Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


İstanbul’un duvarları, kentin değişken ruhunu kaydeden bir açık hava galerisi niteliği taşıyor. Yapılar konuşuyor, sokaklar iz tutuyor, sanat kentin görsel hafızasına yeni hikayeler ekliyor. Şehrin en renkli grafitilerini yaratan sanatçılarla sokak sanatını konuştuk.
2000 yılında duvar boyamaya başladım. Başlarda hem karakter hem de yazı olarak grafiti yapıyordum. Zamanla çalışmalarım daha serbest ve soyut ifadelere evrildi. İlk temasımın grafiti ile olduğunu söyleyebilirim. Sokakta daha serbest ve özgür olmak, beni çeken en önemli tarafıydı.
İstanbul, ülke genelinde dünyaya açılan bir şehir olması nedeniyle önemli bir konumda. Burada ürettiğimiz işler daha geniş kitlelere ve daha çeşitli izleyici gruplarına ulaşabiliyor. Aynı şekilde, dışarıdan gelen sanatçılar için de cazibe merkezi olan bir şehir. Bu durum, temas ve bağlantılar açısından önemli avantajlar sağlıyor.
İstanbul’da çok daha büyük ölçekli üretimlerin yapılabilmesi, aynı zamanda sokak sanatının bir izleyici ve tüketici kitlesinin bulunması hem içerik üretimi hem de belirli kitlelere ulaşabilme açısından İstanbul’u diğer şehirlerden ayırıyor. Ancak global ölçekte İstanbul’a baktığımızda, dünya şehirleriyle karşılaştırıldığında hâlâ gerilerde olduğumuzu düşünüyorum.
En başta Kadıköy, ardından Karaköy geliyor. Kadıköy, daha fazla street art tabanlı üretim yapan bir sanatçı kitlesine sahip ve mural üretimi açısından da bu durumun global bir karşılığı var. MuralEast Street Art Fest’in burada etkisi çok büyük ve önemli. Karaköy ise daha çok grafiti kültürünün hakim olduğu bir yapıya sahip.

Alt Geçit, 2026
Şehrin renk tonları ve kendine özgü kent dokusunu oluşturan yapıların formları. Gün içerisinde bu yapıların birbirleri üzerinde oluşturduğu gölgeler beni sürekli etkiliyor.
Şehrin içerisindeki yapıların çevreleriyle ve birbirleriyle kurduğu form ilişkilerinden ilham alıyorum. Geçmişten günümüze görebildiğimiz farklı katmanların dokuları, bütünlükleri ve zıtlıkları da çalışmalarımı etkiliyor. Bunun yanı sıra, gün içerisinde farklı zamanlarda şehrin değişen renk ve tonları da üretim sürecimin önemli bir parçası.
Sokak sanatı, yaratıcı bir görsel dil sunduğu için geniş kitlelere enerji ve yakınlık gösterebiliyor. Doğası gereği dikkat çekiyor. Boyama eyleminin doğrudan canlı bir üretim performansı sunmasının yanı sıra, el emeğine duyulan saygı da bu üretimlerin önemli bir tarafı. Bu gibi sebepler, markaların ilgisini çekerek sokak sanatı ve grafiti üretimlerini radarlarına almalarını sağlıyor.
Özgür olması, bence en güçlü tarafı. Bu özgürlük, birçok insanın içtenlikle üretmesine ve kendini dışa vurmasına olanak sağlıyor. İster istemez görünürlük de doğası gereği bunun beraberinde geliyor. Sokakta, insanlarla ve çevreyle doğrudan bir iletişim içerisinde, boyama süreci üzerinden bir etkileşim kuruyorsunuz. Tuval üzerinde çalışmak ise daha izole bir mekan içerisinde, farklı dinamiklere sahip bir üretim süreci.
Duvarın konumu ve çevresiyle olan ilişkisi benim için önemli. O an aklımda, fikrimde ya da elimde bulunan eskizin işe uygun olması benim için yeterli.
Yıllardır bu sürecin içerisindeyiz. Ben Kadıköy’de bulunduğum için kentsel dönüşüm, işlerimin içeriğine, formuna ve dokusuna etki etmesinin yanı sıra, mekan olarak da bana üretim alanları sağlıyor. Bu dönemde ürettiğim işler, kent ve sanat ekseninde daha destekleyici, kavramsal ve sosyal ilişkiler kurabileceğim konu başlıkları geliştirmeme olanak sağlıyor.
Kent dönüştükçe yenilenen binalarda ve sokaklarda boyalı duvarların nasıl bir yer bulacağını şu an için tam olarak bilemiyorum. Henüz bu sürecin başında olduğumuz için önümüzdeki yıllarda hep birlikte göreceğiz.