Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Charles-Joseph de Ligne’in Vision Art Platform’daki Lightscapes sergisi, ışık, kimyasal müdahaleler ve izleyicinin katılımıyla fotoğrafı sürekli değişen bir deneyime dönüştürüyor.
Fotoğrafın bir yansıtma aracı gibi görevi olduğu fikri, Charles-Joseph de Ligne’in işlerine bakıldığında biraz geride kalıyor. Onun fotoğraflarında görüntü tanıdık bir yerden çıkıp başka bir şeye dönüşüyor; renk, ışık ve kimyasal müdahaleler aracılığıyla sınırlarını kaybediyor. İstanbul’un çağdaş sanat sahnesinde farklı coğrafyalardan sanatçıları bir araya getiren Vision Art Platform, sanatçının küratörlüğünü Susanne Van Hagen’in üstlendiği Lightscapes sergisiyle bu dönüşümün peşine düşüyor. Işık, optik ve algılama üzerine kurulan sergide fotoğraf, gördüğümüz dünyayı kaydetmekten çok onu yeniden düşünmenin bir yolunu sunuyor.

Charles-Joseph de Ligne’in sanatla ilişkisi fotoğraf makinesinden çok daha önce başlamış. 1980’de Paris’te doğan Fransız-Belçikalı sanatçı, koleksiyoner ve sanat hamisi bir ailede büyümüş. Çocukluğu Old Master tabloları ve antikalar arasında geçmiş; Christie’s ve Sotheby’s kataloglarını, özellikle modern ve çağdaş sanat bölümlerini saatlerce incelemiş. “Sanat, düşünmeye başladığım bir şeyden önce yaşadığım bir şeydi” diye anlatıyor bu dönemi. Çocuklukta karşılaştığı görüntülerin bugün üretiminin bilinçaltında bir yer tuttuğunu düşünüyor. “Çalışırken kendimi daha çok bir kanal gibi hissediyorum. Bütün bu anılar ve hisler içimden geçiyor ve kendi ifademe dönüşüyor.” De Ligne’in üretiminde başlangıç noktası net olsa da devamında ne olacağı çoğu zaman deneysel oluyor. Dünyayı çocukluğundan beri soyut bir biçimde gördüğünü söyleyen sanatçı için bağımsız çalışmanın ona kazandırdığı en önemli şey içgüdüsüne güvenmek olmuş. “Hayal gücünün güçlü olduğu bir tarafım var ve benim için hayal gücü de gerçekliğin bir parçası.” Araştırma ve tekniği de bunun karşısına koymuyor; tam tersine, malzemeyi ve yöntemi anlamanın ardından onu alışılmadık bir yere taşımakla ilgileniyor. Hindistan, Çin ve Portekiz’de yaşaması bu bakışın şekillenmesinde önemli bir yer tutuyor. Hindistan, onun için kendini sorgulamaya başladığı dönem. Ardından Şangay geliyor. Eski Avrupa’dan çıkıp 30 milyonluk, neredeyse siberpunk bir metropolün içine taşınmak, ölçek, hız ve gerçeklik algısını tamamen değiştiriyor. Portekiz ise bütün bu deneyimlerin biraz geriden bakılarak işlenebildiği daha sakin bir dönem açıyor. Farklı coğrafyaların görüntüleri, ritimleri ve kültürel katmanları bugün işlerinde doğrudan birer referans olarak görünmese de sanatçının dünyaya bakışını dönüştüren arka planı oluşturuyor. Lightscapes’te bu bakış özellikle fotoğrafın fiziksel sınırlarıyla oynadığı anlarda belirginleşiyor. De Ligne negatifleri yakıyor, çiziyor, kimyasallarla değiştiriyor; farklı tonlayıcılar ve malzemeler deniyor, kimi zaman kamera ve objektiflerini de kendi ihtiyacına göre dönüştürüyor. Ne zaman duracağını ise her zaman önceden bilmiyor. “Durmayı öğrenmeden önce çok fazla yakmanız ve çok fazla çizmeniz gerekiyor” diyor. Çok sayıda işini yok ettiğini ve attığını da ekliyor. Deneme, başarısızlık, analiz ve yeniden ölçeklendirme döngüsü içinde bütün üretim zincirini anlamaya çalışıyor. Kontrol ile tesadüf arasında kalan bu alan, çalışmalarının önemli bir parçası. Dijital üretim de bu deneylerin devamı. Sanatçı dijital kısmı “light room”, yani karanlık odanın karşılığı olarak tanımlıyor. Ona göre ikisi de farklı araçlardan ibaret. Daha fazla araç, sanatçının elinde daha fazla ihtimal demek; yeter ki araç sanatın kendisinin önüne geçmesin. “İnsan ruhuna ve onun sanatın merkezindeki yerine güçlü bir şekilde inanıyorum” diyor. Bu yüzden ortaya çıkan görüntülerin tek bir anlamı olması da gerekmiyor. De Ligne kimi işlerini yansıtıcı ve parlak yüzeylere basıyor. Böylece izleyicinin kendi görüntüsü eserin içinde değişiyor, kırılıyor ya da ona karışıyor. Gün boyunca ışık değiştikçe iş de değişiyor. Sanatçının kendi eserlerine baktığında bile anlamın aynı kalmadığını söylemesi biraz bundan. “İzleyicinin belirli bir şey düşünmesine, hatta düşünmesine bile gerek yok. Kendi deneyimlerini yaşayabilirler.”

Fotoğrafın bu kadar müdahaleye açık hale gelmesi, onu gerçeklikten uzaklaştırırken başka bir tür gerçekliğe de yaklaştırıyor. De Ligne için görüntünün nasıl göründüğü kadar, ona bakarken neyin değiştiği önemli. Işık, yüzey ve izleyicinin konumu devreye girdiğinde eser sabit bir görüntü olmaktan çıkıyor. Bir gün içinde bile başka bir şeye dönüşebiliyor. Lightscapes sergisinde de fotoğraf, bir sonuç olarak değil sürekli değişen bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçının çocukluğundan taşıdığı görüntüler, farklı coğrafyalarda biriken deneyimler, karanlık odada bozulan negatifler ve dijital üretimin açtığı yeni alanlar aynı yerde buluşuyor. Geriye bakıldığında ise fotoğraf hâlâ orada. Fakat artık gördüğümüz şey, çekilmiş bir görüntüden çok, görüntünün kendisiyle yapılan uzun bir deneyin sonucu.