Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Her sanatçının üretim pratiği başka bir yerden başlıyor. Kimi mekanın hafızasını ve aidiyet duygusunu takip ediyor, kimi doğaya ve değişen manzaralara bakıyor. Bir fikrin sanata dönüşme yolculuğunu günümüzün genç, başarılı sanatçılarından dinliyoruz.
Bir işe başlamamı sağlayan şey çoğu zaman zihnimde beliren bir renk paleti oluyor. Bazı renklerin bir araya gelmesi hafızamdaki bir mekanı, gördüğüm bir nesneyi, belli bir zamanı ya da enerjiyi anımsatıyor. Bu ânı resme dönüştürerek, ona fiziksel olarak sahip olma niyeti ile başlıyorum. Fakat bir fikir ile yola çıksam da çalışmaya başladığımda bir renk diğerini çağrıştırıyor ve kolayca yön değiştirebiliyorum. Yüzeyde katmanlar çoğaldıkça yeni mekanlar oluşuyor, dolayısıyla öngöremediğim yeni ihtimaller doğuyor. Bu süreçte resmin kendi içinde sürekli değişerek yönünü bulmasını, çalıştıkça benden uzaklaşmasını izliyorum.
Resim yaparken gösterdiğiniz hassasiyeti aynı şekilde malzemeye de göstermenin önemli olduğunu düşünüyorum. Her alanda olduğu gibi israftan kaçınıyorum. Bu yüzden hiç başarısız bulduğum bir resmi çöpe atmadım ya da vazgeçip kenara bırakmadım. Üzerini beyaza boyayıp baştan başladığım da olmadı. Yaratmanın mücadele gerektirdiğini ve sancılı bir süreç olduğuna inanıyorum. Fazla konforlu alanda kaldığımda zihnim çözüm üretmiyor. İlk okuma yazma öğrendiğimde, hata yaptığım zaman annem bana, “Akıllı çocuklar üzerini karalamaz, baştan başlamaz; hatayı fark ettirmeden düzeltmenin bir yolunu bulur,” demişti. Yani dönüştürür. Zaten sanat yapmakta benim için bu, var olanı bilinçli bir şekilde dönüştürmek.
Bir işi tamamladıktan sonra sonuç beni büyülerse, kendi kapasitemin üzerinde bir iş ortaya çıkardığımı düşünürsem ve beni hayrete düşürürse ancak o zaman başarılı olduğundan emin oluyorum. Sanki benden üstün bir şeye araç olmuşum gibi hissediyorum. Bir resmin ne zaman bittiğine karar vermek ise tamamen o resmin doğasına göre değişiyor. Bazı işleri bitmese de kenara koyuyorum; o an için potansiyelinin o kadar olduğunu hissediyorum, daha sonra devam ediyorum. Bazıları ile ise inatla uzun süre savaşıyorum. Bir işe başlamak bana yeni biriyle tanışmak gibi geliyor, zaman içinde onu tanıyorum. Bazen bir işin bittiğini bilsem bile ona bir süre yabancı hissedebiliyorum. Böyle zamanlarda dokunmuyorum, atölyenin bir duvarına bırakıp izliyorum. Sonradan benimseyip sevmeye başlayabiliyorum.
Genellikle ilham veren şeyler hiç beklemediğim zamanlarda karşıma çıkıyor, en çok da sıkılırken. Bu yüzden hem çalışmalarımda hem günlük hayatımda mümkün olduğunca plan yapmamaya çalışıyorum. Çevremi dinlemeyi seviyorum… Ne yapacağımı önceden bilirsem onu gerçekleştirmek zevk olmaktan çıkıp görev gibi geliyor. Keşif ve merak payı azalıyor. Amaçsız yürüyüşler yapıyorum. Etrafıma bakarken beni eğlendiren detayları fark etmeye başlıyorum.
Resimlerimle çok sahiplenici bir bağ kurmuyorum. Sergilendiklerinde onları biraz uzaktan takdir ediyorum. Atölyemden çıktıktan sonra kendilerine ait bir hayatları olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden seyircinin onlarla benden farklı bağlar kurmasını, benim hiç düşünmediğim imgeler ya da hikayeler görmesini değerli buluyorum.

