Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Her sanatçının üretim pratiği başka bir yerden başlıyor. Kimi mekanın hafızasını ve aidiyet duygusunu takip ediyor, kimi doğaya ve değişen manzaralara bakıyor. Bir fikrin sanata dönüşme yolculuğunu günümüzün genç, başarılı sanatçılarından dinliyoruz.
Ben çok fazla fotoğraf çekip biriktiriyorum ve bu yüzden bir görüntünün işe dönüşme süresi oldukça değişken olabiliyor. Eğer fotoğrafı çektiğim haliyle doğrudan kullanmıyorsam, çoğu zaman farklı zaman ve mekanlarda çekilmiş fotoğrafları parça parça bir araya getirerek kompozit imajlar üretiyorum. Böylece fiili gerçeklikte bire bir var olmayan, daha kurgusal ve spekülatif manzaralar, mekanlar ya da zaman akışları ortaya çıkıyor. Yani bir fotoğrafın çekildiği anla, bir bütünün parçası olarak bir işe dahil olduğu an arasında bazen yıllar olabiliyor. Bazen de çektiğim bir fotoğraf çok kısa sürede tamamlanmış bir işe dönüşüp ertesi hafta baskıya gidebiliyor. O yüzden benim için bu mesafenin sabit bir süresi yok.
Uzun süredir özellikle mekan hafızasıyla, bir yerin zaman içinde geçirdiği ama bizim çoğu zaman doğrudan algılayamadığımız hem kültürel hem de jeolojik dönüşümler üzerine çalışıyorum. Dolayısıyla fotoğraf çekerken de çoğunlukla bir mekanın yüzeyinde kalan izlere; değişime, aşınmaya, suya, toprağa, ışığa ya da bunların zamanla bıraktığı izlere bakıyorum. Beni ilgilendiren şey çoğu zaman görünenin kendisinden çok, bir yüzey, suyun bıraktığı bir iz ya da ışığın belli bir anda ortaya çıkardığı bir detay. Bazen o ufacık detay mekanın geçmişiyle olası geleceği arasında bir hayal etme alanı açıyor. Beni en çok heyecanlandıran kısmı bu oluyor genellikle.
Fotoğraf ve video yapısı gereği genellikle şimdi ve burada olanla, yani doğrudan deneyimlenen gerçeklikle ilişkilendirilen mecralar. Ben ise tam tersine, çok uzun zamanlara ve geniş mekanlara yayılan, çoğu zaman görünür bile olmayan jeolojik ve ekolojik dönüşümlerin bu mecralar aracılığıyla nasıl tasvir edilebileceği, kurgulanabileceği üzerine çalışıyorum. Dolayısıyla bu biraz sezgisel olarak başlayan, bir şeyin algımızın ötesine geçen bütününü kavrama merakıyla, motivasyonuyla başlayan bir durum. Fakat zamanla bu hem fotoğraf ve videonun yapısını sorgulamaya, bozmaya başladığım, hem de tüm işlerin ortak konusu haline gelen bir pratiğe dönüştü. Bu nedenle fotoğraflarda farklı zamanlar ve mekanlar aynı görüntünün içinde bir araya geliyor. Videolarda ise bizim anlık olarak algılayamayacağımız kadar yavaş gerçekleşen değişimleri birkaç dakikalık bir zamanın içine taşıyorum. Ortaya çıkan hareket de bu yüzden çoğu zaman çok yavaş, belli belirsiz, neredeyse ancak sezilebilen bir hareket oluyor.
Cité des Arts’da geçirdiğim üç ay, her bakımdan son zamanlarda geçirdiğim en verimli dönemlerden biriydi. Başka bir şehirde uzun süre kalmak, oranın kültürüne ve gündelik hayatına adapte olmak zaten başlı başına çok yenileyici ve özgürleştirici bir deneyim. Sadece başka bir dilde düşünmek ve konuşmak bile insanın perspektifini değiştiriyor. Kaldı ki Paris gibi sanatın, tasarımın ve mimarinin gündelik hayatın içine bu kadar yayıldığı bir şehirde olmak çok besleyiciydi. Bir de benim için çok güzel ve heyecan verici başka bir şey var: Bir süredir üzerine çalıştığımız Londra’daki ilk solo sergi 16 Ekim’de Apsara Studio’da açılıyor olacak.