Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Afrika kıtasının en güzel şehirlerinden birinde yaşanan büyük değişim ve güncel keşif rehberi…
Cape Town’da nerede kalınır, nerede yenir, hangi yeni adresler keşfedilir? Güney Afrika’nın en dinamik şehirlerinden biri olan Cape Town, yeni otelleri ve restoranlarıyla her ziyaretinizde farklı bir deneyim sunuyor. Rotanızı şekillendirecek 8 yeni adresi keşfedin.
Şehrin gerçek anlamda kalbini oluşturan Victoria & Alfred Waterfront limanında yer alan ikonik Table Bay oteli, Şubat 2025’te IHG otelleri tarafından satın alındı ve kapsamlı bir renovasyondan geçerek 15 Aralık 2025’te tekrar misafir kabul etmeye başladı. 1997’de Nelson Mandela’nın açılışını yaptığı bu tarihi otelin eski halini iyi bilen biri olarak sadece dokuz ayda tepeden tırnağa böylesi büyük bir değişim geçirmiş olmasının mucizevi olduğunu söyleyebilirim. Yeni halini birkaç kelimeyle anlat derseniz: Daha ferah, daha aydınlık, daha genç ve daha rafine. Ve tabii daha çağdaş. Krem ve bej tonlarının ağırlık kazandığı natürel çizgilerdeki dekorasyonun bunda payı büyük. Eskiye ait hiç iz kalmaması da bu anlamda etkileyici. Öyle ki restoranlarda kullanılan çatal-bıçaklara kadar her şeyiyle yenilenen, odaları, banyoları, havuz alanı ve spa’sı genişleyen ve her köşesi bambaşka bir çehreye kavuşan Table Bay’in değişmeyen tek özelliği tabii ki eşsiz lokasyonu. Lobideki yürüyen merdivenlerle şehrin en lüks alışveriş merkezine direkt geçiş yapıyorsunuz; ana kapıdan dışarı adım atar atmaz ise kendinizi Cape Town’ın en iyi restoranlarının, mağazalarının ve liman manzaralarının ortasında buluyorsunuz. Arkanızda ise tüm ihtişamıyla yükselen Masa Dağı var. Hem lüks bir otel deneyimi yaşamak hem de şehrin kalbini keşfetmek isteyenler için Intercontinental Table Bay Cape Town by IHG çok iyi bir seçenek.

Uzun yıllardır, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin en büyük şehri Johannesburg’da gastronomi sahnesini yöneten Marble kısa bir süre önce Cape Town şubesini açtı. Aslında bu açılış içten içe hep bekleniyordu. Zira Cape Town sadece Güney Afrika’nın değil dünyanın gastronomi merkezlerinden biri ve Marble gibi çağdaş bir alternatife çoktandır ihtiyacı var. Restoranın Victoria & Alfred Waterfront limanındaki lokasyonu oldukça etkileyici. Bölgedeki tarihi Union Castle binası baştan aşağı yeniden tasarlandı ve en üst katında, Masa Dağı, liman ve Atlas Okyanusu manzaralarını cam duvarlar ardında çepeçevre sunan Marble ile taçlandırıldı. Restorana ulaşmak için binanın dışında yer alan bir asansöre binerek ikinci kata çıkıyorsunuz. Yüzlerce masa ve bir o kadar misafir ile müthiş canlı ve kalabalık bir ortam karşılıyor sizi. İlk bakışta gürültülü gibi gelse de zamanla atmosfere uyum sağlıyorsunuz. Marble için, Güney Afrika mutfağının ve açık ateşte pişirme geleneğinin bir kutlaması diyebiliriz. Ödüllü şef David Higgs, özgün lezzetleriyle harikalar yaratıyor. Menüde kömür ateşinde pişirilen deniz ürünleri, et, kümes hayvanları ve taze, topraksı sebze yemeklerinin yanı sıra, her gün mevsimlik bir başyapıt, açık ateş konseptinin lezzetli çeşitliliğine katkıda bulunuyor.

Sea Point, Cape Town’ın en güzel sahil semtlerinden biri. Burada, derin mavi Atlas Okyanusu’na karşı kapılarını açan The Cole ise manzaralı odalarıyla Sea Point’ın en yeni adresi. Cape Town’da pek çok lüks restoran ve otel işleten The Cove Collection bünyesinde hizmete giren otel için şehirde bir kaçış noktası dersek hata etmeyiz. Ünlü Güney Afrikalı mimar Robert Silke tarafından tasarlanan bina, Brezilyalı Oscar Niemeyer gibi isimlerin tarzından ilham alan Yüzyıl Ortası Tropikal Modernizm akımını yansıtıyor. Kavisli dış hatları ve krem tonlarındaki renk paletiyle dikkat çeken otel hem okyanus hem de dağ manzaralı 60 süit ve odaya sahip. Otelin sekizinci katındaki panoramik okyanus manzaralı Figo çatı restoranındaki kahvaltı gerçekten leziz. Benim bu otelle ilgili en sevdiğim şey ise girişteki lüks butik. Bugüne kadar gördüğüm en iyi otel butiklerinden biri olan Boutique Marly’de Cape Town’da başka hiçbir yerde bulamayacağınız Alémais, Ancient Greek Sandals, Andrés Otálora, Aranáz, Cala de la Cruz, Emporio Sirenuse ve Melissa Odabash gibi markaların birbirinden şık tasarımları satışa sunuluyor.

Şehrin bir başka ikonik oteli Mount Nelson, pembe rengi tarihi binasıyla şehrin hafızasını temsil eden bir miras yapı. Belmond tarafından işletilen bu ultra lüks otel; klasik tarzdaki odaları, tarihi salonları ve 10 dönümlük yemyeşil bahçeleri kadar beş çayı ve restoranlarıyla da mutlaka görülmesi gereken bir adres. Renginden dolayı “Pink Lady” olarak da anılan Mount Nelson bu yıl eşine az rastlanan bir moda işbirliğiyle gündeme geldi. Güney Afrika’nın dünyaca ünlü modacılarından Thebe Magugu, bu ünlü Belmond oteli için iki katlı bir süit oda tasarladı ve beraberinde Magugu House adını verdiği bir kültür platformunu ziyarete açtı. 2016’da kendi adını taşıyan markasını kuran 32 yaşındaki Güney Afrikalı tasarımcı, markasının onuncu yıldönümünü kutlarken ilk kez bir otel içerisinde açtığı konsept mağazasıyla büyük ilgi topladı. İki katlı Thebe Magugu Süiti ise görsel açıdan zengin bir Afro-modernist sığınak olarak dikkat çekti. Canlı yeşillerin, mavilerin ve toprak tonlarının natürel dokumalar ve sıradışı sanat eserleriyle bir araya geldiği süitte konaklamak ayrıcalık.

“Denizden babam çıksa yerim” diyenlerin kendilerini cennette hissedeceği bir restoran. Üç Michelin yıldızlı İspanyol şef Ángel León liderliğinde Aralık 2025’te Mount Nelson otelinin içinde açılan Amura, Hint ve Atlas Okyanusu’nun birleştiği Cape Town kıyılarının zengin biyoçeşitliliğinden ilham alıyor ve aynı zamanda ünlü şefin İspanya dışındaki ilk restoranı olma özelliğini taşıyor. Tam olarak konsept nedir diye sorarsanız, sürdürülebilir deniz ürünlerini yerel malzemeler ve yenilikçi tekniklerle harmanlayan “marine fine dining” yanıtını verebilirim. Ve tabii bu konsept altında oldukça değişik yemeklerin servis edildiğini söyleyebilirim. Mürekkep balığı ve sarmısaklı aioli ile servis edilen plankton risotto, şefin deniz ürünlerinden hazırladığı deniz sosisi gibi özgün şarküteri ürünleri ve yoğun aromalı kalamar mürekkep kroket ve karides tost dünyada başka yerde karşınıza çıkmayacaktır. Restoranın dekorasyonu da menüyle uyumlu. Güney Afrikalı mimar Tristan du Plessis’in tasarladığı iç mekan, derin yeşiller ve bronz detaylarla Cape Town’ın kelp ormanlarını andırıyor.

Cape Town’ın en seçkin ve prestijli bölgelerinden Bantry Bay’de, eşsiz Afrika sanat koleksiyonu ve okyanus manzaralarıyla dünyaca ünlü Ellerman House otelinin bünyesinde ödüllü bir fine dining restoranındayız. Mayıs 2025’te açılan Curate, geleneksel Güney Afrika mutfağını sanat ve şarapla harmanlayan çok özel bir duyusal deneyim (sensory dining) sunuyor. Daha önce yalnızca otel misafirlerine açık olan bu özel alan, Curate’le birlikte dışarıdan gelen gastronomi meraklılarını da ağırlamaya başladı. Bu ayrıcalıklı mekanla ilgili ilginç detaylar paylaşmak isterim. Her şeyden önce restoran, otelin yeraltındaki eşsiz şarap galerisinde yer alıyor. Güney Afrikalı ünlü heykeltıraş Angus Taylor ile birlikte tasarlanan mekanda karbon fiberden yapılmış devasa bir tirbüşon heykeli ve toprağın katmanlarını simgeleyen terroir duvarları bulunuyor. Böylesine özel bir mekan için yaratılan mutfak ise ünlü şef Kieran Whyte liderliğinde, tamamen yerel malzemelere ve Güney Afrika’nın kültürel yemek hafızasına odaklanıyor. Restoranda mevsimsel olarak değişen çok aşamalı bir tadım menüsü mevcut. Menüde öne çıkan özgün lezzetlerden bazıları şöyle: Geleneksel Güney Afrika kızarmış ekmeğinin lüks bir yorumu olan amagwinya ve havyar, klasik Güney Afrika sütlü turtasının (melktert) mantarla hazırlanan tuzlu bir versiyonu olan Cape Mushroom Melktert ve yerel mısır lapasının (pap) beyaz çikolatayla birleştiği Prieska Beyaz Çikolatalı Pap. Curate’de gece uzun ama vaat edilen deneyime gerçekten değiyor.

Güney Afrika’nın dünyaya kazandırdığı Michelin yıldızlı şeflerden Jan Hendrik, Fransa’nın Nice kentinde açtığı restoranının başarısının ardından nihayet eve döndü ve bunu yeni bir restoranla kutlamaya karar verdi. Böylece ortaya çıkan Le Bistrot de JAN, sadece bir restoran olmanın ötesinde; keyif, nostalji ve Güney Afrika-Fransız esintilerinin neşe dolu birlikteliği. Fransa’nın sevilen bistro kültürüne saygı duruşu niteliğindeki mekan, InterContinental Table Bay Cape Town bünyesinde şehrin ruhuyla yeniden hayat buluyor. Diğer JAN mekanlarının “küçük kardeşi” olan Le Bistrot de JAN, daha sade bir menü ve alakart seçeneklerle hizmet veriyor; misafirlerine geleneksel tadım menülerinin getirdiği resmiyetten uzak, rahat bir ortamda nefis yemeklerin keyfini sürme imkanı sunuyor.

Şehre 45 dakika uzaklıkta, yemyeşil vadileri, dağları ve bağlarıyla ünlü Cape Winelands’in Stellenbosch kasabasının en eski çiftliklerden Spier Farm tepeden tırnağa yenilendi; 155 odalı eski bir otelden 76 odalı ultra lüks bir butik otele dönüşerek misafirlerini ağırlamaya başladı. Güney Afrika’nın tanınmış ailelerinden Enthovenlar’a ait arazideki geleneksel “Cape Dutch” mimarisine sahip 21 tarihi beyaz konut elden geçirilerek modern süit odalara dönüştürülürken Güney Afrika’nın hâlâ kullanımda olan en eski mahzeni de özenle restore edildi. Ultra lüks yaşam alanları, restoranları, ısıtmalı havuzu ve inovatif terapileriyle öne çıkan spa’sıyla başlıbaşına bir destinasyon haline gelen Spier’de altyapı da elden geçirildi. Bugün çiftlik, doğayı yeniden canlandırmayı amaçlayan onarıcı tarım (regenerative farming) felsefesiyle işletiliyor. Atıklarının yüzde 97’si geri dönüştürülüyor ve suyun tamamı yeniden arıtılarak tarımda kullanıyor. Tarım Spier için çok önemli. Çünkü çiftlik içinde yer alan restoranlarda kullanılan tüm sebze ve etler doğrudan çiftliğin kendi bahçelerinden ve meralarından doğal yöntemlerle temin ediliyor. Üzüm bağlarının ve nehir kenarındaki doğal yaşam alanlarının arasında rehberli Segway turlarına veya ücretsiz doğa yürüyüşlerine mutlaka katılın, doğal ürünlerin ve natürel tasarımların satıldığı çiftlik butiğinde alışveriş yapın, spa’nın kalbini oluşturan Cape Herbal Bath House’da vücutta detoks etkisi yaratan bitkisel terapileri deneyin. Spier, aynı zamanda ülkedeki en büyük çağdaş Güney Afrika sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Sanat eserleri çiftliğin açık alanlarında, restoranlarında, galerisinde ve otelin dört bir köşesinde sergileniyor. Bu doğal sergi alanlarında kıtanın en iyi sanatçıları ve benzersiz eserleriyle tanışmayı ihmal etmeyin.