Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


15 kreatif direktör yüksek modanın en gözde modaevlerinde ilk sınavlarını verdi. İlham noktaları büyük ölçüde arşiv modasıydı.
Kreatif direktörlük, tasarım yapmanın ötesinde birçok ek sorumluluğu beraberinde getirir. 2026 İlkbahar/Yaz sezonu, bu gerçeği her zamankinden daha görünür kıldı. Moda haftaları boyunca izlediğimiz defileler arasında, birçok markada yeni kreatif direktörlerin ilk adımını attığı koleksiyonlar öne çıktı. Yüksek modanın nasıl yeniden yazılacağına ve hangi yöne evrileceğine dair ipuçları taşıyan bu anlar, pek çok soruyu da beraberinde getirdi: Bir kreatif direktörün asıl görevi nedir? Kıyafet tasarlamak mı, yoksa markanın hafızasını yönetmek mi? Arşivleri bugüne taşımak mı, geçmişle arasına mesafe koyarak yeni bir dil inşa etmek mi? Muhtemelen cevap hepsi ve belki daha da fazlası…
2025 lüksün açık şekilde durağanlaştığı bir yıldı ve bu durum yüksek moda podyumlarına estetik açıdan birbirine benzeyen minimal tasarımlar olarak yansıdı. Yüksek modanın hızını sorguladı; tekrara düşme, referans ve özgünlük kavramlarını yeniden tartışmaya açtı. Böyle bir atmosferde bir kreatif direktörün, hele ki göz önündeki bir modaevine atandıysa hem marka DNA’sına sadık kalması hem de modern çağın beklentilerine cevap vermesi hiç kolay değil. Pierpaolo Piccioli’nin Balenciaga’daki ilk defilesi için defterine yazdığı şu cümle durumu özetliyor: “Marka kurucusu Cristóbal Balenciaga’nın yarattığı ruhu giymek ve onu çağdaş bir bağlama taşımak. Bu, geçmişe nostaljik bir saygı duruşu değil estetik açıdan samimi bir yeniden inşa süreci.” Yeni atanan kreatif direktörler, podyumun spot ışıkları altında avangard yollar izlemektense, bağlı oldukları modaevinin miras kodlarına çağdaş bir yorum getirmeyi seçiyor. Chanel’de kadınların kalıpları kırdığı ve giyinmeyi özgürleştiren bir hava hakim. Jack McCollough ve Lazaro Hernandez ikilisi Loewe’nin zanaatkarlık köklerine dönüyor; Bottega Veneta’da dikişteki her detay markanın gerçek değerini ilmek ilmek yeniden dokuyor. Herkesin merak ettiği konu bu isimlerin markalara nasıl bir imaj kazandıracağı ve uzun vadeli bir vizyon inşa edip edemeyecekleri. Bunun izini sürebilmek için çiçeği burnundaki bazı koleksiyonların bakış açılarını ve arşivle kurdukları ilişkiyi yakından izliyor, bir dosya haline getiriyoruz.
2026 İlkbahar/Yaz sezonunun toplam medya değerinin bir önceki sezona kıyasla yüzde 15 artarak yaklaşık 9 milyar civarına ulaşmasında Chanel ve Matthieu Blazy’nin katkısı büyük. Blazy, ilk koleksiyonunda Chanel’in erkek giyim mirasına geri dönerek yükseltilmiş temel parçalar sunuyor.
Fransız gömlek üreticisi Charvet’yle birlikte hazırlanan klasik gömlekler bir asır önce Gabrielle “Coco” Chanel’in erkek kıyafetlerini kadın için tasarlama fikrindeki özgürlük ve serbestlik ruhuna atıfta bulunuyor. Öte yandan gelenekten yola çıkan Blazy, tüvit kumaşın dokusunu yeniden geliştiriyor ve onu daha hafif bir takım formuna dönüştürüyor. Tüvit takımların içine boncuk ve tül gibi detaylar ekleniyor. Çantalar bilinçli şekilde yapıbozuma uğruyor ve ortaya çıkan sınırsız estetik hisler, gerçek bir moda mirasının aktarımına sebep oluyor. Koleksiyon yepyeni bir Chanel ruhuyla kutsanırken tasarımlara saklanan her detay, Blazy gibi bir kreatif dehanın marka mirasını nasıl etkili şekilde kullanabileceğini gösteriyor.

Fotoğraf: Dior 2026 İlkbahar/Yaz
“Dior’un dünyasına girmeye cesaretiniz var mı?” Jonathan Anderson, koleksiyonun çıkış noktasını bu soruya dayandırıyor ve bu soruyla birlikte Dior’un köklü tarihine doğrudan meydan okumuyor; aksine, onu yeniden anlamayı, yeniden düzenlemeyi ve yeniden kurmayı benimsiyor. O nedenle koleksiyon nostaljik bir saygı duruşu olmaktan ziyade, geçmişin bugüne nasıl aktarılabileceğine dair bir arayışa sahip. Dior’un ikonik Bar ceketi, daraltılıyor, bükülüyor, Anderson’ın çok sevdiği heykelsi bir forma sokuluyor. Anderson, Dior kadınına çok yönlü yaklaşıyor. Koleksiyon boyunca kabarık etekler ile pantolonlar yan yana geliyor; couture teknikleri ile gündelik giyim kodları iç içe geçiyor. Bu yaklaşım, tek bir stile sadık kalmaktan ziyade, çağdaş Dior kadınının zengin doğasını ortaya çıkarıyor. Koleksiyonu Jonathan Anderson’ın şu sözleri özetliyor: “Biz burada geçmişi kopyalamıyoruz. Farklı kadınların Dior’da kendilerini bulmasını istiyorum.”
Pierpaolo Piccioli, Balenciaga’da kreatif direktörlük koltuğuna oturduğundan beri tasarımlarındaki romantizmin Balenciaga ile nasıl eşleşeceği merak ediliyordu. Piccioli, modaevindeki ilk koleksiyonunda sert bir kopuş yaratmak yerine, moda otoritelerinin beklentilerine net bir yanıt vermeyi seçiyor. Ancak bunu herhangi bir dönemin estetiğini taklit ederek değil Cristóbal Balenciaga’nın couture’dekiyapısal formlarını ve keskin terziliğini düşünerek yapıyor. Bu yaklaşım Balenciaga mirasının gücünü bugüne taşıyor. Piccioli, koleksiyonunda selefl eri Nicolas Ghesquière, Alexander Wang ve Demna Gvasalia dönemlerinden izleri bir araya getiriyor. Net hatlar korunurken, renk paleti daha yumuşak ve gündelik hayata yakın bir tona çekiliyor. Bir başka görünümde Cristóbal Balenciaga’nın 1958’de avangard bir anlayışla geliştirdiği Gazar kumaşı, bu koleksiyonda yeniden yorumlanıyor. Flamenco Dress de bu dönüşümden payını alan parçalar arasında. Görünen o ki Pierpaolo Piccioli, kendi Balenciaga’sını oluşturma yolunda sabırlı davranmayı tercih ederek en uygun zamanı bekliyor.

Fotoğraf: Bottega Veneta 2026 İlkbahar/Yaz
Carven’deki başarılı günlerinin ardından Bottega Veneta’ya geçen Louise Trotter, feminen enerjiyle dolu 2026 İlkbahar/Yaz koleksiyonu ile bütün ilgiyi üzerine topladı. Markanın ayırt edici özelliği, el işçiliğine olan sadakati ve Trotter bunu kendi lehine kullanarak tasarımlarına ekliyor. 1975 yılında markanın kurucuları Michele Taddei ve Renzo Zengiaro tarafından yaratılan Intrecciato tekniği paltolarda ve elbiselerde kullanılıyor. İncecik deri şeritlerden yapılmış yere kadar uzanan bir pelerin ve podyumda süzülen tüy detaylı elbiseler koleksiyonun teması olan hareketliliği yansıtıyor. En dikkat çeken parçalar ise ışık altında dalgalanıp parıldayan gold, parlak turuncu ve gümüş mavisi tonlarındaki üstler. Geri dönüştürülmüş fiberglastan yapılan bu tasarımlar kürk hissi veriyor. Bottega Veneta’nın olmazsa olmazlarından yumuşak deriler, elbise tasarımlarına ustalıkla işleniyor. Böylece hem bedenin hareketine eşlik ediyor hem de kıyafetin içinde zarif bir katman olarak yer alıyor. Trotter bu koleksiyonda sezgisel bir tasarım dili tercih ederek zanaatın başlı başına bir güç olduğunu hissettiriyor.

Fotoğraf: Loewe 2026 İlkbahar/Yaz
Tasarımcı Jack McCollough ve Lazaro Hernandez, Loewe için hazırladıkları ilk koleksiyonlarıyla yeni bir dönemin başlangıcını imlerken markanın özüne dair kapsamlı bir tavır da geliştiriyorlar. İkiliye göre yaratıcılığın yolu yalnızca “yeni” olmaktan değil doğru enerjiyi yakalamaktan geçiyor. Farklı şehirler, farklı kültürler ve yaratıcılığı besleyen güçler, Loewe’nin yeniden görünür olması için anahtar konumunda. İkilinin odağında enerji kavramı var. Loewe’nin İspanyol mirasıyla New York kökenli bakışlarını birleştirerek, tasarımlarını işçilik, beden ve yapı ekseninde konumlandırıyorlar. Çan şeklinde şekillendirilmiş parlak deri ceketlerden şelale misali fırfırlar oluşturan çok katmanlı şal elbiselere kadar uzanan koleksiyon iyi bir başlangıç. Öte yandan koleksiyonun atletik bir tarafının olduğu da aşikâr. Kadife dokulu üç boyutlu baskı kumaştan yapılmış havlu elbiseler Loewe’nin ayrıksı tarafına uyum sağlamış. Yeni tanıtılan Amazona 180 çanta, Loewe’nin 180’inci yılına gönderme niteliğinde. İkili markanın köklü deri işçiliği tekniklerini daha rafine bir yaklaşımla ileri taşımayı hedefliyor ve bu yeni aşamada daha somut, daha dokunsal ve bedenle doğrudan ilişki kuran bir tasarım dili öne çıkıyor. Jack McCollough ve Lazaro Hernandez Loewe’ye sıcak ve kontrollü bir ritim kazandırıyorlar.

Fotoğraf: Maison Margiela 2026 İlkbahar/Yaz
Maison Margiela’nın tasarım dili her zaman “parçala ve yeniden inşa et” fikri üzerinden şekillenir. Dikiş izleri, yapıbozum, görünür iç astarlar; beden, kimlik ve giyinme eylemi bu sezonda da Glenn Martens tarafından yeniden sorgulanıyor. İç giyimle dış giyim arasındaki sınırlar, romantik detaylar ve sert deri yüzeylerle bilinçli olarak bulanıklaştırılıyor. Ceketler önden açık bırakılıyor, omuz hatları yumuşatılıyor. İlk kez 1990 İlkbahar/Yaz koleksiyonunda görülen PVC ayakkabılar, Glenn Martens döneminde d aha kontrollü ve daha sofistike bir formla yorumlanarak Margiela’nın malzemeyle kurduğu derin kavramsal ilişkiyi bugüne taşıyor. Podyumda salınan uzun siyah deri paltolar, Margiela’nın giyilebilir olma algısının altını çiziyor. İnce askılı elbiseler ve saten yüzeyler, dikkat çekici bir etki bırakıyor. Maison Margiela’nın ikonik Tabi ayakkabıları ise bu sezon şeffaf topuk ve siyah ile beyaz kombinasyonuyla karşımızda. Bot siluetleriyle birleşen Tabi formu, markanın geçmişle bugünü bir arada tutma becerisini gösteriyor.