Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


İstanbul’un duvarları, kentin değişken ruhunu kaydeden bir açık hava galerisi niteliği taşıyor. Yapılar konuşuyor, sokaklar iz tutuyor, sanat kentin görsel hafızasına yeni hikayeler ekliyor. Şehrin en renkli grafitilerini yaratan sanatçılarla sokak sanatını konuştuk.
Sanatla ilk temasım, Antalya’da Murat Sinkil’in öğrencisi olarak başladı. Atölyesinde çizim ve resim eğitimi aldım. İstanbul’a taşındığım dönemde sokaktan atık malzemeler toplamaya ve bunlarla üretmeye başladım. Daha sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde tanıştığım ve sokakta üretim yapan insanlar beni buna teşvik etti. Sokakta resim yapmak benim için yalnızca bir yüzeye iş üretmekten ibaret değil. Burada fiziksel ya da düşünsel olarak var olma hali beni her zaman motive etti. Bir işin atölyenin sınırlarından çıkıp şehrin ve insanların gündelik hayatının bir parçası haline gelmesi bana güçlü bir özgürlük ve karşılaşma alanı sunuyor.
İstanbul’daki sokak sanatı kültürü henüz kendi dilini tam olarak oluşturmuş değil. Dünyanın farklı şehirlerinde yıllar içerisinde oluşmuş grafiti ve sokak sanatı kültürlerinin biçimlerinin ve kurallarının burada da karşılık bulduğunu görüyorum. İstanbul’u farklı kılan şeylerden biri, kendi içinde çok farklı üretim biçimlerine ve bölgelere sahip olması. Avrupa Yakası’nda daha çok writer kültürünün yoğunlaştığını, Kadıköy ve çevresinde ise duvarı daha resimsel bir niyetle kullanan insanların çoğaldığını gözlemliyorum.
Mural denince ilk akla gelen bölge Kadıköy Yeldeğirmeni olacaktır. Cephe resimlerinin yoğun olarak yapıldığı, yerli ve yabancı birçok sanatçının işlerini görebileceğiniz, İstanbul’da mural kültürünün en belirgin olduğu bölgelerden biri. Avrupa Yakası’nda da birçok farklı mahallede mural projeleri gerçekleşmeye başladı. Beşiktaş, Sarıyer ve Beyoğlu gibi bölgelerde farklı ölçeklerde mural çalışmalarına rastlamak mümkün. Bunun dışında Marmaray hatlarının uzaması ve rayların çevresinde oluşan boş duvarlar da sokak sanatçıları için yeni yüzeyler yarattı. Bu alanların bir kısmı mural, bir kısmı ise grafiti üretimi için kullanılmaya başladı.

Tasarımlarımda doğal hayatın formlarından, hayvanlardan ve bunların dünyayla kurduğu ilişkilerden ilham alıyorum. Bazen çok doğal ve sıradan, bazen de oldukça enteresan gelen bu bağlantıları kendi imgelerim üzerinden ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Doğadaki formları yalnızca estetik açıdan değil, kendi içlerindeki ilişki ve davranış biçimleri üzerinden de ilgi çekici buluyorum. Boyamaya motive olduğum bir duvarla karşılaştığımda, tasarımın o duvarın çevresiyle nasıl bir ilişki kuracağına özellikle dikkat ediyorum. Renk ve biçim seçimlerimi bulunduğu yerin yapısı, mimarisi ve doğal unsurları üzerinden kurgulamayı daha anlamlı buluyorum.
Yüzeysel olmayan, gerçekten iyi fikirlerin etrafında kurulan projelerde markalarla sanatçılar arasında güçlü işbirlikleri ortaya çıkabiliyor. Bence sokak sanatı ve grafiti kültürü artık geçmişteki anlamlarını ve kurallarını bire bir koruyan bir yapı değil. Hem fikir hem de fiziksel olarak sürekli form değiştiriyor ve farklı biçimlerde varlığını sürdürüyor. Bu esneklik, markaların ve farklı etkinliklerin bu kültür içerisinde kendilerine alan bulmasını sağlıyor.
Yeteneklerimizi, birikimlerimizi ve düşüncelerimizi burada paylaşma motivasyonumuzun olması, sokak sanatını diğer sanat pratiklerinden ayıran önemli özelliklerden biri. Tuval üzerine çalışırken daha kontrollü ve sınırları belirli bir alan içerisindesiniz. Sokakta ise işin bulunduğu yer, çevresi, ölçeği ve oradan geçen insanların hayatına nasıl dahil olduğu da işin bir parçası oluyor. Sokakta yaptığınız iş belirli bir süre orada kalıyor, sonra sizin kontrolünüzden çıkıp kendi hayatını yaşamaya başlıyor. Bu kontrolsüzlük ve doğrudan iletişim hali, benim için sokağı çok özel kılıyor.
Sokağı ve insanları gözlemlerken fark edilmeyen, insanlar için adeta şeffaflaşmış alanlarda resim yapmaktan daha çok hoşlanıyorum. Boyayacağım duvarları da büyük ölçüde buna göre seçiyorum. Motivasyonum görünmek ya da bilinmekten çok, yaptığım işi samimi bir şekilde ortaya koymakla ilgili.
Sokak sanatçılarının her zaman kendilerine bir yer bulacağını düşünüyorum. Kentsel dönüşümle birlikte daha steril, kontrollü ve tanımlanmış alanların artması, bugün bildiğimiz anlamıyla sokak sanatının var olma biçimini elbette etkileyebilir. Fakat bu aynı zamanda yeni tavırlar ve üretim biçimleri ortaya çıkaracaktır. Yenilik ve değişim bu kültürü de dönüştürecektir.