Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Sürrealizmi modanın merkezine taşıyan Elsa Schiaparelli’nin aykırı yaklaşımı ve çizgi dışı tasarımları, bu ay Londra’da başlayacak bir sergiyle kutlanıyor.
Moda tarihinde nadiren bir isim çıkar ve giyinmenin anlamını sessizce değil cesurca yeniden tanımlar. 20. yüzyılın başında bir ayakkabının şapkaya, bir iskeletin bir elbisenin ruhuna dönüşebildiği sürrealist dönemde, moda ciddiyeti bir kenara bırakıp zeka ve ironiyle flört etmeye başlar; yalnızca giyinmenin değil düşüncenin, kişiliğin ve hayal gücünü ifade etmenin bir yolu haline gelir. Bu radikal zihinsel dönüşümün merkezindeki isimlerden biri de kuralları bozmayı neredeyse içgüdüsel bir refleks haline getiren Elsa Schiaparelli olur. “Zor zamanlarda moda her zaman aykırıdır” sözleriyle tarihe geçen tasarımcının en önemli çalışmaları, Londra’da bu ay açılacak Schiaparelli: Fashion Becomes Art adlı sergiyle bir kez daha gözler önüne seriliyor.

Tasarımcı Elsa Schiaparelli, kendi tasarımı tığ işi yakalı siyah
ipek elbisesi ve türbanıyla, Vogue, 1940
İtalyan tasarımcı, modayı her zaman giyilebilir bir nesnenin çok ötesinde ele aldı; onu hayal gücü, ironi ve şaşırtma arzusuyla beslenen yaratıcı bir alana dönüştürdü. Geleneksel moda kalıplarını sürrealizmin görsel diliyle birleştirerek cesareti, beklenmedik olanı ve zekice kurgulanmış provokasyonu tasarımlarının merkezine yerleştirdi. 1927’de Paris’te kurduğu modaevi, kısa sürede dönemin en çok konuşulan adreslerinden biri haline geldi. İlk koleksiyonunda yer alan ve zamanla imzasına dönüşen kazaklar, sıradışı yaklaşımının erken bir manifestosu gibiydi. Paris’te bir arkadaşının basit ama dikkat çekici el örgüsü kazağından ilham alan Schiaparelli, bunu mizah ve sürprizle harmanlayarak yeniden yorumladı. İlk denemesi başarısız olsa da üçüncüsü olağanüstüydü. Cesurca giydiğinde kadınların ilgisini çekti. Böylece Schiaparelli, modayı yalnızca giyilen bir nesne olmaktan çıkarıp zeka ve hayal gücüyle dolu bir ifade alanına dönüştürme yolculuğuna başladı. Siyah-beyaz trompe l’oeil tekniğiyle örülmüş, fular illüzyonu yaratan kazak dahiyaneydi. Vogue Fransa tarafından bir başyapıt olarak nitelendirilen tasarım, Schiaparelli’nin modaya bakışını net biçimde ortaya koyuyordu. Salvador Dalí ile kurduğu yaratıcı ortaklık ise onu moda ile sanat arasındaki sınırları fiilen ortadan kaldıran bir figür olarak konumlandırdı.

Schiaparelli 2024-25 Sonbahar/Kış Haute Couture Koleksiyonu
Schiaparelli’nin ünü, 1934’te Time dergisinin kapağında yer alan ilk kadın moda tasarımcısı olmasıyla küresel ölçekte pekişti. Ancak onu asıl kalıcı kılan, moda tarihine kazandırdığı ilklerdi. “Shocking” adlı parfümünde ilk kez kullandığı ve sonradan ikonlaşan “Schiaparelli Pink” rengi, kumaş rengiyle bire bir uyumlu fermuarları, broş etkisi yaratan düğmeleri ve defileleri başlı başına sanatsal sahnelere dönüştürme fikri... Tüm bu detaylar, Schiaparelli’nin yenilikçi mirasının yapıtaşlarıydı. Bu mirasa bugün yakından tanık olmak isteyenler için Victoria & Albert Müzesi (V&A), 28 Mart’ta başlayacak Schiaparelli:Fashion Becomes Art sergisiyle modaevinin tarihini ve etkisini kapsamlı biçimde mercek altına alıyor.
Birleşik Krallık’ta Elsa Schiaparelli’ye adanan ilk sergi olma özelliğini taşıyan kapsamlı seçki, 1920’lerden günümüze uzanan bir zaman çizelgesi üzerinden tasarımcının yenilikçi vizyonunu ve kalıcı etkisini kutluyor. 1954’te kapanan ve 2012’de köklerine geri dönen modaevine dair merak edilenler incelikli olarak ele alınıyor. Sergi, V&A için Sonnet Stanfill, Lydia Caston ve Rosalind McKever tarafından kürate ediliyor; tasarımcının yaratıcı işbirliklerine ve üretimine odaklanan yeni araştırmalara dayanan bu kapsamlı çalışma, onu yeniliğin tam merkezine yerleştiriyor.

Nusch Eluard’ın Portresi, Pablo Picasso, 1937
V&A, sergide Schiaparelli modaevinin kökenlerinden yola çıkarak, erken dönemindeki paradigmaları sarsan tasarımlarını ve bugün kreatif direktör Daniel Roseberry liderliğinde şekillenen çağdaş yorumunu bir arada sunuyor. Elsa Schiaparelli’yi iki dünya savaşı arasındaki yıllardan 1954’teki emekliliğine kadar Paris, Londra ve New York ekseninde moda, sanat ve performans dünyasını etkileyen kilit bir figür olarak ele alıyor. Aynı zamanda bir kadın girişimcinin hikayesini görünür kılarak, nadiren sergilenen Schiaparelli tasarımlarını da gün yüzüne çıkarıyor. Tasarımcının Londra şubesine, dinamik ve bağımsız müşteri kitlesine ve bu şehirdeki etkisine ayrılan özel bölüm, sergiyi türünün ilk örneklerinden biri yapıyor. 200’ün üzerinde eserin yer alacağı sergide; giysiler, aksesuarlar, mücevherler, resimler, fotoğraflar, heykeller, mobilyalar, parfümler ve arşiv materyalleri bir araya geliyor. V&A koleksiyonunda bulunan ve Salvador Dalí işbirliğiyle tasarlanan ikonik Skeleton ve Tears elbiseleri ile ters çevrilmiş bir ayakkabıyı andıran meşhur şapka, sergide görülebilecek parçalar arasında. Pablo Picasso, Jean Cocteau ve Man Ray imzalı sanat eserleri seçkiye eşlik ederken, Schiaparelli tasarımlarının sinema ve tiyatro prodüksiyonlarındaki etkisine de referanslar sunuluyor.

Schiaparelli 2024-25 Sonbahar/Kış Haute Couture Koleksiyonu
Gündelik nesneleri sıradışı giysi, aksesuar ve mücevherlere dönüştürme konusundaki cesur yaklaşımıyla; Schiaparelli, savaşlar arası Paris’in en çok konuşulan modaevlerinden birini yaratmış, stil anlayışını ve güzellik tanımlarını kökten değiştirmişti. Schiaparelli:Fashion Becomes Art, bu radikal vizyonun bugün hâlâ neden canlı ve etkili olduğunu gözler önüne serecek bir çalışma olarak dikkat çekiyor. Schiaparelli CEO’su Delphine Bellini, serginin bu sürekliliği görünür kıldığını vurgulayarak şunları söylüyor: “Elsa Schiaparelli’nin korkusuz hayal gücü ve radikal vizyonu, moda ile sanat arasındaki sınırları yeniden tanımladı. Bu sergi, 20. yüzyıl ustalarıyla gerçekleştirdiği ikonik işbirlikleri ve yaratıcılık ile ticareti buluşturan öncü yaklaşımı aracılığıyla onun kalıcı etkisini kutluyor.”