Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Elektronik müzik sahnesinin özgün isimlerinden DJ ve prodüktör Peggy Gou, her performansında hem kendi sesini hem de dinleyicinin enerjisini yeniden keşfediyor.
DJ ve prodüktör Peggy Gou’yu elektronik müzik sahnesinin en parlak isimleri arasına sokan özelliği, kendi sesini bulmak için sabırla ilerleyip özgün bir kimlik inşa etmeye çalışması olabilir. “Her sanatçının hayali, dinlendiğinde hemen tanınan bir sound yaratmaktır. ‘Bu Peggy’nin müziği’ demelerini istiyorum ben de. Buraya gelmem zaman aldı ve süreç hâlâ devam ediyor” diye anlatırken, azmini ve kararlılığını ses tonundan hissetmek mümkün.
1991’de Güney Kore’nin Incheon kentinde doğan Peggy Gou’nun (asıl adıyla Kim Min-ji) müzikle kurduğu ilk bağ, çocuk yaşta aldığı klasik piyano eğitimi aslında. Üniversite döneminde Londra’ya taşındığında şehrin efsanevi kulüplerinden Plastic People’da geçirdiği geceler elektronik müziğe bakışını derinleştirdi. Ardından Berlin’e yerleşip house ve techno’da bulduğu heyecanı ve tempoyu kişiliğiyle harmanladı. 2014’ten itibaren yayımladığı EP’ler kısa sürede uluslararası sahnelerde adının yankılanmasını, It Makes You Forget (Itgehane) ve Starry Night gibi parçaları dünyanın dört bir yanındaki elektronik müzik dinleyicisiyle buluşmasını sağladı.
2019’da kendi plak şirketi Gudu Records’u kurarak hem müzik hem tasarım alanında bağımsız bir vizyon geliştirdi. Bu marka, onun elektronik müziği alternatif kültürle bir araya getirme arzusunun bir yansıması oldu. 2023’te yayımladığı (It Goes Like) Nanana ise TikTok trendlerinden festival sahnelerine kadar geniş bir kitleye ulaştı ve Peggy Gou’yu popüler kültürün merkezine taşıdı. 2024’te XL Recordings etiketiyle çıkan ilk albümü I Hear You, müzikal yolculuğunun son kilometre taşı.
Ancak Peggy Gou için (It Goes Like)Nanana’nın yeri yine de ayrı. Bir bakıma kariyerinin kırılma noktası olarak görüyor bu şarkıyı: “Başından beri birçok sanatçıya göre daha hızlı büyüdüm, ama nedeni rahat etmeyi hiç kabul etmememdi. Hep daha çok çalıştım, hep daha iyisini yapmak istedim. Her yıl hem insan olarak hem sanatçı olarak büyüdüm. En büyük ânım 2023’te Nanana parçasını çıkardığım zamandı. Önceki şarkılarım da seviliyordu ama o kadar değil. O şarkının çıkışı benim için bambaşka bir deneyimdi, unutulmaz bir yıl oldu.”
Böylesi dönüm noktaları, aynı zamanda kariyer haritasını yeniden şekillendirme ihtiyacını da beraberinde getirebilir. Nitekim şarkının popülerliği Peggy Gou’da soru işaretleri yaratmış, “Daha pop bir yöne mi gitmeliyim” diye düşünmüş bir süre. Yine de “Kimliğimi kaybetmek istemedim. Sevdiğim müziği yapmaya devam etmem gerektiğini fark ettim. Bazı parçalar hit olur, bazıları olmaz; ama bu benim için belirleyici değil. Hype’ın peşinden koşmak kendimi kaybetmek olurdu. Remikslerde ya da işbirliklerinde bile kimliğimi ve markamı korumaya özen gösteriyorum.”

Yırtmaç detaylı açık pembe poplin gömlek, asimetrik kesimli etek, logolu kristal küpe Chanel
İlham kaynakları çok çeşitli. Kendi deyişiyle “her yerden geliyor.” İlhamı bazen sanatta, bazen müzikte, bazen mimaride arıyor. Farklı şehirler ona farklı fikirler veriyor; evde eski plakları dinlemek, gençlerle yaptığı sohbetler bile yeni bir kapı açabiliyor. Zihnini daima açık tutmaya çalışıyor. Ama detaylarına epeyce kafa yorduğu kimliğine sadık kalma refleksi daima ön planda. Bir kimlik oluşturmak, geçmişi de geleceği de kucaklayan bir “zamansızlık” vurgusu taşıyor; dolayısıyla trendlerin varlığını kabul etse de onları kovalamayı reddediyor: “Biraz dinozor gibiyim. Asıl ilhamım çoğunlukla benden önce yapılmış müziklerden geliyor. Bugün bile spor salonunda Brothers Johnson dinliyordum. Öte yandan yeni müzikte uzman değilim ama mesela son zamanlarda Bad Bunny’den çok ilham aldım; kim almıyor ki? Yakında Güney Amerika turnesine çıkacağım ve kendi edit’imi yapma fikri geldi aklıma. Ama bu anlık bir ilham, zamansız değil. Kendi işlerimde zamansız olmayı hedeflemek benim için çok önemli. Bence müzikte mutlaka bir ‘çekicilik’ olmalı ve şu anda bunu en iyi yapan o. Tür ne olursa olsun, techno, house, fark etmez seksi olmalı.”
Peggy Gou için sahneye çıkmak ciddiyet ve kişisel ruh halinden bağımsız bir sorumluluk demek. Üzgün, kızgın ya da mutlu olabilir; ama duygularını işine yansıtmaması gerektiğinin bilincinde. Önceliği daima dinleyicilere unutulmaz bir gece yaşatmak. Sahne öncesinde duygularına açtığı tek alan, dizginlenmesi zor heyecanı. “Kelebek hissi” diye tanımladığı heyecanını kaybederse, “başka bir iş bulması” gerektiğine inanıy
Her şehir için ayrı bir hazırlık yapıyor, klasiklerle yeni parçaları harmanladığı ayrı bir liste hazırlıyor. Seyircinin tepkisini görmek için risk alsa da kalabalığı okumak, enerjilerini hissetmek onun işi. 90 dakika ya da iki saat boyunca tamamen odaklanıyor; hem onların istediğini hem de kendi sevdiğini vermeye çalışıyor. Bu denge, performanslarının temelini oluşturuyor.
Şehirlerden bahsederken, İstanbul’u sormamak olmaz. Zira Peggy Gou’nun yolu İstanbul’dan defalarca geçti; Life Park gibi büyük sahnelerde çaldı, küçük kulüplerde ve festivallerde seyircinin enerjisini hissetti. Hatta bir festivalde giriş biletinin para yerine meyve olduğu anekdotu hâlâ aklında. Türkiye’ye ilk gelişinin ise çok daha eskiye, 13 yaşında ailesiyle katıldığı bir paket tura uzandığını anlatıyor. O günlerden kalan fotoğrafları var ama asıl hafızasında yer eden, yıllar içinde defalarca dönüp geldiği İstanbul’un elektronik müzik sahnesinin hızla gelişmesi. “Ben büyüdükçe seyircim de büyüdü” diyor. Türk seyircisinin sadakatini özellikle vurguluyor: “Bir kere bağlandıklarında sanatçıyı hep takip ediyorlar. Sevdiklerinde gerçekten seviyorlar. Türkiye’dek son performansım unutulmazdı çünkü seyirciden inanılmaz bir enerji aldım. Enerji o kadar güçlüydü ki otele döndüğümde adrenalindenuyuyamadım. Türkiye’de hiç kötü bir konserim olmadı.”
Konserlerden sonra ise aklında kalan asıl şey, dinleyicilerin geri dönüşleri. Bir müzisyen açısından en büyük iltifat, “Bu müzik bana şu anıyı hatırlatıyor” ya da “Bu şarkı zor zamanımda bana güç verdi” sözleri. Dinleyiciler depresyon döneminde müziğiyle ayağa kalktıklarını ya da mutlu olduklarını söylediklerinde, bu Peggy Gou için en büyük ödül oluyor. Onun amacı, müziğiyle insanlara daima pozitif hisler bırakmak.
“Chanel insana ayrıcalıklı hissettiren markalardan”
Chanel çok ikonik bir marka. Matthieu Blazy’yi Bottega
Veneta’daki döneminden beri büyük bir hayranlıkla takip ediyorum ve Chanel’in başına geçmesi çok doğru bir karar oldu. İlk defilesine katıldım, beni gerçekten çok etkiledi ve ilham verdi. Ben genellikle kendi yapmadığım şeyleri yapan insanlardan ilham alırım; moda tasarımcılarından, sanatçılardan, farklı alanlarda üreten herkesten. Chanel insana ayrıcalıklı hissettiren markalardan biri ve onlarla çalışmak büyük bir onur. Aksesuarlarına ve çantalarına da takıntılıyım.

Evet, oradaydım. Atmosfer o kadar canlıydı ki enerjiyi neredeyse makasla kesebilirdiniz. Neredeyse ağlayacaktım. Müzik seçimi de inanılmazdı. En sevdiğim 90’lar parçalarından biri olan Rhythm Is a Dancer çaldığında “Aman Tanrım, bu bana fazla!” diye düşündüm.
Aslında çok sık konuşmuyoruz ama yaptıklarına büyük saygı duyuyorum. O da bana aynı şekilde bakıyor diye düşünüyorum. Elektronik müzik sanatçılarını çok destekleyen biri. Sadece kıyafet tasarlayan bir modacı değil; görsellere, müziğe, bütün atmosfere önem veriyor. Bu da benim çok hoşuma gidiyor. Bir gece Matthieu’nün defilesini kutlamak için düzenlenen partide DJ’lik yaptım. Normalde kimse için böyle bir şey yapmam ama gerçekten saygı duyduğum biri için yaparım. O parti tam anlamıyla çılgın bir kutlamaydı; en sonunda misafirlerden barmenlere kadar herkes dans ediyordu. Hatta Raf Simons bile DJ kabinine girip coştu.
Kesinlikle. Her şeye dahil olmaya çalışırım; belki bazen fazla bile. Görseller, ses, prodüksiyon hatta kendi ürün hattım... Hepsinde çok aktifim. Bir fotoğraf çekiminde bile fotoğrafçıyla, stilistle, makyaj ve saç ekibiyle konuşurum; her detayakarışırım. Bu hem iyi hem kötü olabilir. Mükemmeliyetçiyim, bu bazen birlikte çalıştığım insanların işini zorlaştırıyor ama sonuç her zaman güçlü oluyor. Ve eğer bir şey bana ait hissettirmiyorsa, onu yapmam.
Böyle küçük detay soruları çok seviyorum. O gün Korece şarkılar, kendi parçalarımdan bazıları ve eski hip hop çaldılar. Arka planda müzik olmasını hep güzel bulurum; ortamın havasını değiştiriyor. Dinleyemeyeceğim bir şey olmadıkça asla rahatsız olmam. Neyse ki hep sevdiğim müzikler çaldılar. Ayrıca çekimlerden sonra video içerikleri eklemeyi çok seviyorum. Fotoğraf önemli ama video gerçekten kişiliğimi ve eğlenceli tarafımı gösteriyor.
Seul. İki aydır buradayım ve şu anki ritmim kesinlikle Seul’dan geliyor.
90’lar hip hop. Londra’ya taşındığımda da hep o dönemin müziklerini dinliyordum.
Gizli değil: “kelebek hissi.” Aşk, iş ya da hayatın nadir anlarında gelen o heyecan. Çok değerli ve sahnede hep onu arıyorum.
90’lar müziği. Özellikle hip hop ve klasikler.
Pozitif, şık, güçlü.
Enerjik, sadık, “iyi kaos.” İstanbul’un kaosu beni büyülüyor çünkü bu kaosun içinde bir güzellik var.
Eskiden çok kolaydı: 20 yaşımda olsaydım kesin sneaker derdim. Şimdi topukluları da seviyorum ama hâlâ bir “sneaker girl”üm.
Fiyatı ya da markası fark etmez, beni “ben” gibi hissettiren her şey.
Böyle sorularda hep başkalarının tanımlamasını tercih ederim. Kendi müziğime bir tür ya da kesin bir etiket koymak istemem.
Pozitif.