Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Odunpazarı Modern Müze’de devam eden Ferahfeza başlıklı sergi sofranın kültürel ve duygusal anlamını yeniden düşünmemiz için lezzetli bir alan açıyor.
Sizin de bütün güzel anılarınızın hatta hüzünlehatırladıklarınızın kıyısında köşesinde bir sofra imgesi var mı? Benim var. Bayram, düğün, yılbaşı ya da sadece günlerden pazar olması bahane edilerek özenle kurulan sofralar; misafir ağırlanan kalabalık sofralar; çekirdek aileyle oturulan tenha sofralar; evde arkadaşlarla birlikte kurulan çilingir sofraları; güzel bir haberin kutlandığı şenlikli sofralar; sevgiliyle kavga ederken tek darbede hınçla devrilen ve oraya buraya dağılan sofralar... İnsana özgü her türlü duygunun başka insanlarla bir arada yaşandığı, sadece yemek yenen masayı değil o masa etrafındaki paylaşımı, bir arada bulunma halini kapsayan; kendine özgü görgü kuralları ve ritüelleri olan bir hafıza mekanı sofra.
İşte sofra kavramı tüm bu katmanlı yapısıyla Odunpazarı Modern Müze’de devam eden Ferahfeza başlıklı serginin çıkış noktası. Sergi; 2019 yılında açılan müzenin sekizinci sergisi olarak farklı kuşaklardan ve coğrafyalardan 46 sanatçının 93 eserine yer veriyor. Resim, heykel ve yerleştirme disiplinlerinden üretimleri bir araya getiren sergide yer alan sanatçılar arasında Abdülmecid Efendi de var, Gülsün Karamustafa da. Fikret Muallâ, Ara Güler, Antonio Cosentino, Etel Adnan, Hans op de Beeck, Mustafa Boğa, Elif Uras, Cevdet Erek, Haluk Akakçe, Slim Aarons, Robbie McIntosh, Nadide Akdeniz, Claudia Comte, Francesca Hummler... “Farklı dönemlerden sanatçıları aynı seçki içinde buluşturmak bizim için ayrıca önemli. Bu, sadece Ferahfeza’ya ait bir tercih değil; OMM’da çoğu sergide sürdürmeye çalıştığımız temel bir yaklaşım” diyor serginin küratörü Yağmur Elif Ertekin ve ekliyor: “Aynı temaya farklı zamanlardan yönelen bakışlar, sergiyi daha katmanlı ve daha bütünlüklü bir düşünme alanına dönüştürüyor.” Ve tabii efsunlu bir çekiciliğe sahip nostalji girdabına kapılmayı da kesinlikle engelliyor. Abdülmecid Efendi’nin 1928 tarihli natürmort yağlıboya eseri de Robbie McIntosh’un 2022 tarihli fotoğrafı da aynı serginin duvarlarında anlamlı bir birliktelik içinde varlığını sürdürebiliyor.
“Bir arada olmanın verdiği umut, hafiflik ve keyif duygusunu hatırlatan, insana ait tüm duyguları kutlayan, seyircinin ayrılırken damağında güzel bir tat, kalbinde bir ferahlık hissi bırakan bir seçkinin peşindeyken ‘sofra’ kavramı kendi kendine merkezde belirdi” diyor Ertekin ve devam ediyor: “Kent hayatının dönüşümüyle birlikte mekanların kullanım biçimleri, ritimleri ve anlamları değişiyor. Sosyalleşme biçimleri sadeleşiyor, hızlanıyor ya da farklı bağlamlara taşınıyor. Buna rağmen sofra etrafında kurulan ilişki biçimleri tamamen ortadan kalkmıyor. Sergi, bu durumu kaybolan bir geleneğin anlatısı olarak değil toplumsal yapı değiştikçe yeniden şekillenen bir deneyim alanı olarak ele alıyor.” Sergiyi dolaştıktan sonra en çok aklımda kalan eserlerin tam da Ertekin’in bahsettiği, sofranın toplumsal değişim ve bellekle kurduğu ilişkiyi vurgulayan eserler olduğunu fark ediyorum. Gülsün Karamustafa’nın İstanbullular serisi gibi. Karamustafa’nın 1960 öncesinde İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalan ailelerin hikayelerini kolaj tekniğiyle anlattığı bu seride ön planda sanatçının kişisel fotoğraf arşivinden siyah-beyaz aile fotoğrafları görüyoruz. Bir piknikte, sahil kenarında, ahşap bir masa etrafında kadraja çekingen tebessümlerle bakan yüzler... Kolajların arka planında, aynı yıllarda ev dekorasyonunda yaygın olarak kullanılan ve daha bakar bakmaz gerçekten de tanıdık bir his uyandıran duvar kağıdı desenleri, hemen yan tarafta Antonio Cosentino’nun Kasap Cemal (2011) isimli eseri ile kendiliğinden bir uyum yakalıyor. Kolajların yarattığı tanıdıklık hissi, Şişli Rauf Bey sokakta yer alan Kasap Cemal’in ambalaj kağıdındaki desenlerle bir arada kente dair alternatif bir arşiv sunuyor. Mustafa Boğa’nın Çünkü Yıllar Yılı Hayali Kurulmuş Güzel BirMasalın Başlangıcı Olabilirdi Bizimkisi (2021) isimli video yerleştirmesi ise belleği kentsel mekandan toplumsal olana yöneltiyor ve sanatçının ailesine ait yaklaşık 30 yıllık (1986-2018) düğün videolarını yeniden kurgulayarak, ritüelin değişmeyen koreografisini süresiz bir performans alanına dönüştürüyor.
Ferahfeza, hem sofranın baş unsuru olan yemeklerin tasviri hem de sergi mekanının tasarımı sayesinde tıpkı bir manavın tezgahı gibi rengarenk bir sergi. Renklerin coşkusuna en çok kapıldığınız alanlardan biri de irili ufaklı tam 16 Fikret Muallâ tablosunun dizildiği duvar. Mustafa Taviloğlu Koleksiyonu’na ait bu eserlerde Muallâ’nın Paris’te gündelik hayatı detaylıca tasvir ettiği sahneler var. Kafede İnsanlar (1962), Barmen (1958), Bistro (1958), Coupole Kahvesi (1955), Pazar Yeri (1958), Sokakta (1957), Mavi Bar (1957), Kırmızılı Kadınlar (1961) bunlardan birkaçı. Eserlerin isimleri bile kent yaşamına dair ipuçları taşırken Fikret Muallâ’nın coşkulu renkleri ve kendine özgü çizgisini yansıttığı tablolara bakınca o sokakta yürümek, Mavi Bar’da bir kadeh içmek, Bistroda Kadın’a eşlik etmek ve Pazar Yeri’nde taşınan sepetlerin bir ucundan tutmak istiyorsunuz.
OMM’da sergiyi dolaşmayı belki biraz da ağzım sulanmış olarak bitirirken sofra kültürünün nasıl bir değişim geçirdiğini düşünüyorum ve sergiye hazırlanırken bu değişime dair ne gibi gözlemler yaptığını küratör Ertekin’e soruyorum. “Sofralar da her şey gibi biçim değiştiriyor elbette. Mekanlar, ritimler, beklentiler dönüşüyor, bazen yalnızlaşıyor” diyor. Buna rağmen değişmeyen bir şey var: Bir arada olma ve paylaşma ihtiyacı. “Bu ihtiyaç bazen kalabalık bir masada, bazen yol kenarında hızla kurulmuş küçük bir ‘an sofrası’nda kendini gösteriyor. Sergide görünür kılmaya çalıştığım ortaklık da burası: Biçimler değişse bile o arzu, o ihtiyaç yani konuşmak, susmak, tanıklık etmek ihtiyacı kalıyor.”
Sergiyi dolaştığım haftanın ilerleyen günlerinde üç farklı yemeğe davetliyim. Hararetli konuşmalar, bolca kahkaha, şıngırdayan kadehler, yorumlanan lezzetler, yeni tanışılan insanlar, eski dostluklar ama ille de bir aradalıklar... Serginin Amir Jamshidi imzalı afişindeki başlığı anlamıyla birlikte beliriyor zihnimde. Ferahfeza: İç açan, gönlü ferahlatan, rahatlatan, neşe veren... İş Yatırım’ın Ana Destekçi olarak katkı sağladığı Ferahfeza sergisi 13 Eylül 2026 tarihine kadar OMM’da ziyaret edilebilir.