Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Amerikalı fotoğrafçı Tierney Gearon, koleksiyonunu yaptığı yaklaşık 350 Hermès plaj havlusunu dünyanın farklı yerlerinde fotoğrafladı ve The Collection adlı kitabında sıradan bir nesnenin büyük hikayesini anlattı.
Hani derler ya, yaşamı güzelleştiren küçük dokunuşlardır. Genellikle işlevleri yüzünden ilişki kurduğumuz sıradan nesnelerin hayatımıza estetik bir boyut da katabileceğini, gözümüzü gönlümüzü açıp ruhumuzu yükseltebileceğini fark ettiğimizde bu klişe cümlenin anlamını daha iyi kavrıyoruz. Ünlü Amerikalı fotoğrafçı Tierney Gearon’un farkındalık ânı 1990’ların başına, ailesiyle geçirdiği bir St. Barths tatiline rastlıyor. Fransız bir çiftin işlettiği küçük bir dükkana girdiğinde, tavana uzanan raflardaki rengarenk Hermès plaj havlularının görüntüsünden tek kelimeyle büyülenmiş. Ve yıllar boyunca satın almayı sürdürdüğü sıradışı renk paletleri, ilginç grafikler ve çizimlerle bezeli Hermès havluları tatil ritüellerinin bir parçası haline gelmiş. “Onları sevmemin sebebi, her birinin sessiz bir tarihi taşıması. Kimileri daha soluk, kimileri daha yıpranmış; zamanla eskiyip yaşanmışlıkları yansıttıkça daha da güzelleşiyorlar. Tasarımlar inanılmaz çeşitli: hayvanlar, balıklar, denizler, atlar... Neşeli bir tarafları da var elbette, ama aynı zamanda hepsine sinmiş bir miras duygusu da mevcut” diye açıklıyor tutkusunu.

Gearon yaklaşık 30 havludan oluşan koleksiyonunu 2020’de büyütmeye karar verdiğinde kısa sürede 300’den fazla parçanın yer aldığı bir arşiv kurdu. Havluları dünyanın çeşitli yerlerinde, çeşitli biçimlerde fotoğraflama fikri de böylece düştü aklına: “Tamamen doğadaki renklere odaklanan bir proje yapmak istedim. Önceki çalışmalarımın büyük bölümü insanlar etrafında şekilleniyor; aile, ilişkiler, psikolojik alan... Bu, insan figürünü ilk kez dışarıda bıraktığım çalışma; ancak pek çok açıdan yine de yaptığım her şeyle bağlantılı. Aynı görsel günlüğün bir parçası olmaya devam ediyor.”
Gearon dört yıl boyunca seyahatlerinde yanına aldığı havluları farklı coğrafyalarda fotoğrafladı. Lokasyonların çoğu “derin duygusal bağlar kurduğu, kişisel tarihinin bir parçası gibi hissettiren” yerlerdi: Hindistan, Marakeş, Yunanistan, Fransa, Japonya, St. Barts, Meksika, Hawaii, Montana, Kaliforniya, Utah, Arizona, Colorado... Sonunda tüm bu fotoğraflardan hem kişisel bir arşiv hem de görsel bir seyahat güncesi diye nitelendirilebilecek The Collection adlı kitabı doğdu.

Hermès havlularının Fas’ın geleneksel avlu mimarisinin geometrik zeminleriyle kontrast yarattığı; Meksika evlerinde ışıkla yıkanmış bir fon oluşturduğu; Hamptons’da tatil mekanının doğallığıyla koleksiyonun oyunbaz tarafını birleştirip çadıra dönüştüğü; Japonya’da minimalist yapılarla desen ve boşluk arasındaki gerilimi doldurduğu; Colorado’da bir kulübeyi sarmalayıp doğa ile nesne arasında bir örtü metaforu kurduğu görsel bir resitale tanıklık ediyorsunuz kitapta.
Koleksiyonunu hâlâ büyütmeye devam ettiğini söyleyen Gearon’un nihai hedefi her tasarımdan bir tane edinmek: “Aynı havlunun kopyalarını toplamaya da ilgi duyuyorum; çünkü her biri kullanım biçimine göre farklı şekilde eskiyor. Zaman içindeki bu dönüşüm beni büyülüyor; havluları tamamen eşsiz nesnelere dönüştürüyor. Hermès havluları inanılmaz derecede özgün; kimse onları aynı şekilde üretmiyor. Tek bir görsel dil içinde korumak istediğim bir zenginlikleri ve neşeli bir çizgileri var.”

Aslında The Collection projesi, kendisinin de vurguladığı gibi insan figürünü ilk kez dışarıda bıraktığı çalışma. Önceki işlerinde merkezine aile ve çocukluk temalarını koydu Gearon. Çocuklarının günlük hallerine odaklanan 2001’deki ilk sergisi I Am A Camera, mahrem sayılabilecek görüntüler nedeniyle kamuoyunda tartışma yarattı; fakat aynı zamanda onu çağdaş fotoğrafçılığın sınırlarını zorlayan bir isim haline getirdi. 2006’da yayımlanan Daddy, Where Are You? kitabında annesi ve çocuklarıyla birlikte aile içi kırılganlıkları belgeledi. Aynı dönemde başlayan The Mother Project annesinin şizofreniyle yaşadığı ruhsal dalgalanmaları ve çok yüzlü hallerini fotoğraf serisi ve belgesel film aracılığıyla görünür kıldı. 2013 tarihli Alphabet Book ise çocukluk ve oyun temalarını tipografik bir düzen içinde sunarak masumiyetin altını çizdi. Görünüşe göre Gearon’un Hermès havlularıyla kurduğu ilişki, kariyerini şekillendiren tüm izleri taşıyor: Bir ucu çocukluğa dokunuyor, bir ucu aileyi kucaklıyor, bir ucu da seyahatlerin mutlu anılarına bağlanıyor.

