Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Kalahari Çölü’nün mucizevi şekilde kurak kızıldan cömert yeşile dönmeye başladığı bir dönemde, tam anlamıyla bir “yavaş safari” deneyimi yaşama şansı yakaladığım Tswalu’ya neden gitmeli diye sorarsanız, vereceğim ilk cevap, “Doğada demlenmek için” olurdu.
Rehberim Marius, “Yarın sabah 4’te uyanabilir misin?” diye sordu heyecanla. “Olabilir, ama neden bu kadar erken kalkıyoruz ki?” diye yanıtladım, aynı heyecan ve biraz da muzip bir merakla. Zira safari için genelde en erken saat 5’te kalkarsınız. “Yaklaşık iki buçuk saat uzaklıkta bir Afrika yaban köpeği sürüsü yaşıyor. Erken davranabilirsek uykudan uyanmalarına, sabah egzersizlerini yapmalarına ve kahvaltı için harekete geçmelerine, yani avlanmalarına şahit olabiliriz.” Kıtanın sadece belirli bölgelerinde yaşayan, sayıları oldukça az, yani nesli tehlike altındaki Afrika yaban köpeklerini yakından görme ve üstelik de avlanmalarını izleme ihtimali yeterince ikna ediciydi. Kamptaki diğer tüm misafirler uykuyu tercih ederken, ben dondurucu çöl soğuğunda erkenden uyandım ve kahvaltı dahi etmeden yollara düştüm. İyi ki de düştüm. Yirmi bireyden oluşan bu süper hızlı sürünün, devasa bir ağacın altında geçirdikleri gecenin sonunda esneyerek uyanmasını, stretching egzersizleri yapmasını ve ardından az ötede otlayan bir oriks sürüsünün arasına dalarak, inanılmaz stratejik hamlelerle en genç ve zayıf hayvanı yakalayıp karınlarını doyurmasını, gözyaşlarıyla da olsa izledim. Tswalu’dayım. Dünyanın altıncı büyük çölü olan Kalahari’nin tam ortasında, kızıl rengi toprakların son dönemdeki beklenmedik yağışlarla zümrüt yeşiline döndüğü mucizevi bir doğada, bugüne kadar çıktığım Afrika safarilerinde görmediğim sahneleri yaşıyorum. Üç gün gibi kısa bir sürede nelerle karşılaşmadım ki… Nesli tehlike altındaki gergedanlar, mirketler, pangolinler, karıncayiyenler, kahverengi sırtlanlar, dağ zebraları, siyah yeleli aslanlar… Tüm bu farklı ve nadir türleri görebilmemiz için verilen çevreci mücadele ise hikayenin en özel kısmıydı. Zira asırlarca av rezervi olarak kullanılan bu topraklarda bugün hayvanları öldürmek yerine beklenmedik hayatların yeşermesine şahitlik etmek doğa severler için ayrı bir anlam taşıyor.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yerel dillerinden Setsvana’da “yeni bir başlangıç” anlamına gelen Tswalu, ülkenin en büyük özel doğa rezervi. 1995’te bu yarı kurak toprakları satın alan İngiliz hayırsever ve çevreci işadamı Stephen Boler tarafından kuruldu. Boler’ın hedefi, Güney Kalahari’nin kırılgan, kadim doğasını, on yıllarca süren avcılıktan sonra doğal haline geri döndürmek oldu. İşadamının ani vefatının ardından devreye, uzun yıllar De Beers elmas şirketini yöneten dünyaca ünlü Oppenheimer ailesi girdi ve Güney Kalahari’de yer alan bu geniş ve ıssız rezervi satın alarak, eşine az rastlanır bir safari deneyimi yarattı. Umut dolu bir hikaye Tswalu’nunki. Biyoçeşitliliği korumak ve yaban hayatının gelişmesi için yaşam alanları sağlamak, 25 yılı aşkın süredir bu iddialı koruma projesinin temelini oluşturuyor. De Beers’taki hisselerini rekor fiyata satarak elmas işinden çekilen ve çevreciliği misyon edinen ailenin üçüncü kuşak temsilcisi Jonathan Oppenheimer, “Ekolojik açıdan baktığımızda, hedefimiz her zaman Kalahari’yi eski haline döndürmek oldu” diyor bir açıklamasında, biyoçeşitlilik açısından zengin bir atmosfer vaat eden Tswalu’yu anlatırken. Aile, buradan kazandığı paraya asla dokunmuyor; kurdukları vakıf aracılığıyla tüm kazançlarını bu kadim toprakların ve üzerinde yaşayan canlıların sürdürülebilirliğini sağlamak üzere yapılan araştırma ve koruma çalışmalarına aktarıyor. Kısacası, Tswalu’da konaklayarak, bu değerli rezervin, hayvanların ve bitki türlerinin korunmasına direkt olarak katkıda bulunuyorsunuz. Turizm dünyasında benzeri olmayan bir yaklaşım bu. Odanızın terasından önünüzde uzanan uçsuz bucaksız savanlara baktığınızda, bu rüya gibi yaşam alanının ayakta kalmasına destek olduğunuzu bilmek gerçekten gurur verici.

Loapi’nin yatak odaları, konukları doğanın manzaraları ve sesleriyle buluştururken aynı zamanda Kalahari’nin aşırı sıcağında olağanüstü konfor ve yalıtım sağlayan, adeta birer kozaya benzeyen çadırlarla kaplı sığınakları andırıyor.
Peki böyle bir deneyimi nasıl planlayacaksınız? Tswalu’da konaklama, en az doğa deneyimi kadar farklı. Güney Afrika’da hektar başına düşen yatak sayısı oranının en düşük olduğu yer burası. 114.000 hektara yayılan topraklarda sadece üç safari kampı bulunuyor: Loapi, Motse ve Tarkuni. Üçlünün en eskisi olan Tarkuni için, Oppenheimer ailesinin eski sayfiye evi diyebiliriz. Beş süit odası bulunan bu büyük villa çoğunlukla ailelere ya da arkadaş gruplarına kiralanıyor. Şu an restorasyonda olan ve önümüzdeki sezon kapılarını yeniden açması beklenen Motse, dokuz süit odası ve ortak kullanım alanlarıyla klasik safari deneyiminin Kalahari’deki temsilcisi. Loapi ise sektörde benzeri olmayan bir hizmet sunuyor. Yerel dilde “bulutların altındaki yer” anlamına gelen Loapi, birbirinden en az 50 metre uzaklıkta konumlandırılan, dördü tek yatak odalı ikisi ise iki yatak odalı altı havuzlu “ev”den oluşuyor. Kampta ortak kullanım alanı yok. Her konuk kendi evinde kalıyor ve konakladığı süre boyunca diğer konuklarla bir araya gelmiyor. Yaklaşık 400 metrekareye yayılan her evde oldukça geniş ve banyolu bir yatak odasının yanı sıra giyinme odası, şömineli bir oturma odası, yemek alanı, çalışma alanı, mutfak, banyo, teras ve havuz bulunuyor; her evde özel bir butler, şef ve safari rehberi görev yapıyor. Butler’ınız 24 saat evinizin hemen yanındaki müştemilatta kalıyor ve her ihtiyaç duyduğunuzda yardımınıza koşuyor. Akşam terasınızda butler’ınızın yaktığı kamp ateşinin etrafında günün yorgunluğunu atarken şefiniz içerdeki mutfakta taze taze yemeğinizi hazırlıyor. Rehberiniz ise sadece size tahsis edilen 4 X 4 ile dilediğiniz an sizi safariye çıkarmaya hazır. Büyük bir özgürlük ve sıradışı bir konaklama konsepti. İlk bakışta farklı gelse de müthiş bir ıssızlığın ortasında, herkesten ve her şeyden uzakta gerçek bir mahremiyet fırsatı. Doğayı daha fazla dinlemeniz, kendinize daha derinden bakabilmeniz, yavaşlamanız ve dinlenmeniz için tasarlandığı her detayında belli oluyor. Özellikle pandemi sonrasında değişen dünyada yeni bir kapı aralıyor Tswalu. Aynı şeyi yeme-içme deneyiminde de yapıyor hatta bir adım öteye taşıyor. Konaklama birimlerinden oldukça uzak bir noktada konumlanan, Tswalu misafirlerine hizmet veren restoranlarda dilerseniz akşam yemeği için yer ayırtabilir, böylece biraz sosyalleşebilirsiniz. Bahsettiğim alelade bir yemek değil. Bayağı fine dining deneyimi. Adeta bir hiçliğin ortasında yer alan, adını Kalahari’de dayanıklılığın ve sürdürülebilirliğin sembolü “Boscia albitrunca” yani çobanağacından alan Boscia, Tswalu’nun ethosuna ve köklerine duyulan saygıya dayanıyor. Başka bir deyişle, ağacın kendisi gibi, Boscia da köklü, amaçlı ve bu kadim topraklarda yaşamı sürdürmek için tasarlanmış bir mekan. 1900’lerden kalma bir çiftlik evinde çevredeki manzaradan ilham alan ve yerel, mevsimlik malzemelerle hazırlanan yedi aşamalı bir tadım menüsü sunan restoranda Kalahari’nin tatlarını keşfetmek ayrı bir keyif. Bir diğer yeme-içme deneyimi içinse sonbaharı beklemek gerekiyor. Ülkenin dünyaca ünlü şeflerinden Luke Dale-Roberts’ın yerin altına inşa ettiği restoran merakla bekleniyor. Öyle ki, Cape Town ve Johannesburg gibi şehirlerde yaşayan ve şefin bu ilginç konseptini denemek isteyenlerin özel jetlerle günübirlik Tswalu’ya uçmaya hazır olduğundan bahsediliyor.

Kalahari’de yapılacak çok şey var. Doğada at binmek, yürüyüşe çıkmak, mirketlerin yanında meditasyon yapmak, yüzyıllık kaya resimlerini keşfetmek, gündoğumunda yoga yapmak, günbatımında kokteyl tadımlarına katılmak, fotoğraf safarisine çıkmak, kısacası doğayla ilintili pek çok aktiviteyle uğraşmak mümkün. Ve tabii sabahları ve öğleden sonraları uzun safarilere çıkmak işin en heyecanlı kısmı. Tswalu öyle büyük, ucu bucağı öyle belirsiz ki, bazen bir aslan sürüsünü ya da bir gergedanı görebilmek için saatlerce yol gitmeniz gerekebiliyor. Burada doğa daha fazla sabır istiyor. Ama ödülü de büyük oluyor. Belki ilk kez safari yapacaklar için, bir günde tüm hayvanları görebilecekleri klasik bir destinasyon daha ideal olabilir. Ancak bu konuda biraz daha deneyim sahibi olanlar, doğada “demlenmek” ve bir günde onlarca hayvan görmek yerine, her gün bir türün en sıradışı hallerini izlemek isterlerse Tswalu onlar için unutulmaz bir hikaye yazacaktır.