeyse canlıymış hissi veren çiçeksi dokular; kırmızı rengiyle patlayan bir ayakkabı, küçücük ama kuyumcu titizliğinde işlenmiş broşlar, küpeler ve katmanlı inci kolyelerle yükseltti. Burada couture yaklaşımına göz kırpan şey gündüz ve gece arasındaki dengeli ihtişamı yakalamak ve aynı zamanda modaevinin Métiers d’art evrenini de ana koleksiyonlara yaklaştırmaktı.
Erdem bu sezon brokar, saten, kristal broş, kurdele, dantel ve tüyleri, tekstil ve nakış örnekleriyle birlikte ileri dönüştürerek bir araya getirdi. Zanaatkarlığı güncel tekniklerle harmanlayan tasarımcı iki dünya arasında köprü kurdu. Valentino’da Alessandro Michele, yere kadar uzanan kürkleri fiyonklu kemerlerle kavuşturdu, dantelle çevrelenen derin V yakalar ve açılarak büyüyen çift kat tafta eteklerle şiirsel bir hacim yarattı. Balenciaga’da ipek jarse ve kadifeden drapeli elbiseler usta terzilikle buluştu. McQueen’in küçük metal halkalar ve parlak ipliklerle elde işlenen zincir zırhı şaşırtıcı biçimde zarif, rol çalan ve çağdaş bir parçaydı. Bu sezon hassas işçilikle giyilebilir olan birbirinin karşıtı değil aksine biri diğerini birlikte mümkün kılıyordu.