Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Kahvenizi ne zaman, nasıl ve neyle tükettiğiniz, günlük kahve rutininizi daha dengeli hale getirmenizde düşündüğünüzden daha önemli olabilir.
Güne kahveyle başlayanlardansanız, yalnız değilsiniz. Kimi zaman yataktan kalkmak için ihtiyaç duyduğunuz ilk şey, kimi zaman da gün içinde kendinize ayırdığınız küçük bir mola… Kahve, sağlık açısından ise uzun zamandır biraz karmaşık bir konu. Antioksidan içeriği ve olası faydaları konuşulurken, fazla tüketiminin uyku, mide ve kafein hassasiyeti gibi konularla ilişkisi de gündeme geliyor. Peki, günlük kahve tüketimini daha dengeli bir şekilde gerçekleştirmenin bir yolu var mı? Vogue’a konuşan beslenme uzmanı Laure Hyvernat, özellikle kahveye eklediğiniz şeker ve şuruplara dikkat çekerken, kahveyi günün hangi saatinde içtiğinizin de önemli olabileceğini söylüyor.
Kahvenin kendisinden çok, fincanınıza ekledikleriniz günlük tüketiminizin besin değerini değiştirebilir. Kahve sade haliyle oldukça düşük kalorili bir içecek olsa da şekerle, aromalı şuruplarla, krema ve bazı hazır kahve karışımlarıyla birlikte tüketildiğinde durum değişiyor. Özellikle gün içinde birden fazla kahve içiyorsanız, her fincana eklenen küçük miktarlar zamanla düşündüğünüzden daha fazla şeker ve kalori anlamına gelebiliyor.
Bu nedenle kahvenizi mümkün olduğunca sade tüketmek, daha dengeli bir seçenek olabilir. Espresso, filtre kahve veya Americano gibi seçeneklerde kahvenin kendi aromasını daha belirgin şekilde hissederken ekstra şeker ve şurup eklemenize de gerek kalmayabilir. Elbette sütlü kahveleri tamamen hayatınızdan çıkarmanız gerekmiyor; burada önemli olan kahvenizin tamamını şekerli bir içeceğe dönüştürecek eklemeleri ne kadar sık yaptığınız.
Kahvenizi sütlü seviyorsanız, kullandığınız sütün türü de içeceğinizin genel içeriğini etkileyebilir. İnek sütü protein ve kalsiyum sağlarken, bitkisel içeceklerin besin değerleri birbirinden oldukça farklı olabilir. Üstelik bitkisel olması, ürünün mutlaka daha düşük şeker içerdiği veya daha iyi bir seçenek olduğu anlamına gelmiyor.
Badem, soya, yulaf veya Hindistan cevizi bazlı içecekler arasında bile içerik açısından önemli farklılıklar bulunabiliyor. Bazılarında ilave şeker bulunurken bazıları kalsiyum ve D vitamini gibi besinlerle zenginleştirilebiliyor. Bu nedenle kahvenize ekleyeceğiniz bitkisel içeceği seçerken ön ve arka yüzündeki ifadelerden çok besin değerleri tablosuna ve içerik listesine bakmanız daha anlamlı olabilir. Özellikle her gün birkaç fincan tüketiyorsanız, şekersiz seçenekleri tercih etmek küçük ama size düzen sağlayacak bir fark yaratabilir.
Kahvenizi şekerli seviyorsanız bir anda tamamen bırakmanız gerekmiyor. Kullandığınız şeker miktarını zaman içinde azaltarak damak tadınızı daha az tatlı kahveye alıştırabilirsiniz. Özellikle aromalı şuruplar ve şekerli kahve karışımları söz konusu olduğunda, küçük bir fincanın bile düşündüğünüzden daha fazla ilave şeker içerebileceğini unutmamak gerekiyor.
Kahvenizi tatlandırmak için kullandığınız alternatiflerin de otomatik olarak daha sağlıklı olduğunu düşünmemek önemli. Burada asıl dikkat edilmesi gereken, gün içinde tükettiğiniz toplam ilave şeker miktarı. Bu nedenle kahvenizi mümkün olduğunca sade içmek veya zamanla eklediğiniz tatlandırıcı miktarını azaltmak daha dengeli bir yaklaşım olabilir.
Kahve söz konusu olduğunda yalnızca ne kadar içtiğiniz değil, onu ne zaman içtiğiniz de önemli olabilir. Bunun nedeni kafeinin vücutta saatlerce kalabilmesi ve özellikle günün ilerleyen saatlerinde tüketildiğinde uykuya dalma süresini ve uyku kalitesini etkileyebilmesi. Bu etki kişiden kişiye değişse de kahve içtikten sonra geceleri uykuya dalmakta zorlanıyorsanız, son kahvenizi daha erken bir saate çekmek iyi bir başlangıç olabilir.
Sabah gözünüzü açar açmaz kahve içmek oldukça yaygın olsa da ilk fincanınızı uyanır uyanmaz içmek zorunda değilsiniz. Vücudunuzun sabah saatlerinde doğal olarak yükselen kortizol seviyeleri nedeniyle kafeinin etkisinin günün ilerleyen saatlerinde daha belirgin hissedilebileceği düşünülüyor. Ancak “kahve içmek için mutlaka saat 10.00’u beklemelisiniz” gibi kesin bir kural bulunmuyor. Burada enerji seviyeniz, günlük rutininiz ve kafeine verdiğiniz yanıt daha belirleyici.
Öte yandan öğleden sonra içilen kahvenin etkisini hafife almamak gerekiyor. Kafeinin yarı ömrü genellikle birkaç saat olduğu için akşam saatlerine yaklaştıkça vücudunuzda hâlâ kafein bulunabiliyor. Bu nedenle özellikle uyku konusunda hassassanız, öğleden sonra kahve tüketimini sınırlamak veya kafeinsiz seçeneklere yönelmek daha iyi bir tercih olabilir.