Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


4-6 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen Longchamp Art Festival, markanın yaratıcı dünyasını sanatla buluşturdu.
Paris, sanatı yalnızca müzelerin duvarları arasında saklamayan şehirlerden. Mimarisinden sokaklarına, tasarımından kültürel hayatına uzanan bu yaratıcı atmosfer, şehri her adımda yeniden keşfedilecek bir sahneye dönüştürüyor. Moda da bu kültürel dokunun ayrılmaz bir parçası. Paris’in ritmi, yüzyıllardır sanat, tasarım, zanaat ve modanın birbirini beslediği bir döngü üzerinden ilerliyor.
Eylül ayının ilk günlerinde, Longchamp’ın davetlisi olarak Paris’e gittiğimde benim için de yolculuğun odağında yalnızca festival değil, bu şehrin sanatla kurduğu doğal ilişkinin bir parçası olmak vardı. Paris’in sokaklarında dolaşırken bir yandan şehrin klasik estetik mirasıyla karşılaşıyor, diğer yandan çağdaş sanatın bugün bu mirası nasıl dönüştürdüğünü görüyorsunuz. Longchamp Art Festival da bu iki dünyanın kesişiminde duruyor.
Tam da bu nedenle Paris’te bir sanat festivalini deneyimlemek, yalnızca sergi gezmekten daha fazlasını ifade ediyor. Şehrin kendisi zaten başlı başına bir sanat sahnesiyken, Longchamp’ın düzenlediği Art Festival de bu sahneye markanın kendi yaratıcı dünyasını ekliyor. Longchamp CEO'su Jean Cassegrain ve kreatif direktörü Sophie Delafontaine’ın da katılımıyla start alan festival, sanatçıların üretimlerini, şehrin kültürel enerjisiyle buluşturan bir alan yaratıyor.
Longchamp’ın sanatla uzun yıllara dayanan ilişkisi, yeni bir formatla devam ediyor. Markanın CEO’su Cassegrain, festivalin Longchamp için bir ilki temsil ettiğini belirterek, “Daha önce sanat ve sanatçılarla pek çok etkileşimimiz oldu ancak bunlar her zaman ürün iş birlikleri, mağazalarımız için gerçekleştirilen sanat projeleri veya iletişim çalışmalarımızla bağlantılıydı. Burada ise tamamen sanata ve sanatçıları desteklemeye adanmış, hiçbir ticari unsur taşımayan bir projeden söz ediyoruz” diyor.

Festivalin merkezine yerleşen “hareket” kavramı ise Longchamp’ın marka DNA’sıyla doğrudan örtüşüyor. “Hareket, markanın temel değerlerinden biri. Sürekli hareket hâlindeyiz; yeni şeyler deniyor, hızlı ve dinamik olmaya çalışıyoruz. Müşterilerimiz de seyahat eden, aktif bir hayat süren insanlar. Ürünlerimiz de onlarla birlikte hareket etmek üzere tasarlanıyor” sözleriyle anlatıyor Cassegrain. Festivaldeki eserlerin yanı sıra dans performanslarının da bu kavramı farklı biçimlerde ifade ettiğini ekliyor.
Programın dikkat çekici unsurlarından biri de farklı kuşaklardan sanatçıları aynı çatı altında buluşturması. “Çok deneyimli ve tanınmış sanatçıları, kariyerlerinin başındaki isimlerle yan yana getiriyoruz. Bu, genç üretimi desteklemenin, onlara bir platform ve görünürlük sağlamanın bir yolu. Bunun bizim misyonumuzun bir parçası olduğuna inanıyorum.”

Kreatif direktör Sophie Delafontaine, Longchamp’ın sanat ve sanatçılarla uzun süredir devam eden bir ilişkisinin festival aracılığıyla daha geniş bir kitleye ulaşmasını hedeflediğini söylüyor. Onun için sanat; yeni insanları, sanatçıları, kültürleri, manzaraları, yemekleri ve müzikleri keşfetme duygusuyla yakından ilişkili. Bu merak ve keşif duygusunun aynı zamanda kendisi için büyük bir ilham kaynağı olduğunu ekliyor.
Festivalin en önemli amaçlarından biri ise sanatı herkes için daha erişilebilir hale getirmek. “Benim için buradaki fikir, sanatın herkes için erişilebilir olabileceğini göstermek,” diyor. Bu nedenle festivalin ücretsiz olması ve sıcak atmosferi özellikle önem taşıyor. Müze ya da galerilerin zaman zaman yaratabileceği mesafeli veya göz korkutucu hissin aksine, burada sanatla karşılaşmak daha gündelik ve doğal bir deneyime dönüşüyor.
