Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.
Mad Enough’un kurucuları Nilsu Eriş ve Ercan Çimenağ ile ‘hareket’i fiziksel bir aktivite olmaktan çıkaran topluluk kültürünü, wellness rutinlerini, koşu kulüplerinin yükselişini ve iyi hissetmenin yeni yollarını konuştuk.
Bir stüdyoya girip yalnızca antrenmanınızı tamamlayıp çıkmak yerine, kendinizi ait hissettiğiniz bir topluluğun parçası olduğunuzu düşünün. Birlikte hareket ettiğiniz, kahve içtiğiniz, sohbet ettiğiniz, yeni insanlarla tanıştığınız ve günün geri kalanına biraz daha iyi hissetmeye devam ettiğiniz bir alan… Mad Enough, bu fikrin etrafında şekilleniyor.
Hareketi bedenle sınırlamayan Mad Enough; spor, sanat, mental sağlık ve sosyalleşmeyi aynı çatı altında buluşturarak klasik stüdyo deneyiminin ötesine geçiyor. Peki bugün güçlü bir topluluğa dönüşen bu hikaye nasıl başladı? İnsanlar neden birlikte hareket etmek istiyor? Koşu kulüpleri neden sosyal hayatın yeni buluşma noktalarına dönüşüyor? Mad Enough’un kurucuları Nilsu Eriş ve Ercan Çimenağ ile tüm bu soruların peşine düştük.

Nilsu: Mad Enough aslında bir marka yaratmak için değil, bir ihtiyaçtan doğdu. Başından beri insanların yalnızca spor yapmak için değil, kendileri gibi hissedebilecekleri, yargılanmadan bir araya gelebilecekleri alanlara ihtiyaç duyduğuna inandık. ‘Hareket’i hiçbir zaman sadece fiziksel bir aktivite olarak görmedik; bunu iyi hissetmenin, bağ kurmanın ve kendine alan açmanın bir yolu olarak gördük. Ancak Mad Enough yalnızca sporla ilgili olmadı. En önemli çıkış noktalarımızdan biri de mental sağlık konusunda farkındalık yaratmaktı. Bugün hâlâ insanların bu konuyu daha açık konuşabildiği, yalnız hissetmediği ve kendini ifade edebildiği bir topluluk inşa etmeye devam ediyoruz.
İlk zamanlarda bu, birkaç kişinin birlikte hareket ettiği küçük bir topluluktu. Zamanla anladık ki insanlar sadece bir antrenmana gelmiyor; bir aidiyet hissi arıyor. Birlikte hareket ediyor, kahve içiyor, sohbet ediyor, yeni arkadaşlıklar kuruyor ve kendilerine ayırdıkları zamanı daha anlamlı hale getiriyorlardı. Bu yüzden Mad Enough’u sadece bir wellness markası olarak konumlandırmadık. Sporun, sanatın ve mental sağlık farkındalığının birbirini tamamladığı, yaşayan bir alan yaratmayı hedefledik.
Sanat da Mad Enough deneyiminin ayrılmaz bir parçası. Mekanın dört bir yanına yayılan duvarlarda, kendi hayatımda yaşadığım zorlu dönemlerden ilham alarak mental sağlık konusunda farkındalık yaratmak amacıyla ürettiğim eserler yer alıyor. Bu tablolar benim için kırılganlığı görünür kılan, iyileşmenin doğrusal olmadığını hatırlatan ve konuşulması zor duygular için bir diyalog başlatan işler. Böylece Mad Enough’a gelen herkesin yalnızca bedenini değil, zihnini ve duygularını da besleyebileceği bütünsel bir deneyim sunmayı amaçlıyoruz.
Bugün geriye dönüp baktığımızda en çok gurur duyduğumuz şey, oluşturduğumuz topluluk. Yüzlerce insanın burada yeni dostluklar kurduğunu, hareketi hayatının bir parçası haline getirdiğini ve kendine daha fazla özen göstermeye başladığını görmek bizim için en büyük motivasyon. Çünkü Mad Enough’un temelleri en başından beri aynı fikir üzerine kuruldu: “İyi hissetmek yalnızca bedeni değil, zihni ve ruhu da içine alan bütünsel bir deneyim.”
Ercan Cimenay: Şu günlerde topluluk kurmak ve bir topluluğa ait olmayı istemek için birçok neden var. Ama en geçerli neden, kişilerin kendilerini ait hissettikleri ‘o ortamı’ bulmaları. Bunun bir bina ya da yapı olmasıyla değil, bir his yaşatmasıyla ilgileniyorlar.
Mad Enough’da kapıdan girdiğiniz anda, yaşayan bir topluluğun izlerini hissetmeye başlarsınız. Bebek Sahili’nde son 15 yıldır ders veren bir eğitmen olarak söyleyebileceğim, kurduğumuz bu oluşumun bir parçası olmak ve birlikte egzersiz yapıp kendimize ayırdığımız vakti kaliteli geçirmek için bir araya geldiğimiz.

Ercan: Mad Enough sadece bir stüdyo değil; dersten hemen sonra bir ofise ya da çok güzel bir kafeye dönüşebilen bir yapı. Open Gym katı, Microformer stüdyosu, sauna ve cold plunge deneyimleriyle kişiye “İyi ki gelmişim” hissini yaşatan bir alan. Öğrencilerimizin giderken hissetmelerini istediğimiz şey tam olarak bu!
Ercan: Koşu kulüpleri günümüzde en popüler spor aktivitelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bunun birkaç nedeni var. Bundan 15 sene önce iş çıkışı sosyalleşmek için publarda buluşan arkadaş grupları, şimdi koşu kulüplerinde hem koşuyor hem de sosyalleşiyor. Jenerasyon değişikliği bunda en büyük etken. Yeni jenerasyon daha az alkol tüketiyor. Kendilerine bakıyor, alkolü boş yere alınan kalori olarak görüyorlar. Vücutlarına daha yararlı olduğunu düşündükleri koşu ya da egzersiz gruplarında sosyalleşiyor, kendileri gibi yaşayan insanlarla tanışıyor, belki sevgili oluyorlar. Hem de ücretsiz. Daha ne olsun?

Ercan: Rutinler sonucu belirler. Şu an bir maraton antrenmanı dönemi içerisindeyim; takvim yoğun. Haftada dört koşu, iki yüzme ve üç bisiklet antrenmanı yapıyorum.
Sabah hidrasyonla başlıyorum. Terlediğimizde sadece su kaybetmeyiz; hayati öneme sahip sodyum, potasyum ve magnezyum da vücuttan ter yoluyla çıkar. Bunları yerine koymak bu yüzden çok önemli. Enerji seviyenizin sodyum oranınızla da çok alakalı olduğunu düşünüyorum.
Pazar günü uzun koşularımda Bebek’ten Sirkeci’ye kadar koşup vapurla geri dönüyorum. Şu sıralar vazgeçemediğim rutinim bu diyebilirim.
Ercan: Müziğin koşu üzerindeki olumlu etkileri yadsınamaz bir gerçek. Fakat benim koşarken müzik dinleme alışkanlığım biraz farklı. Interval, yani hızlı koşacağım günlerde seçtiğim şarkıların BPM’ini (beats per minute -dakikadaki vuruş sayısı- kısaca ‘tempo’) adımıma eşitliyorum. Yani müziği bir metronom gibi kullanıyorum. Bu da kendi başıma çıkmakta zorlandığım tempolarda bana yardımcı oluyor.

Ercan: Yaşantınızda 180 derecelik bir değişime yer açmak istiyorsanız, öncelikle başlamak için gösterdiğiniz cesaret için sizi tebrik ederim. Bu yola öyle, çok hızlı bir şekilde girmenize de gerek yok. Günlük yaşantınıza devam edin ve alışkanlıklarınızı bir anda değiştirmek yerine, hayatınıza iyi alışkanlıklar ekleyerek işe başlayın. Bir süre sonra kötü alışkanlıklara yer kalmayacak.
Örnek vermem gerekirse; AVM’ye gittiniz. Kapıya en yakın park yerini arayan gözlerinizi dinlendirin, bulduğunuz ilk park yerine park edin ve uzak kapıya kadar yürüyün. Bu, aktif yaşamın kendisidir. Market siparişinizi uygulamadan vermek yerine markete kendiniz gidin. Hem, fitness’ta kaldırdığınız ağırlıkların işe yarayıp yaramadığını da poşetleri taşırken test edebilirsiniz!


