Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


40 yıla yayılan resim, video, tekstil, neon, heykel ve yerleştirmeleriyle çağdaş sanat alanında çığır açan Tracey Emin, Londra Tate Modern’de kariyerinin en kapsamlı sergisi ile ruhen ve bedenen karşımızda.
Henüz 1997 yılında The Guardian’da çıkan isimsiz makalede, 1963 İngiltere doğumlu sanatçı Tracey Emin’in Channel 4’te canlı yayınlanan Is Painting Dead başlıklı programda nasıl büyük bir tartışma yarattığından bahsediliyor. “Britanya’daki kavramsal sanatçılar ile sanatın bir şekilde zanaatkarlıkla ilgili olması gerektiğini savunan pek çok eleştirmenin yerleşik önyargıları arasındaki bu sağırlar diyaloğunu tarif etmek için bundan daha sürreal bir metafor olamazdı.”

Tracey Emin, Son Büyük Macera Sensin adlı sergisinden
Yayında başıbozuk bir portre çizen, konuşan fakat etrafını çevreleyen konuşmacılara sesini duyuramayan Emin’in çekim esnasında programı terk etmesi, tam da kabuk değiştiren Britanya sanatının nesiller ve yaklaşımlar arasındaki çatışmanın temsili gibi duruyor. “Bu olay son derece doğru bir zamanda ortaya çıktı. Video sanatı Turner Prize’ı üst üste iki yıl kazandı. Bunun ise bir kurguya bile ihtiyaç duymadan, fazlasıyla hak ettiği şeyi alması muhtemel: Gelecek yılın ödülünü.”Bundan iki yıl sonra, yine aynı gazetede 1999’da Adrian Searle imzasıyla yayımlanan yazı ise, Turner Prize’ın kısa listesine giren fakat ödülü alamayan, ancak aşırı ses getiren o işten bahsediyor: My Bed. “Emin’in yatağı Tate’deki Turner Prize sergisinde gördüğünüz ilk şey. Galerinin tam ortasında duruyor ve etrafını geceden kalanlar çevreliyor. Kullanılmış mendillerden, terliklerden ve bir peluş oyuncaktan, eski yara bantlarından ve izmarit dolu küllükten oluşan bir yuva... Çarşaflar buruş buruş, terle ve adı konamayan lekelerle kirlenmiş; yorgan bedenlerden sararmış, yastık ise tüylerini dışarı atmış.” Searle, dikkatin garanti olduğu bu yapıtı “taşınmış bir sefalet” olarak adlandırıyor. “Dün sabahki basın ön izlemesinde Tracey Emin’in alanı tıklım tıklımdı” diyor, “şimdi ben de bu gazete sütununa yazarak, oyuna ortak oluyorum.”

Tracey Emin, Aşkın Sonu 2024, Tate
Tracey Emin, bu yılın bahar ve yaz ayları boyunca 40 yıla yayılan üretimleriyle Londra Tate Modern’e konuk oluyor. 31 Ağustos’a kadar görülebilecek Tracey Emin: A Second Life başlıklı sergi, sanatçının kariyerinin doğuşunda yarattığı çarpıcı enstalasyonlardan son dönemde ürettiği resim ve bronz işlerine değin 90’dan fazla eseri içeriyor. Emin’in kariyeri boyunca ödün vermeden ve özür dilemeden kurguladığı kişisel anlatısına dair sergilediği kararlılık, çağdaş sanat tarihinde önemli bir yer tutuyor. Zira, kadın bedenini odağa alarak tutku, acı, sevgi, iyileşme ve büyüme temalarını araştıran sanatçının tabuları tetkik eden tavrı, İngiliz entelektüellerinin de sıklıkla başvurduğu, ‘yüzüne çarparcasına’ ya da ‘gözüne sokarcasına’ olarak tercüme edebileceğimiz bir çeşit itirafa dayalı ve mahremiyet sınırlarını parçalayan üslubu zirvesine taşıyor. Normatif kabulleri yıkmaya yönelik, münakaşaya sebebiyet veren, tüm çarpıcı bileşenleriyle popülerleşen sanatsal çalışmalarını hayata geçiren ve kritik soruları sorarak ezber kalıpları yıkan sanatçı, temelde işlerinde bedenini ve kişisel anlatısını merkeze koyuyor. Bunu, elbette bir sanatçı için ‘yenilik’ saymak mümkün değil. Ancak burada Emin’i diğerlerinden ayıran başat unsurun, kişiselliğini dile getirme ve görselleştirme yönteminin orijinalliği olduğunun altını çizmek gerek. Onun bu kendine özgü ifade biçimi hem izleyicide hem sanat profesyonellerinde hem de sanat piyasasının içinde karşılık buluyor. Şüphesiz ki mahremini adeta bir metodoloji gibi kurgulaması hem aykırı hem de dikkat çekici bir figüre dönüşmesine imkan veriyor. Dolayısıyla, 1980’lerin Young British Artists hareketinin ‘yaramaz çocuğu’ olarak bilinirken, yıllar içinde ‘dame’ unvanlı bir kraliyet akademisyenine dönüşüyor.

Tracey Emin, Asla Aşık Olmak İstememiştim - Beni Böyle Hissettirdin 2018
Tate Modern Yardımcı Direktörü Karin Hindsbo ile Program Direktörü ve Şef Küratör Catherine Wood imzalı sergi metninde Tracey Emin’in sanatıyla ilişki kurmak için bundan daha uygun bir zaman olamayacağı yazıyor. Şöyle devam ediyor: “Travmatik ilişkilerin ve deneyimlerin karmaşıklığını anlattığı erken dönem video işlerinden, zarif çizimlerine ve yazılarına, yatakta tek başına duran kadın figürlerinibetimlediği ham ve dışavurumcu resimlerine kadar Emin’in üretimi hem büyümenin hem de günümüz dünyasında bir kadın olarak yaş almanın ne anlama geldiğini sorguluyor.” Serginin çıkış noktası içinse, sanatçının en feminist işlerinden biri olarak kabul edilen Why I Never Became a Dancer (1995) olduğunu belirtiyorlar. Super-8 filmle kaydedilen ve Kent’teki Margate’ten yani sanatçının doğup büyüdüğü ve şimdilerde yaşamak için geri döndüğü, yoğun duygusal bağlar hissettiği o kasabadan görüntüler eşliğinde ilerleyen bu işte Emin, henüz çocuk yaşlarında yazlarını geçirdiği bu kasabadaki erkeklerin cinsel istismarına uğradığını ifşa ediyor. “Yapıt, geçmişinin ve bugününün cinsiyetçiliğinden coşkuyla uzaklaşarak kendinden geçmiş bir şekilde dans eden Emin’le son buluyor. O, kimsenin yapamayacağını söylediği şeyi yapıyor. Bu iş, Emin’i böylesine etkileyici ve savunmasız kılan şeyi yakalıyor. Emin, travmasını derin bir katarsis yaratan sanatsal bir pratiğe dönüştürüyor. Bu pratik, kendisi ve izleyici için hem iyileştirici hem dönüştürücü hem de güçlendirici olduğu için; kendi sözleriyle, sanat ona ‘ikinci bir hayat’ veriyor.” Sergi Emin’in cesurca açtığı otobiyografik örüntülerin yanı sıra, üretimlerinin son derece ilintili olduğu coğrafyasını da mercek altına alıyor. Sanatçının Margate ile kurduğu ilişki tetkik edilirken, aynı zamanda Kıbrıslı Türk kökeni de otobiyografik referanslara dahil ediliyor. Buraya, Tracey Emin’in baba tarafının Kıbrıslı Türk, anne tarafının da roman kökenli İngiliz olduğunu ekleyelim.

Tracey Emin, Yükseliş 2024
Serginin düzenlenme ve tasarlanma sürecine bizzat destek olan Tracey Emin ile Tate Direktörü Maria Balshaw arasındaki diyalog da oldukça ilgi çekici. Sergi hazırlanmadan evvel, Balshaw, sanatçıyı Margate’teki stüdyosunda ziyaret ediyor ve serginin adının ‘ikinci hayat’ olduğunu söylüyor. Emin de “Benim ikinci hayatım, şu anki hayatım” diyor. “Bazen öldüğümü ve buranın cennet olduğunu düşünüyorum. Benim cennetim de yarattığım şey aslında. Büyüdüğüm, çok iyi bildiğim ama artık bambaşka bir yere dönüşmüş bir kasabada kurduğum bu olağanüstü sanat dünyası, sanat ve sanat okulu etrafında şekillenen o dünya. Geri döndüğüm bu hayat eskisinden kat kat iyi. Son beş yılda, önceki hayatımın tamamında yaptıklarımdan daha fazlasını yaptım.” Bunun üzerine Balshaw, sanatçıya ona ilham veren ve yaş aldıkça güçlenen, daha iyi üretimler yapan sanatçıları çok düşündüğünden bahsediyor ve Emin’e daha uzun yıllar üretim yapabileceğini söylediğinde, sanatçı şöyle yanıtlıyor: “Pek çok kadın sanatçı kariyerine ancak 50’lerinin sonlarında ya da 60’larında başlayabildi. Ya da aslında sanat üretiyorlardı ama buna bir ‘kariyer’ denemiyordu. Benim daha önce bir miktar kariyerim vardı, ama bugün sahip olduğum o güçlü amaç duygusu yoktu. İçimdeydi aslında, fakat bayrağı hiçdevralmamıştım. Şimdi o bayrağı taşıyorum ve bu durum beni çok daha mutlu ediyor. Bu ölçekte bir sorumluluk almak iyi geliyor. Çünkü bence sanat bir sorumluluktur. Dünyaya bir şey bırakıyorsunuz.” Kadınlara güç verebilecek en güzel cümleler, bu sergiden, o ikinci hayattan gelenler işte...