Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.
2025-26 Sonbahar/Kış Paris Haute Couture Moda Haftası kapsamında Schiaparelli’den Iris Van Herpen’e, Balenciaga’dan Maison Margiela’ya kadar öne çıkan defilelere göz atıyoruz.
7-10 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşen Paris Haute Couture Moda Haftası defileleri, her zamanki gibi zarafet, yenilik ve el işçiliğinin zirveye ulaştığı dört güne ev sahipliği yapıyor. Haftanın açılışını, kreatif direktör Daniel Roseberry'nin başkanlığındaki Schiaparelli yaparken Cardi B elinde taşıdığı canlı bir kuzgunla adeta teatral bir moda gösterisine imza attı. Öte yandan, Iris Van Herpen’in biyolüminesanslı alglerle aydınlatılmış büyüleyici tasarımları, teknolojiyi doğayla buluşturduğu avangart yaklaşımıyla göz doldurdu. Bu sezon ayrıca önemli dönüm noktalarına da sahne oluyor: Demna'nın Balenciaga defilesi kreatif direktör için bir veda niteliği taşırken, Maison Margiela’da Glenn Martens’in heyecanla beklenen ilk koleksiyonu, Galliano sonrası dönemin başlangıcını simgeliyor. Dior ve Valentino’nun bu sezon takvimde yer almaması ise moda dünyasında süregelen kreatif direktör değişimlerinin etkisini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Daniel Roseberry’nin yönettiği Schiaparelli, bu sezon geçmişle geleceği ustalıkla harmanlayan teatral bir defile sundu. Geleceğe Dönüş adlı koleksiyon; gotik, regal ve fütüristik ögeleri Regency döneminden ilham alan detaylarla birleştirerek, zamansız bir atmosfer yarattı. Monokromlar ve kırmızılardan oluşan dar bir renk paletiyle sunulan tasarımlar, eskiyle yeniyi çarpıştıran siluetlerle dikkat çekti. 1930’lardan kalma bir pelerin tasarımının yeniden yorumlanması, sırta yerleştirilen trompe-l'œil (göz yanılsaması) göğüs detayı ve içinde atan mücevher kalp kolyesi gibi parçalarsa defilenin anlatım gücünü pekiştirdi.
Chanel, Matthieu Blazy’nin Ekim ayındaki ilk koleksiyonu öncesi kreatif ekibin hazırladığı bu son koleksiyonda markanın köklerine bir övgü niteliğinde nostaljik ve zarif bir çizgi benimsedi. Grand Palais’eki gösteri, ikonik 31 rue Cambon salonunu andıran samimi bir atmosferde gerçekleşti. Klasik krem rengi tüvitler, şifon bluzlar ve dantel detaylarla Chanel DNA’sı yeniden hayat buldu. Doğaya dönüş temasıyla sunulan koleksiyonda buğday motifleri ve yumuşak siluetler, markanın zarif ama sade lüks anlayışını öne çıkardı.
Iris Van Herpen, biyolojiyle modayı harmanladığı Sympoiesis koleksiyonuyla haute couture sahnesinde sınırları bir kez daha zorladı. Gösterinin yıldızı olan, içinde 125 milyon biyolüminesans alg barındıran ve karanlıkta parlayan elbise, doğa ile teknolojinin buluştuğu şiirsel bir an yarattı. Christopher Bellamy işbirliğiyle geliştirilen bu canlı tasarım, Van Herpen’in modayı bilimsel ve sanatsal bir deneyim olarak gören özgün yaklaşımını bir kez daha gözler önüne serdi.
Armani Privé, Fransız şıklığını merkezine alan Noir Séduisant başlıklı koleksiyonuyla sofistike bir Paris portresi çizdi. Siyah kadife takımlar, payet işlemeli elbiseler ve bohem detaylarla zenginleşen koleksiyon, hem maskülen hem zarif duruşları başarıyla harmanladı. Gösterişli ama ölçülü bir lüks anlayışı, bu sezonun Armani imzasıydı.
Glenn Martens’in Maison Margiela’daki ilk haute couture koleksiyonu, korkutucu ama büyüleyici bir güzelliğe sahip, gotik bir atmosferde sunuldu. John Galliano ve Martin Margiela gibi güçlü isimlerin ardından bu evi devralmak büyük cesaret isterken, Martens hem geçmişe duyduğu saygıyı hem de kendi Belçikalı, karanlık ama şiirsel bakış açısını başarıyla yansıttı. Belçika’nın kasvetli havasından ilhamla, 17. yüzyıl Flaman duvar kağıtları, çürümüş yüzeyler, antika perdeler ve natürmort tablolar gibi detayları moda diline taşıdı. Koleksiyonun üçte biri geri dönüştürülmüş malzemelerden üretildi; plastikten cam efekti, kağıttan yama desenler, tenekeden maskeler ve eski deri ceketler bu anlayışı yansıttı. Bölümler hâlinde ilerleyen sunumda, dantel kesikler, tül çiçekler, hayaletimsi elbiseler ve içine yerleştirilmiş sert yapılı korseler Galliano’ya da ince bir selam niteliğindeydi. Martens, Margiela’nın köklerine sadık kalarak onu bugünün ruhuyla harmanladı ve markanın yeni döneminde söz sahibi olacağını güçlü bir şekilde gösterdi.