Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


“Sweat-Jetting”, spor ve seyahati bir araya getiriyor. Maratonlardan yoga inzivalarına, padel kortlarından bisiklet rotalarına uzanan, 2026’nın bu yükselen seyahat trendine yakından bakıyoruz.
Bir şehri gezmenin yolu artık yalnızca müzelerden, restoranlardan ve otel odalarından geçmiyor. Yeni nesil gezginler, valizlerine spor ayakkabılarını koyup seyahat ettikleri yerleri hareket içinde keşfetmeye hazırlanıyor. Sweat-jetting adı verilen bu yeni seyahat anlayışı; koşu, bisiklet, yoga, padel ve fitness gibi fiziksel aktiviteleri tatilin merkezine yerleştiriyor. Seyahat planlarının başrolü uzun zamandır deneyimlere geçmiş durumda. Ancak sweat-jetting, deneyim arayışını bir adım ileri taşıyor: Gidilecek yer artık yalnızca görülmek için değil, oradayken fiziksel efor sarfetmek için de seçiliyor. Bir maratona katılmak için başka bir kıtaya uçmak, yeni bir şehirde bisikletle kilometrelerce yol almak ya da birkaç günlüğüne yoga inzivasına çekilmek, seyahatin kendisine dönüşüyor.TripAdvisor’ın 2026 trend raporunda sweat-jetting yılın bir numaralı seyahat trendi olarak öne çıkarken, Accor da "workout vacation" olarak tanımlanan tatillere yönelik ilgide yüzde 50 artış bildiriyor.
Koşu, sweat-jetting’in en görünür eğilimlerinden biri. Son yıllarda maratonlar yalnızca sportif bir hedef olmaktan çıkıp seyahat planının kendisine dönüşüyor. Sydney, Tokyo veya Chicago gibi şehirlerde düzenlenen büyük yarışlar, dünyanın farklı yerlerinden gelen koşucular için yeni bir destinasyon keşfetme biçimi sunuyor.
Bunun cazibesi anlaşılır: Bir şehri turist otobüsünün camından izlemek yerine sokaklarında koşmak, onu çok daha farklı bir ritimde deneyimleme fırsatı yaratıyor. 30 Ağustos’taki Sydney Maratonu için yaklaşık 26 saat yolculuk yapan Josue De Paz da yarışmayı, şehri daha yakından tanımanın bir yolu olarak görüyor. Daha önce Chicago ve Tokyo’da da maraton koşan De Paz, Paris, Barselona, Madrid, Kopenhag ve Mexico City gibi şehirlerde de antrenman deneyimleri yaşadı. Bu yaklaşım yalnızca profesyonel sporculara ait değil. Seyahatin bir parçası olarak tasarlanmış koşular, performanstan çok keşfe odaklanılan yeni rotalar yaratıyor.
Sweat-jetting denince akla yalnızca yüksek tempolu antrenmanlar gelmemeli. Trendin bir diğer yüzünde ise daha yavaş, daha bilinçli ve bedenle bağlantı kurmaya odaklanılan wellness seyahatleri var. Vietnam’ın Hoi An kentindeki yoga inzivaları bunun iyi örneklerinden biri. Sabahları yoga ve nefes çalışmalarıyla başlayan, günün geri kalanında dinlenmeye, havuzda vakit geçirmeye ve kültürel keşiflere alan açan bu programlar, hareket ile dinlenme arasındaki dengeyi merkeze alıyor.
Yoga ve mindfulness eğitmeni Emma Sothern’a göre bugün insanların aradığı şey her zaman ‘daha yoğun bir antrenman’ değil; günlük hayatın dayattığı sürekli ‘yapma’ halinden uzaklaşıp bedenleriyle yeniden bağlantı kurabilecekleri bir alan.
Daha yüksek tempolu bir deneyim arayanlar içinse rotalar fitness kamplarına çıkıyor. Tayland’ın Phuket kentindeki Soi Ta-iad Road, birkaç günlük tatillerden aylar süren antrenman programlarına uzanan fitness deneyimleriyle, bu yeni seyahat anlayışının merkezle Ağustarinden biri hâline geliyor.
Muay Thai, boks, mobilite çalışmaları ve farklı grup antrenmanlarının yanı sıra sağlıklı kafeler, saunalar, soğuk su havuzları ve konaklama seçenekleriyle bu merkezler, klasik bir spor kamplarından daha fazlasını vadediyor. Burada seyahatin sosyal tarafı da en az antrenman kadar önemli: İnsanlar yalnızca egzersiz yapmak için değil, benzer ilgi alanlarına sahip oldukları yeni insanlarla tanışmak için de yola çıkıyor.
Spor seyahatlerinin yükselişinden payını alan bir diğer branş ise padel. Dünyanın farklı noktalarında hızla yeni kortların açılmasıyla birlikte padel, seyahati organize etmenin yeni bahanelerinden birine dönüşüyor. Padel odaklı seyahatler, birkaç saatlik antrenmanla sınırlı kalmıyor. Yemek, yerel kültür, macera ve sosyal etkinlikleri spor programıyla bir araya getiren rotalar, seyahati daha bütünlüklü bir deneyim olarak ele alıyor. Böylece spor, destinasyonu keşfetmenin tek amacı olmaktan çıkıp o keşfin bir parçasına dönüşüyor.
Bisiklet seyahatleri de aynı dönüşümün daha yavaş ve keşif odaklı yüzünü temsil ediyor. Uzun mesafeli bisiklet rotaları, bir ülkede yalnızca birkaç gün geçirip başlıca turistik noktaları görmek yerine manzarayı, kasabaları ve yerel kültürü kilometre kilometre deneyimleme fırsatı sunuyor.
Yunanistan’dan Japonya’ya, Kolombiya’dan Avrupa'daki çeşitli rotalara uzanan bisiklet turları, bazı gezginler için haftalar süren seyahatlere dönüşebiliyor. Burada çekici olan yalnızca fiziksel aktivite değil, o rotada gerçekleşen yolculuğun kendisi de. Manzaranın yavaş yavaş değişmesini izlemek, bir sonraki durağa hızla ulaşmak yerine rotayı deneyimlemek, seyahatin temposunu da yeniden tanımlıyor.
Sweat-jetting’in cazibesi biraz da seyahatin kendisini bir rutine dönüştürmesinde. Sabah başka bir şehirde koşmak, gün içinde yeni bir rotayı bisikletle keşfetmek ya da birkaç gün boyunca yoga ve fitness programına dahil olmak, tatili, günlük hayattan tamamen kopmak yerine iyi hissettiren alışkanlıkları başka bir yere taşımak için bir fırsata dönüştürüyor.


