Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Moda, üründen çok kültürden doğar. Fendi’nin yaratıcı direktörü Maria Grazia Chiuri bunu savunuyor. Kelimeleri, kavramları ve kıyafetlerin rolünü yeniden tanımlıyor. Giysileri bedenin üzerine dayatılmak yerine, beden tarafından yaşanmak üzere tasarlıyor.
Maria Grazia Chiuri modadan, başkalarının mimariden ya da tiyatrodan söz ettiği gibi söz ediyor. Sohbet boyunca en sık tekrarlanan kelimeler “trend”, “pazar” ya da “ürün” değil; “beden”, “dil”, “hayal dünyası”, “atölye”, “bilgi” oluyor. Soru “lüks” kavramına geldiğinde bile yanıt başka bir yöne sapıyor. “Belki de yeniden ayarlanması gereken ilk şey dil” diyor. Bu cümle, onun modayı kavrayış biçimini net bir şekilde anlatıyor. Modayı bir arzu endüstrisi olarak değil kültürel bir pratik olarak görüyor. “Lüksü yeniden tanımlamaktan çok, onu anlatmaya devam ettiğimiz kelimeleri yeniden tanımlamak gerekiyor.”

Fotoğraf: Zelinda Zanichelli, Laura Sciacovelli, Niccolò Berretta, Gaetano Mansi
Şaşırtıcı bir yanıt, ama aynı zamanda günümüz modasının en çok tartışılan figürlerinden birinin yolculuğunu anlamanın da anahtarı. Chiuri, Dior’un kreatif direktörü olarak geçirdiği dokuz yıl boyunca podyumu bir fikir alışverişi alanına dönüştürdü. Feminizm, beden, hafıza, kadın sanatçıların çalışmaları ve modanın kültürel sorumluluğu gibi temaları büyük bir modaevinin sözlüğüne dahil etti. Tartışmaları kutuplaştıran bu çalışma, modanın günümüz üzerine daha geniş bir düşüncenin merkezine yeniden yerleşmesine de katkıda bulundu. Bugün Fendi ile açtığı yeni bölümde ve paralel olarak kızı Rachele Regini ile birlikte bilimsel kurul koordinatörlüğünü yürüttüğü Roma’daki Teatro della Cometa projesinde, aynı söylem daha olgun bir biçim kazanıyor gibi görünüyor: Daha az deklaratif, daha yapısal ve derin.

Fendi 2026-27 Sonbahar/Kış Haute Couture defilesinin finali.
Chiuri için sorun lüks değil basitleştirme. “Bugün ‘marka’ ve ‘moda’ terimleri arasında büyük bir karmaşa var. Bir marka nesneler üretir; moda ise hayal gücünün ufuklarını inşa eder” diyor. Bir kıyafetin ardında kalite, tasarım, zanaat bilgisi ve yaratıcı içeriğin bir arada bulunması gerekir; ancak nesne, onu giyen kişiyle aynı zamanda duygusal bir bağ kurmayı başaramıyorsa bunların hiçbiri yeterli değildir. Değer, bir giysinin maliyetinde değil onu giyen kişiyle kurmayı başardığı hayal gücüne dayalı mahrem ilişkide yatar.
Bu, üründen çok önce kültürden doğan bir moda fikri. Doğup büyüdüğü Roma, klasik mirasıyla 1970’lerde seyahat edemeyen bir genç kız için başka dünyaları hayal etmenin imkanını temsil eden yer, eğitiminin bir parçası. “Moda yalnızca giyinme biçimi değil” diyor. “Dünyaya bakışımızı genişlettiğimiz bir araç.” Buradan, giderek imgeye indirgenen iletişime duyduğu rahatsızlık doğuyor. “Moda, çağdaş dünyayı en iyi anlatan görsel sanatlardan biri, ama onu okumayı bilmek gerekiyor.” Oysa bugün modayı neredeyse yalnızca fotoğraflar ve videolar aracılığıyla algılıyoruz. Kaçınılmaz olarak iki boyutlu bir deneyim bu. Oysa bir giysi hareket eden bir beden için doğar. “Moda, göründüğünden çok daha karmaşık. Bazen onu açıklamakta bile zorlanıyorum.” Onu anlamak için yalnızca podyumda olup bitene değil insanların giysileri nasıl kendilerine mal ettiklerine, onları nasıl yorumladıklarına da bakmak gerekiyor. Moda işte orada bir temsiliyet olmaktan çıkıp yaşayan bir dile, varoluşa dönüşüyor.

Maria Grazia Chiuri tarafından tasarlanan ve Maria Luisa Frisa’nın küratörlüğünü üstlendiği After, un percorso di lavoro. Fendi / Karl Lagerfeld 1985 sergisinden bir oda. Sergi, 25 Ekim’e kadar Roma’daki Galleria Nazionale d’Arte Moderna e Contemporanea’da görülebilir.
Chiuri’nin Teatro della Cometa’ya yaptığı yatırım da aynı inançtan doğuyor: Bilinmeyene duyduğu meraktan. Sanatçılar, yönetmenler, müzisyenler ve entelektüellerle kurduğu diyalog, gurur duyduğu “mesleğini”, yani giysi tasarlama biçimini değiştirmedi. Daha ziyade düşünme biçimini değiştirdi. “İşbirlikleri kendimi daha iyi anlamama yardımcı oldu” diye anlatıyor. “Farklı dillerle kurulan karşılaşma, her şeyden önce kendi bakışını sorgulamaya ve düşünceyi yenilemeye yarıyor.”
Bu felsefe bedeni ele alış biçimine de yansıyor. “Benim için bir giysiyi yaşamanın, onu iyi yaşamaya çalışmaktan başka bir yolu yok.” Yıllar boyunca geliştirdiği araştırmanın tamamını özetleyen bu cümle, Roma’da gerçekleşen Fendi 2026-27 Sonbahar/Kış Haute Couture koleksiyonunda da açıkça görülüyordu. Burada giysinin yapısı bedene dayatılmak yerine bedenden doğuyor gibiydi. Chiuri için karmaşıklık da “basit görünmeli”. Hafiflik, onun için estetik tasarımın temel ilkesi. Yapay zekanın egemen olduğu bir dönemde haute couture’un anlamını ayrıcalığın bir ifadesi olarak değil bilginin aktarım alanı olarak savunuyor. “Haute couture her şeyden önce atölyenin alanıdır.” Zamanın, çıraklığın ve el emeğinin vazgeçilmez değerini korumaya devam ettiği bir yer. Belki de bugün onun lüks anlayışı tam olarak bu: Gösteriş değil karmaşıklık; imge değil bilgi; sahip olmak değil anlam inşa etme becerisi.

Maria Grazia Chiuri ve kızı Rachele Regini, Fendi 2026-27 Sonbahar/Kış Haute Couture defilesinin kulisinde.
Chiuri, İtalyan modasının kurucu kuşağıyla olan bağını da yeniden ele alıyor. Kariyerine Fendi kardeşlerin, Valentino Garavani ve Giancarlo Giammetti’nin yanında başladığı dönemden söz ediyor. Anlattığına göre o zamanlar denemek, hata yapmak ve yeniden başlamak için daha fazla özgürlük vardı. “Moda, özgürlük ve hayal gücü için bir alandı” diyor. Bugün son derece yapılandırılmış küresel bir endüstriye dönüşen moda tam da o ilk enerjisini kaybetme riski taşıyor. Chiuri için bu yaratıcı boyutu korumak, modanın kendini yeniden icat etme ihtimalini savunmak anlamına geliyor.
Büyük modaevlerinin başında bir kadın olarak ilerlediği kariyeri de bu düşüncenin bir parçası. Toplumsal cinsiyeti hiçbir zaman kendisi için bir sınır olarak görmediğini anlatıyor Chiuri; ancak fyaratıcılık alanında kadınların rolüne dair stereotiplerin ve beklentilerin hâlâ varlığını koruduğunu kabul ediyor. Miuccia Prada, Phoebe Philo ve Chitose Abe gibi isimleri, özerk ve son derece kişisel diller geliştiren kadınlara örnek gösteriyor. “Aldığım eleştirilerin bir kısmının, tasarımcının geleneksel imgesine ve klişesine uymamamdan kaynaklandığını düşünüyorum. Kendimi hâlâ bir outsider gibi hissediyorum; bu benden bağımsız bir şey” diyor. Mesafeli bir duruştan çok, zamanla kendi özgürlüğünü kurduğu bir alana dönüşen bu outsider konumu, Chiuri’nin yaratıcı kimliğinin de bir parçası.