Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Lüks bir objeye sahip olmaktan çok kendinizle kaliteli zaman geçirmek ve kendinize alan açabilmek, son yıllarda yükselen bir eğilim. 2026 Milano Tasarım Haftası da tam olarak bu fikri benimsiyor.
Milano Tasarım Haftası, bu yıl büyük ölçekli enstalasyonlar ve güçlü görsel hafızalar kadar daha içe dönük bir yönelimle de öne çıktı: İç mekan, kişinin kendi içine döndüğü bir alan olarak yeniden düşünülüyor. Son yıllarda lüksün tanımı da bu yöne kayıyor.
Geri çekilip baktığınızda, bu büyük ölçekli etkinlikten geriye kalan en büyük çıkarımlardan biri de bu aslında. Her ne kadar büyük bir dayatma olsa da lüksü artık sadece tek bir şeyle, elle tutulur bir nesneyle tanımlayamayız. Dolabınızda duran bir çanta ya da sehpanızdan size bakan bir obje değil lüks. Lüks; bir şeyleri deneyimlemek, keyif almak, kendine dönmek, iyileşmek ve kendini iyi hissetmek... Kendine alan açabilme ve kendine dönebilme fırsatına sahip olmak bir nevi. Dolayısıyla da Milano Tasarım Haftası’nın en önemli ana temalarından biri de buydu: Tekil objelerle tanımlanmayan, kolektif bir şekilde sizi yönlendiren, sizi bazen zamandan koparan, bazen kendinize odaklanmanızı sağlayan mekanlar ve deneyimler artık öncelikli.

Fotoğraf: Grohe Spa
Bu dönüşüm evin farklı alanlarında farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Banyo bu değişimin en kişisel örneklerinden biri. Baktığınızda evin en özel ve tekil alanlarından biri olmasına rağmen uzun süre fonksiyon üzerinden düşünülen bu oda, artık kendine ayrılan zamanın mekansal karşılığı gibi. Grohe Spa’nın Milano Tasarım Haftası kapsamında Piccolo Teatro Studio Melato’da sunduğu Aqua Sanctuary de bu fikri su üzerinden somutlaştırıyor. “Salus Per Aquam”, yani “sudan gelen sağlık” yaklaşımından hareket eden sunum, banyoyu teknik bir bölüm gibi ele almak yerine, kişisel bakımın, arınmanın ve yenilenmenin bütünsel bir deneyime dönüştüğü bir alan olarak konumluyor.

Fotoğraf: Grohe Spa
LIXIL'in IMEA lideri Stefan Schmied de lüksün, ‘bir şeylere sahip olmaktansa bir şeyleri deneyimleme’ye kaydığını vurguluyor. Bunu bir nevi, yalnız kaldığınız anları daha kaliteli geçirmek gibi düşünebilirsiniz. “Tıpkı bir konserden çıkmışsınız gibi kalabalık bir şehir hayatının içinden çıkıp banyonuzda kendinizle kaldığınızda oradaki sakinlik ve deneyim daha önemli” diyor Schmied. “Ürünleri bir katalog gibi birbiri ardına gösterebilirdik. Ancak daha az ürünle ama ses, ışık ve suyla birlikte verdiğimiz bu deneyim zihinle daha iyi konuşuyor ve daha çok akılda kalıyor” diye de ekliyor. Suyun sesi, sıcaklığı, akışı ve bedende bıraktığı etki; ışık, gölge, yüzey ve malzeme seçimleriyle birlikte düşünülüyor.

Fotoğraf: Grohe Spa
Hazırlık, rahatlama ve yenilenme başlıklarıyla şekillenen deneyim, banyonun hızlıca kullanılıp çıkılan bir yer olmaktan uzaklaşıp günün başında ya da sonunda kişiyi başka bir tempoya alan bir ritüel alanına dönüşebileceğini gösteriyor. Burada lüks, daha büyük ya da daha gösterişli bir banyo fikrinde değil, evin içinde kendine ayrılmış zamanı bilinçli bir iyi hissetme pratiğine çevirebilme imkanında kendini gösteriyor.

Fotoğraf: Fisher & Paykel
Banyodan mutfağa geçtiğimizde, aynı arayış doğayla ve malzemeyle kurulan ilişkiyle anlatılıyor. Fisher & Paykel’in Nature-Ritual sunumu, yemek hazırlama alanını günlük bir görev noktası olmaktan çıkarıyor ve insanın doğayla bağ kurduğu sakin bir merkez olarak kurguluyor. Markanın ‘Aotearoa’ (Yeni Zelanda coğrafyasına yerli halkların kültüründe verilen isim) köklerinden beslenen yaklaşımında malzemeye saygı, paylaşma, pişirme ve temizlik aynı bütünün parçaları. Bazalt taş, Totara ağacı, toprak kokusu, kuş sesleri ve orman ışığını hatırlatan aydınlatma, mutfağı klasik bir showroom düzeninden uzaklaştırıyor. Burada teknoloji görünür bir güç gösterisinde bulunmuyor; oldukça geri planda. Bu fonksiyonlar mimari blokların ve doğal yüzeylerin içinde daha sessiz bir role geçiyor. Ritüel konsepti mutfaklarla birleştiğinde, geleceğin mutfağı daha fazla ekran ya da daha hızlı cihaz vaadiyle değil, evin içinde huzur, dikkat ve temas duygusunu artıran bir alan olarak şekilleniyor.

Fotoğraf: Henge
Banyo ve mutfak gibi işlevi güçlü alanlardan sonra sıra, evin en çok zaman geçirilen bölümüne geliyor: Yaşam alanı. Henge’nin Ritual Gravity sunumu, salonu, iyi seçilmiş mobilyaların sergilendiği bir yer gibi tasarlamıyor. Daha bütünlüklü, daha dokunsal ve içeride geçirilen zamanı merkeze alan bir ev fikri öneriyor. Mobilyalar, ışık, taş yüzeyler, metal detaylar ve koyu tonlar aynı atmosferin içinde birleşiyor. Koltuk, masa ya da aydınlatma tek başına dikkat çekmeye çalışmıyor, mekanın genel hissine karışıyor. Yaşam alanı bu sayede kişinin günün temposundan ayrıldığı, bedeniyle yerleştiği ve kendine ait bir zaman duygusu kurduğu alana yaklaşıyor. Lüks de burada ilk bakışta fark edilen büyük bir tasarım jestinde aranmıyor. Malzemenin havasında, ışığın odayı yumuşatma biçiminde, yüzeylerin dokunsal etkisinde ve evde kalma isteğini artıran kontrollü sakinlikte beliriyor.

Fotoğraf: Aesop
Markaların eve uyarlanabilir önerilerinin yanında, ritüel fikri Milano’da daha deneysel sahnelerde de güçlü. Aesop’un The Factory of Light sunumu, Chiesa del Carmine’de ışık, koku, zanaat ve mekan ilişkisi duyusal bir deneyim yaratıyor. Aposē lamba serisinin çevresinde kurulan bu dünya, ışığın evdeki bakım anlarına nasıl eşlik edebileceğini sahnesel bir dille anlatıyor. Lina Ghotmeh’nin Palazzo Litta avlusundaki Metamorphosis in Motion işi ise bu içe dönük arayışı daha mimari bir yerden ele alıyor.

Fotoğraf: Lina Ghotmeh Architecture
Pembe labirent, ziyaretçileri hızlıca bakıp geçen biri olmaktan çıkarıyor, yön değiştirmeye, yavaşlamaya ve mekanla bedensel bir ilişki kurmaya davet ediyor. Biri ışığın ve kokunun etrafında, diğeri renk ve hareket duygusuyla şekillenen bu enstalasyonlar da Milano Tasarım Haftası’nda, iç mekanın artık izlenen bir kurgu olmaktan çıkıp kişinin zaman algısını değiştiren bir deneyim alanına yaklaştığını açıkça ispatlıyor.

