Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.
Chanel’in “Chanel 25” çantası için hazırlanan yeni kampanyanın yüzü, Margot Robbie oldu.
Aralık ayında güneşli bir günde, Los Angeles’ta, hareketli bir Paris sokağını andıracak şekilde dönüştürülmüş bir stüdyoda; kusursuz bir sinema yıldızı olan Margot Robbie, Avustralyalı bir diğer ikon Kylie Minogue’un neşeli müzikal enerjisini yansıtıyordu.
Chanel’in Chanel 25 çantası için hazırlanan yeni kampanyanın yüzü olan Robbie, Eternal Sunshine of the Spotless Mind ve Be Kind Rewind filmleriyle de bilinen Michel Gondry ile birlikte, Fransız yönetmenin, Minogue’un 2001 tarihli dans-pop hiti Come Into My World için çektiği, teknik açıdan çarpıcı video klibi yeniden canlandırıyordu.

Fotoğraf: Poupay Jutharat/ Chanel
Bu an, tamamlanan birden fazla döngüyü temsil ediyordu. Her şeyden önce, Gondry ile Minogue’u yeniden bir araya getiriyordu. Minogue, yeni videonun başında göz açıp kapayıncaya kadar süren kısa bir cameo ile izleyici karşısına çıkıyor. “25 yıldır Kylie’yi hayal ediyordum” diyen Gondry, Vogue’a verdiği röportajda Paris’te gerçekleştirdikleri ilk çekimi sıcak bir nostaljiyle hatırlıyor. “Sonunda onu yeniden görebilmenin bir yolunu buldum.”
Bu proje Margot Robbie için aynı zamanda kişisel bir anlam da taşıyordu. Gittiği ilk konser, Kylie Minogue’un, 2002'deki Fever turnesi kapsamındaki Sydney konseriydi ve Come Into My World da bu albümün dördüncü single’ıydı. Dahası var: Yıllar sonra, E! News tarafından kendisini bir biyografik filmde kimin canlandırmasını isteyeceği sorulduğunda Minogue’un verdiği isim Robbie olmuştu.
“Margot’nun yapamayacağı hiçbir şey yok” diyor pop yıldızı bugün. (Robbie ise nazikçe itiraz ediyor: “Şarkı söyleyemem!”)
Tüm bu karşılıklı hayranlık ve derin aşinalık, çekim sürecini zahmetsiz bir işbirliğine dönüştürüyor; hem tatlı bir nostalji hissi taşıyan hem de tamamen yeni bir deneyim sunan bir atmosfer yaratıyor. Aynı zamanda üç yaratıcı zihnin neşeli bir buluşmasına da sahne oluyor.
Aşağıda, Robbie Vogue ile; Kylie, karaoke ve elbette biraz da Chanel üzerine sohbet ediyor.

Fotoğraf: Poupay Jutharat/ Chanel
Margot Robbie: Matthieu’nün giymek için sabırsızlandığım o kadar çok tasarımı var ki. Mesela bu jean. Gerçekten harika birçok modeli bulunuyor. New York City’te sergilenen son koleksiyonda yer alan o muhteşem kahverengi trençkot da beni çok heyecanlandırıyor. Ayrıca üç çeyrek fermuarlı kazakları da çok seviyorum.
Gerçekten çok iyiler. Hem rahatlar hem de kesimleri çok başarılı. Kemerler de öyle; onları da kullanmak için sabırsızlanıyorum. Tamam biliyorum, çok fazla şey sayıyorum ama o pamuklu gömlekler de kesinlikle gardırobumun vazgeçilmezleri olacak. Bu ayakkabılar da inanılmaz rahat, görebiliyor musun bilmiyorum. Sanırım bu kombinle çekip gideceğim.
Evet, Michel Gondry’nin bugün bu çekimi yönetiyor olması beni gerçekten çok heyecanlandırıyor. Bu, benim için de bir nevi “tamamlanan bir döngü” anı gibi; çünkü hayatımda gittiğim ilk konser Kylie Minogue’un Fever turnesiydi. Come Into My World da o albümdeki şarkılardan biriydi ve klibi Michel Gondry yönetmişti. Çocukken izlediğimi ve klibin ne kadar havalı ve zekice olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Özellikle de kendine özgü kamera içi efektleriyle. Bu kampanyada da aslında o estetiği yeniden canlandırıyoruz. Kendisi gerçekten olağanüstü, adeta ikonik bir yönetmen. En sevdiğim filmini seçmem gerekirse Eternal Sunshine of the Spotless Mind derim.
Aslında bu mükemmel, çünkü şarkı söyleyemiyorum. Yani Kylie’yi canlandırıyorum ama şarkıyı söyleyip onu mahvetmek zorunda kalmıyorum.
Eğer Kylie Minogue ile birlikte karaoke yapsaydık sanırım mutluluktan ölürdüm. İnanılmaz eğlenceli olurdu. Ne söylerdik? Bir Kylie şarkısı söylemek biraz fazla bariz olur gibi geliyor. İkimiz de Avustralyalı olduğumuz için belki de gayriresmî Avustralya marşı sayılan The Horses’ı söylerdik.
En yakın arkadaşım, annesi ve ben konser için Sydney’e gitmiştik. Hatta daha önce Sydney’e gitmiş miydim ondan bile emin değilim. Burası Avustralya’nın en büyük şehirlerinden biri, o yüzden başlı başına heyecan vericiydi. Ortam inanılmazdı. Sonrasında tıpkı Fever albüm kapağındaki gibi üzerinde pembe renk “Kylie” yazan, yine pembe silueti bulunan mavi bir tişört almıştım. Keşke o tişört hâlâ bende olsaydı. Onunla ilgili her şeyi hatırlıyorum. İlk konserimdi ve gerçekten inanılmazdı.
Kostümler inanılmaz. Film boyunca 50’den fazla, hatta belki 60’a yakın farklı görünüm giydim. Muhteşem kostüm tasarımcısı Jacqueline Durran’ın gerçekten çok işi vardı. Bu yüzden favori seçmek zor, çünkü hepsi çok iyi. Birçoğunda Chanel’in arşiv mücevherlerini kullandık. Hatta bazı parçaları saçlarıma ya da kostümlerin üzerine diktik. Yani filmde bu arşiv parçalarını fark edebilenler için oldukça fazla detay var.
Ama bir favori seçecek olursam... Ön kısmında çapraz şekilde kapanan, muhteşem bir deri korse giymiştim. Jacob Elordi’nin canlandırdığı Heathcliff karakterinin elini korsenin altına sokup beni tek koluyla havaya kaldırdığı bir sahne vardı. Gerçekten epik bir andı.
Evet, harika bir şey. Chanel ile böyle bir ilişkiye sahip olmak çok güzel. Onları arayıp “Bir film çekiyoruz, bu gerçekten eğlenceli bir fırsat olabilir” diyebilmek büyük bir ayrıcalık. Yıllar boyunca Chanel’in sinemada yer aldığı o kadar çok ikonik örnek var ki bu geleneği sürdürmek çok keyifli. Barbie’den Wuthering Heights’a, eğer Chanel her ikisine de uyum sağlayabiliyorsa uyum sağlayamayacağı hiçbir şey yok demektir.
Gerçekten harika bir çanta. Üç farklı boyutta ve pek çok farklı renkte tasarlanmış olmasını seviyorum. Eminim bazıları koleksiyonunu bile yapacaktır. Ben oldukça pratik biriyim; içine bu kadar çok şey sığdırabilmem ve hâlâ şık görünmesi benim için en büyük artı. Aynı çantayla işe de gidebileceğimi, akşam yemeğine de çıkabileceğimi hissediyorum. Bilirsin, sabah evden çıkarsın ve gece 10’a kadar dönmezsin. Arada da pek çok şey olur. Tüm gününe eşlik edebilecek tek bir çantaya sahip olmak bence harika.
Şu anda vizyonda çok iyi filmler var ama bu yılki favorim Pillion. Gerçekten çok iyi. Hatta hakkında ne kadar az şey bilirsen o kadar iyi, çünkü çok beklenmedik bir film. Konusuna bakınca öyle düşünmeyebilirsiniz ama tuhaf bir şekilde mükemmel bir romantik komedi. Gerçekten inanılmaz.
Bu konuşma düzenlenmiş ve kısaltılmıştır.
