Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Bir manzara, bir sergi, deniz kıyısında uzun bir öğleden sonra ya da bilinmeyen bir sokağa sapmak… Kreatif Direktör Ezgi Apa, dünyayı keşfederken peşinden gittikleri duyguları ve kendilerine ait seyahat ritüellerini anlatıyor.
Siesta, deniz ve sokak dondurmaları. Yaz benim için yavaşlamak demek. Hayatın ritminin biraz yumuşaması, günlerin uzaması ve her şeyin daha hafif hissettirmesi.
Ben özellikle yaz tatillerini çok önceden planlayan ya da çok detaylı organize etmeyi seven biri değilim. Yaz benim için rahat ve biraz da programsız olmakla ilgili. O yüzden yazlarım genellikle biraz spontane geçer. Ailemle birlikte olmak, çocukluğuma geri dönmek ve uzun öğle uykuları... Günlerin akışına bırakıldığı, saatin çok da önemsenmediği zamanları seviyorum.
Eskiyi çok düşünüp hatırlayan birisi değilim. Bu yüzden her yazın her seyahatin unutulmaz olma potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Eşimle baş başa olduğumuz, biraz kaybolduğumuz ve şehrin parçası olduğumuz seyahatlerin hepsi. Ama bu sıralar tekrar gitmek için can attığım yer Toskana ve ağustos ortası yapılan Palio yarışları.
Yaz tatillerimizin büyük bölümünü ailece Patmos’ta geçiriyoruz. Çocuklarla birlikte yaşadığımız o sade yazlık hayatı bana kendi çocukluğumu hatırlatıyor. Günlerin deniz, kitap, uzun sofralar ve spontane planlarla geçtiği bir düzen. Basit ve sade bir düzenin, sadece beraber olmanın değeri.
Şehrin ruhunu anlamanın en iyi yolu yürümek ve biraz da kaybolmaktır. Bunu yapabileceğim yerleri seviyorum.
Tek bir yolculuğu söylemek zor. Çünkü aslında her seyahatten biraz değişerek dönüyorum. Beni değiştiren şey çoğu zaman gittiğim yerden çok, o deneyimin bana hissettirdikleri oluyor.
Normal hayatımda oldukça planlı biriyim. Ama seyahat ederken tam tersine dönüşüyorum. Gideceğim yer belli oluyor ama oradayken hiçbir ajandamın olmasını istemiyorum. Günün beni götürdüğü yere gitmeyi, biraz yerel gibi yaşamayı ve bulunduğum yere ait hissetmeyi seviyorum.
Seyahat ettikçe aslında ne kadar az şeye ihtiyaç duyduğumu fark ediyorum. Yeni bir yerde, alışık olduğum düzenin dışında önce konfor alanımdan çıktığım için biraz tedirgin oluyorum ama sonra müthiş bir özgürlük hissi geliyor. Kendimi izlemek çok ilginç oluyor; her seferinde önce verdiğim tepkiler, sonra değişime teslimiyet hali ve özgürleşme serüveni…
Bir yerde kendimi evimde gibi hissettiysem, oraya mutlaka geri dönmek isterim. Bunun manzarayla ya da otelle çok ilgisi yok; daha çok hissettirdiği duyguyla ilgili. Bir yere ait hissetmek, orada kendi ritmimi bulabilmek…
Seyahatlerde en çok mutlu olduğum anlara ait küçük hatıralar toplamayı seviyorum. Bazen sahilden topladığım taşlar, bazen bir kağıt parçası ya da not… Benim için önemli olan değeri değil beni o ana geri götürebilmesi. Evet, yıllar içinde oluşmuş küçük bir koleksiyonum var ve her parçanın arkasında bir duygu var.

