Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Tako Mekvabidze’nin 2027 İlkbahar/Yaz koleksiyonu, Acara kadınlarının geleneksel nakışlarını çağdaş siluetlerle buluşturuyor.
Bazı koleksiyonları anlamak için kumaşa yakından bakmak yetmez; o kumaşın geldiği yere gitmek gerekir. Tako Mekvabidze’nin SS27 koleksiyonu Embroidered Blooms of Adjara için Gürcistan’a giderken benim hissim tam olarak buydu. Batum’un Karadeniz’e açılan kıyısından Goderdzi’nin sisli dağlarına uzanan yol, birkaç gün içinde koleksiyonun arkasındaki dünyayı yavaş yavaş görünür kıldı.
Batum’daki ilk durağımız Rooms Hotel’di. Odaya girdiğimde ahşabın sıcaklığı, retro modern detaylar ve şehrin eski çatılarına açılan manzara arasında Tako’nun çiçeklerle birlikte bıraktığı el yazısı not duruyordu: “Acara’ya, bu koleksiyonun kalbine hoş geldin.” Bazen bir yolculuğun tonu tek bir cümlede kurulur. Bu da öyle bir andı. Önce yerel bir sofrada güne devam ettik, sonra Eski Batum sokaklarına karıştık. Karadeniz kıyısındaki şehir, geçmişin mimari izleriyle bugünün canlı ritmini aynı anda taşıyordu.

Akşam Tako’nun atölyesine girdiğimizde hikayenin ilk parçaları birbirine bağlandı. Raflarda yüzlerce renk iplik, prova mankenleri, eskizler, yarım kalmış işlemeler… Tasarımın vitrine çıkmadan önceki daha sessiz, daha mahrem haliyle karşı karşıyaydık. Parlak sarılar, pembeler, çiçek aplikeleri ve terziliğin daha keskin çizgileri aynı odada yan yana duruyordu. Tako’yla ilk kez burada tanıştım. Sıcaklığı hemen hissedilen biri; koleksiyonundan bahsederken en küçük ayrıntıya kadar yayılan bir tutku var. Kadehlerimizi koleksiyona kaldırırken aslında bizi dağlara taşıyacak hikayenin başlangıcını kutluyorduk.
Tako için Acara, doğduğu bölge olmanın ötesinde, kişisel bir hafıza alanı. Koleksiyonun çıkış noktası, Acara’nın dağ köylerinde yaşayan kadınların geleneksel el işlemeleri. Bu nakışlarda doğada birebir karşılığı bulunmayan çiçekler, beklenmedik renk birliktelikleri, hayalî bir bahçeyi andıran motifler var. Yıllar önce bu kadınlar iplik aracılığıyla kendi dünyalarını kurmuş; duygularını, gündelik hayatlarını ve hayal güçlerini kumaşa aktarmış. Bazıları artık hayatta olmasa da ellerinden çıkan nakışlar zamana direnmiş, gelecek kuşaklara kalmış.

Tako bu mirasa arşivden alınmış dekoratif bir referans gibi yaklaşmıyor. Tarihî motiflerden yola çıkarak yeni kumaşlar ve desenler geliştiriyor; her ayrıntıyı kendi tasarım dili içinde başka renklerle, yeni formlarla ve çağdaş siluetlerle yeniden kuruyor. Koleksiyonu yerinde gördükçe bu yaklaşım daha dokunsal bir hale geldi. Geçmiş burada sabit bir görüntü gibi durmuyor; hareket ediyor, form değiştiriyor, bugünün kadın bedeninde başka bir hayata kavuşuyor.
Ertesi gün Batum’dan ayrılıp Goderdzi’ye doğru yükseldik. Şehrin sahil ritmi geride kaldı; yol bir noktadan sonra yeşile, sise ve yüksek rakımın ağır sessizliğine açıldı. Dağların eğimi, ahşap evler ve sisin ağaçların arasına yerleşme biçimi bana Karadeniz’in öte yakasındaki Çamlıhemşin’i hatırlattı. Coğrafyalar bazen birbirine uzaktan akraba gibi gelir. O yakınlık hissi, koleksiyonun doğayla kurduğu bağı benim için daha kişisel bir yere taşıdı.

Yol üzerinde yerel zanaatkar Shushana’nın evinde durduk. Duvarlarda çiçeklerin, kuşların ve hayalî canlıların işlendiği kumaşlar asılıydı; odanın ortasında Acara mutfağından yemeklerle kurulmuş uzun bir sofra bizi bekliyordu. Nakışları onları üreten ellerin yanında görmek, koleksiyonun ardındaki emeği soyut bir ilham fikrinden çıkarıyor. Her motifte kusursuz bir simetriden çok, onu işleyen kişinin bakışı, sabrı ve hayal gücü hissediliyor. Zanaat burada evin, sofranın ve gündelik yaşamın canlı bir parçası.
Tako’nun nakışla kurduğu bağ çocukluğuna uzanıyor. Sekiz yaşında iğne ve ipliği eline aldığında moda ile arasındaki ilk temas da başlamış. İplik, kumaş ve kendi elleriyle oluşturduğu her bir ayrıntı aracılığıyla kendine ait bir dünya kurmuş. İşte bu yüzden el işlemeli tekstiller ve haute couture, onun için teknik ustalık alanından daha büyük bir anlam taşıyor. Her parça, onu yapan kişinin zamanını, duygusunu, sabrını ve ruhunu üzerinde tutuyor. Tako’nun başarısını yalnızca kendi hikayesiyle örtüştürmemesi de burada anlam kazanıyor; köklerini ve o hafızayı taşıyan kadınları beraberinde görünür kılıyor.

Goderdzi’de geçirilen akşam, bu anlatının başka bir katmanını açık etti. Ateş başında kurulan sofraya, Gürcü vokal topluluğu Khanums’un geleneksel şarkıları çağdaş düzenlemelerle buluşturan performansı eşlik etti. Nakıştan yemeğe, şarkıdan sofra kültürüne uzanan bu buluşma, aynı coğrafyanın farklı ifade biçimlerinin birbirini nasıl tamamladığını gösteriyordu.
Yolculuğun görsel zirvesi ise ertesi gün ulaştığımız Yeşil Göl oldu. Gölün olağanüstü rengi, yoğun orman, ham dağ yolları ve aniden peyzajın üzerine inen sis aynı kadraja girdiğinde, atölyede gördüğüm renkler ve yüzeyler başka bir anlam kazandı. İnce el işçiliği, bedeni izleyen hafiflik ve yumuşak ama güçlü formlar, manzaranın ritmine karıştı. Akşam gala yemeğine eşlik eden yerel danslar, bu kültürün müzikten işçiliğe ve harekete kadar tek bir forma sığmadığını bir kez daha hatırlattı.
Embroidered Blooms of Adjara’da çiçekler romantik bir süsleme unsurunun çok ötesine geçiyor. Her biri Acara kadınları sayesinde geçmişten bugüne ulaşan bir hafıza dili gibi. Bir kadının hayal dünyasına, yaşadığı yere, bıraktığı ize açılıyor. Tako, bu dili nostaljiye hapsetmeden bugünün kadınına ait daha özgür, daha hareketli ve daha kişisel bir forma taşıyor. Koleksiyonun çağdaşlığı tam da burada beliriyor: Geçmişle arasına mesafe koymadan, geçmişin biçimine teslim olmadan ilerliyor.

Batum’a dönerken koleksiyonu artık bir grup görünüm olarak düşünmek mümkün değildi. Aklımda dağların arasında korunan bir zanaat, sofralarını bizimle paylaşan kadınlar, iplikle kurulmuş hayalî çiçekler ve sekiz yaşında başlayan kişisel bir moda hikayesi vardı. Tako Mekvabidze’nin SS27 koleksiyonunu güçlü kılan şey de burada saklı: Ait olduğu yere dışarıdan bakmıyor. O coğrafyanın içinden konuşuyor; hafızasını sahiplenirken ona yeni bir dolaşım alanı açıyor.
Moda burada form, kumaş ve siluetin ötesine geçiyor. Her iplik geçmişle gelecek arasında küçük bir hat çiziyor; her çiçek bir kadının hikayesini yeniden görünür kılıyor. Tako’nun sözleriyle bu, kendi gözlerinden anlatılan Acara kadınlarının hikayesi. Açmaya devam eden bir miras.