Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Sanat koleksiyonu oluşturmak, değerli eserleri yan yana getirmek değil kendi görsel beğeninizi bir arşive çevirmek aslında. Uzmanlar işin püf noktalarını anlatıyor.
Bir sanat eserini satın almakla koleksiyoner olmak arasındaki mesafe, düşünülenin aksine hayli uzun. Bir galeride, fuarda ya da müzede bir işin önünde durup onu neden sevdiğinizi henüz açıklayamamak ya da eve götürüp götürmeyeceğinize karar verememek bu yolculuğun başlangıcını temsil ediyor. Bir süre sonra aynı sanatçının başka işleriyle ilgilenmek, daha önce gördüğünüz bir tekniğe yeniden dönmek hatta bir müzede rastladığınız eserin kartpostalını edinmek… Bir esere takılıp kaldığınızda, farkında olmadan koleksiyonerliğe doğru ilk adımı atmış oluyorsunuz. Ama bu, bir sanat koleksiyonuna başlamayı kolaylaştırmıyor. Tam tersine; yüzlerce isim, binlerce eser arasında nereden başlanacağı sorusu daha da önem kazanıyor.
Merkur Art Gallery’nin kurucusu ve sanat danışmanı Sabiha Kurtulmuş’a göre sanat koleksiyonu oluşturmanın ilk adımı, bakmayı öğrenmek. Bir eseri yalnızca ekrandan görmekle karşısında fiziksel olarak durmak arasında ciddi farklar mevcut. Kurtulmuş’un tarif ettiği “göz geliştirme” süreci görmekten, karşılaştırmaktan, tekrar görmekten ve zaman içinde neyin gerçekten dikkatinizi çektiğini anlamaktan geçiyor. Kendi koleksiyoner kimliğiniz de biraz bu süreçte oluşuyor. Minerva Collective’in kurucusu Ceyda Ulaşan da “Aslında koleksiyoner olacağım diyerek başlamak doğru bir bakış açısı sayılmaz” diyor. İlk aşamada ortada satın alma baskısının olmaması en rahatlatıcı kısmı. Bir süre sonra belli sanatçıların, dönemlerin ya da üretim biçimlerinin sizde daha fazla merak uyandırdığını ayırt ediyorsunuz. “Koleksiyon yapmak bir hedef olmaktan çıkıp hayatınızın zevk aldığınız bir parçası haline geliyor.”
How to Start an Art Collection adlı kitabıyla dikkat çeken sanat danışmanı ve yazar Georgia Spray ise koleksiyon yapmanın en keyifli taraflarından birinin kendi zevkinizi keşfetmek olduğunu düşünüyor. Bugün sevdiğiniz bir teknik birkaç yıl sonra yerini başka bir şeye bırakabilir hatta başlangıçta kendinizi yakın hissetmediğiniz bir iş, zaman içinde dönüp tekrar baktığınızda bambaşka görünebilir. Spray’in önerisi zevki fazla erken sınırlamamak. Biraz şaşırmaya, kendi beklentinizin dışına çıkmaya izin vermek. Bunun için ilk etapta büyük kararlar vermek de gerekmiyor. Spray’in müze sergilerinden kartpostal alma önerisi bu açıdan bir başlangıç egzersizi. Bir eseri eve götürmek için ciddi bir bütçe ayırmadan, onu kendi yaşam alanınızda görmenin nasıl bir his olduğunu deneyebilirsiniz. Zaman içinde hangi renklerin, formların, dokuların ya da imgelerin tekrar tekrar dikkatinizi çektiğini fark edin. Ceyda Ulaşan’ın tarif ettiği gibi, merak geliştikçe zevk de kendiliğinden şekilleniyor.
Bütçe meselesi sanat koleksiyonerliğinin etrafındaki en büyük bariyerlerden biri. Oysa üç uzmanın da vardığı sonuç benzer. Sabiha Kurtulmuş’un önerisi yüksek bütçelerle başlamak yerine başlangıçta hata yapmaya alan bırakmak. Genç ve yükselen sanatçılar, kağıt üzerine işler ve desenler bu nedenle iyi başlangıçlardan. Baskılar, eskizler ve minyatür işler daha erişilebilir seçenekler... Ceyda Ulaşan burada başka bir ayrım yapıyor. “Bütçe elbette neye erişebileceğinizi belirliyor ama neyin iyi ya da sizin için değerli olduğunu belirlemiyor.” Baskı, fotoğraf, seramik ve edisyonlu işler bu yüzden yalnızca ekonomik alternatifler olarak görülmemeli; her biri kendi başına zengin üretim alanları. Genç sanatçıların küçük ölçekli işleri, desenleri ve kağıt üzerine çalışmaları da aynı şekilde koleksiyona girebilir. Hatta bir koleksiyon sadece sanat eserlerinden ibaret olmayabilir; antikalar, tasarım objeleri ve dekoratif sanatlar da zaman içinde bu kişisel arşive katılabilir.
Burada koleksiyonerlik ile yatırım arasındaki çizgi belirginleşiyor. Ulaşan, “yatırım yapmak” ile bir sanatçının işini koleksiyona katmak arasında önemli bir ayrım olduğunu söylüyor. Kariyerinin başındaki bir sanatçıya bakarken tek bir iyi eserden çok bütün pratiğini merak ediyor: Geçmişi, neyin peşinde olduğu, üretiminin nasıl şekillendiği ve zaman içinde nereye gittiği. Temsil edildiği galeri, sergileri ve koleksiyonlar elbette dikkate alınabilir; fakat bunların hiçbiri tek başına karar verdiren kriter değil. “Bir işi koleksiyonunuza aldığınız noktada hikaye bitmiyor, aksine çoğu zaman orada başlıyor.”
Sabiha Kurtulmuş’un yaklaşımı biraz daha araştırmacı. Sanatçının eğitimine, üretim sürekliliğine, disiplinine, galeri ilişkisine ve müze ya da kurumsal koleksiyonlarda yer alıp almadığına bakmanın önemli olduğunu söylüyor. Georgia Spray ise araştırmanın gerekli olduğunu, fakat eserin önüne geçmemesi gerektiğini hatırlatıyor. Prestijli bir eğitim ya da önemli sergiler elbette bilgi verir; ama hiç sergi açmamış, kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçıyı keşfetmenin de ayrı bir heyecanı var.
Tabii seveceğiniz işi bulmak öyle hemen olmuyor. Galerileri ve sanat fuarlarını gezmek de biraz sabır meselesi. Yüzlerce eserin aynı anda karşınıza çıktığı bir fuarda Ceyda Ulaşan’a göre ilk turu mümkün olduğunca yalnız yapmalı. Büyük sanat haftalarında fuarlar, sergiler ve açılışlar üst üste geldiğinde görsel bir yoğunluk oluşuyor. O kalabalığın ardından geriye ne kaldığı ise daha anlamlı… Saatler sonra hâlâ hangi eseri düşünüyorsunuz? Georgia Spray, özellikle genç sanatçılar için Instagram’ın da önemli bir keşif alanı olduğunu düşünüyor. Bir sanatçıyı yalnızca satın alınabilecek bir nesnenin sahibi olarak değil üretim sürecini takip edebileceğiniz biri olarak görmek mümkün. Spray, Instagram’daki “Kaydet” klasörlerini de bir çeşit kişisel görsel arşiv gibi kullanmayı öneriyor. Bir süre sonra kaydettikleriniz yan yana geldiğinde, siz fark etmeden kendi zevkinizin izleri ortaya çıkmaya başlıyor.
Sonunda iyi bir koleksiyonun nasıl görüneceğini kesin bir formüle dayandırmak imkansız. Sabiha Kurtulmuş’un “eserler arasındaki ilişki” dediği şey de biraz burada başlıyor. İyi bir koleksiyon yalnızca isimlerin yan yana gelmesinden oluşmuyor; koleksiyonerin bakışını taşıyan seçimler arasında zamanla bir bağ kuruluyor. Birkaç eserle başlayan kişisel merak, zamanla görsel bir hafızaya dönüşüyor. Bir eser sanatçının stüdyosundan çıkıp evinize girdiğinde artık iki hikaye taşıyor: Onu üreten sanatçınınki ve yeni sahibinin onunla kurduğu ilişki. Bir eseri seçtiğiniz anda ona sahip olmaktan çok, onun hikayesinin bir sonraki bölümünü üstleniyorsunuz.
İlk eserin ne olması gerektiğine dair tek bir cevap yok. Hatta belki ilk eser diye bir şey de yok. Önce bir müze kartpostalı, bir seramik ya da Instagram’da kaydettiğiniz bir görüntü var. Sonra bir başkası geliyor. Aralarında beklemediğiniz bir bağ kuruyorsunuz. Bir süre sonra neyi neden seçtiğinizi, başlangıçta düşündüğünüzden daha iyi biliyorsunuz.