31 Mart 2022

Modanın Demokratik Lüksleri

YAZI: SELEN YORULMAZ ÖZSÜMER

Moda endüstrisinde bir süredir kulaktan kulağa dolaşan müphem bazı tartışmalar var. Pandemi sonrası modanın lüks anlayışı değişecek mi? Modanın bu yeni lüksleri eski düzenden daha demokratik olabilecek mi? Bu sorular uzun zamandır birden çok anlam içeren karmaşık cevaplarla karşımıza çıkıyor. Özellikle pandemi sonrası moda endüstrisinin kendini yenilediği reformlar, geleceğe yönelik kaçınılmaz değişimlerin de çarkını harekete geçirdi. Pandemi öğretileri, tüketici ve markalar nezdinde duyguları, bilinç düzeyini ve etik kavramını yeniden sorgulamamıza neden olurken, “lüks” hakkındaki kalıplaşmış düşünceler de hızla değişmeye başladı. Artık hızlı modanın sorgulanarak yavaşlamanın kutlandığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu dönüşümlerin ne kadar kalıcı ya da ne kadar geçici olacağını zaman gösterecek, ancak şunu biliyoruz ki; eski kalıplaşmış normları bilinçsizce kullanmanın modada artık yeri yok. Özellikle lüks endüstrisi için ileri giden yol birçok açıdan daha demokratik uygulamaları kapsayacak. Bilinçli tüketici ve markalar artık birlikte yarattıkları özgür döngülerin peşinden giderek sürdürülebilir malzemelerden şeffaf ve etik uygulamalara; hikayesi olan ve iletişim kuran ritmik bir moda talep ediyor. Pandemi sonrası değişen modanın demokratik lüksleri neler? Bu sorunun ışığında konuyu mercek altına alıyoruz.

FOTOĞRAF: Branislav Simoncik

Fotoğraf: Branislav Simoncik

Modada kapsayıcılık

Modanın lüksleri dendiğinde birçoğumuzun aklına ayrıcalıklar geliyor. Bu ayrıcalık fikri moda endüstrisi için uzun zamandır gündemde bir konuyken, bugün modanın oyun alanı çok daha demokratik bir hâle geldi. Aslında modanın demokratik lüksleri bu konuyla ve çok daha fazlasıyla yakından ilgili. 1950’li ve 60’lı yılların lüks modaevleri çoğunlukla belirli kuralları olan bir moda manifestosuna ve moda kuralları zarafetle eş anlama gelen kodlara sahipti. Ancak o zamandan bugüne birçok şey değişti. Çağdaş moda kurallardan mı oluşmalı yoksa duygularımız, arzularımız ve kimliğimiz hakkında kendimizi özgürce ifade etmenin bir yolunu mu bulmalı? Demokratik bir moda, her tür bedene saygılı olmalı; etnik kimlik, ırk, toplumsal cinsiyet ve kültür anlamında çeşitliliğe kucak açmalı. Kulağa ütopik gelse de, daha önce moda tarafından görünmez kılınan gruplara hizmet etmek için yeni pazar segmentleri giderek daha fazla ortaya çıkıyor.

Peki, markaları daha kapsayıcı olmaya iten nedir? Markaların kapsayıcılık hakkında düşünmelerinin en önemli nedenlerinden biri tüketicilerin kendilerinden gelen talep. Sokak giyimi hareketi ve özellikle lüks sokak giyiminin yükselişi, kapsayıcı modanın gelişimini hızlandırdı. Birincisi, sokak giyimi cinsiyete, bedene, ırka göre ayrımcılık yapmaz, orada herkes için bir şey vardır. Bu güçlü mesaj, lüks segmente de başarıyla tercüme edildi. Lüks moda artık ayrıcalıkların alanı değil. Modaevleri kapsayıcılık ilkelerini hedef kitlelerine nasıl taşıyabilecekleri hakkında oldukça fazla beyin fırtınası yaparak kendilerini demokratikleştirmek ve daha kapsayıcı yollarla yaratmak için her şeyi yapıyor. Her markanın kapsayıcılığı yorumlamak ve ön plana çıkarmak için farklı bir yolu var. Örneğin Gucci; New York merkezindeki üst yönetim komitesine yeni oluşturulan bir rol ekledi: Çeşitlilik ve kapsayıcılık küresel direktörü. Direktörün görevleri, işe alım uygulamalarına, Gucci’nin eğitim programlarına ve Gucci Changemakers (Fark yaratanlar) girişimine odaklanacak. Modanın demokratikleşmesi için sektöre yön veren Gucci, gelecek neslin sesini duyurarak eğitim yoluyla gençlere ilham vermeye çalışacak. Markanın yakın zamanda duyurulan küresel çok kültürlü tasarım burs programı, moda endüstrisinde çalışmak isteyen çeşitli disiplinlerdeki üniversite öğrencilerine sunulan burslar aracılığıyla Kuzey Amerika’daki çeşitli yeteneklerin sektöre atılmasını teşvik edecek. Konsey aynı zamanda, moda endüstrisinde -özellikle lüks moda markalarının- kapsayıcı olmanın ne anlama geldiğine dair politikalar hazırlayacak. İtalyan modaevi Prada da kurum içi bir çeşitlilik konseyi oluşturdu. Marka, başlangıçta farklı ses ve renklerin gücünü akademiye ve moda endüstrisine kazandırmayı hedefliyor.

Koleksiyonlarında kapsayıcı odaklı olan bir diğer marka da Tommy Hilfiger. Tekerlekli sandalye kullanan tüketicilerine giyinme konforu sağlayan Tommy Hilfiger Adaptive koleksiyonu 2018 yılından beri her sezon yenilenerek gelişiyor. Tommy Hilfiger, Vogue Business’a verdiği demeçte; “Uyarlanabilir ve kapsayıcı modaya öncülük etmek gurur duyduğumuz bir şey” diyerek, uyarlanabilir tasarım tutkusunun, kendi otistik çocuklarının giyinirken karşılaştığı sorunlardan kaynaklandığını da sözlerine ekledi. Dijital uyarlanabilirlik ve kapsayıcılık sadece ürünler için değil, onları satın alma deneyimi için de geçerli. ABD’de Tommy Hilfiger’ın online alışveriş sitesi artık bir dizi görsel, işitsel ve bilişsel deneyimi kapsayacak şekilde tasarlanmış yazı tipleri, renkler ve düzenler sunuyor. Uyarlanabilir ürünler ve özellikler, Amazon Alexa tarafından desteklenen rehberli alışveriş yolculukları ve sesli navigasyon aracılığıyla erişilebilen animasyonlar ve videolarla destekleniyor.

FOTOĞRAF: Branislav Simoncik

 Fotoğraf: Branislav Simoncik

Hızlı moda gerçekten demokratik mi?

Cevap çok yönlü, karmaşık aynı zamanda oldukça tartışmaya açık. Bu argüman, hızlı modanın aslında modayı demokratikleştirdiğini öne sürüyor. Peki bu sav ne kadar doğru? Tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan çıkar paradoksu misali, durum nereden baktığımızla alakalı. Hikayenin biraz başına dönersek; bugün bildiğimiz şekliyle “moda” nispeten yeni bir kavram. Sanayi devrimi ve modernite, modanın yalnızca soylular ve asilzadelere değil, daha demokratik şartlarda geniş kitlelere iletilmesine vesile oldu. Giysilerin geniş bir ölçekte seri olarak üretilebileceği anlamına gelen yeni teknoloji, modanın toplumun tüm katmanlarına ulaşmasını sağlayan bir yayılmayı beraberinde getirdi. Yıllar önce çoğu giysi evde veya terziler tarafından el işçiliğiyle dikilirdi. İlk moda tasarımcılarından Charles Frederick Worth’un bir mağaza açması olayın seyrini değiştiren gelişme oldu. Hızlı moda ürünlerin kitlesel ölçekte uygun maliyette üretimi, sosyo-ekonomik statüden bağımsız olarak tüm insanların sektöre katılmalarına olanak verdi.

Modanın sürekli hareket hâlinde olması dinamik doğası gereği kabul ettiğimiz bir gerçek. 20. yüzyıldan itibaren modanın giderek daha demokratikleşmesi savı üzerine birçok moda aktivisti pozitif bir yaklaşım sergiledi. Ama artık günümüz konjonktüründe hikayenin tamamı bu değil. 1980’li ve 90’lı yıllarda hızlı moda endüstrisi, sonunda erişilebilir olmanın çekiciliğini kanıtladı. “Otantik”, “havalı” ve “bireysel” gibi çağın popüler kelimeleri, modanın herkes tarafından kolayca erişilebilir olduğu bir zamanda, giydiklerinizin sosyal duruşunuzu göstermesi anlamına geliyordu. Derken 2000’li yıllar hızlı modanın hakkını verdi. Lüks modaevleri de daha geniş bir kitleye ulaşabilmek için yeni yayılma hatları yarattı. Aynı zamanda hızlı perakende devleri, ürünü daha fazla arzu edilir kılmak için marka ve tasarımcılarla el ele veriyor ve böylece her iki taraf için de paralel gelişen bir yayılma politikası ortaya çıkıyordu. Ta ki pandeminin hayatlarımıza blokaj koyması, olayın seyrini radikal bir şekilde değiştirdi. Modanın demokratikleşme çabalarında pandemi sonrası sismik bir kayma görüldü ve hızlı moda, yine son hızla U dönüşü yaptı. Bugün, demokratik lükslerin arasında yer alabilmek için hızlı moda markalarının sürdürülebilir olması büyük önem arz ediyor.

Dijital demokrasi hikayeleri

Bir markanın tüketiciye sunduğu en büyük lükslerden biri, çok yönlü ve samimi bir iletişim. Pandemi sonrası dönemde artık tüketiciler markalarla ritmik ve dinamik bir ilişki talep ediyor. Versace’nin CEO’su Jonathan Akeroyd; “Bugün, tüketicilerle etkileşim kurmanın en önemli biçimlerinden biri içerik ve hikaye anlatımıdır” diyor. Deloitte tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Y kuşağı ve Z kuşağı 2025 yılına kadar küresel moda pazarının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturacak. Y kuşağı ve Z kuşağı hakkında bir şey biliyorsak, o da memnun edilmesi zor bir grup olduklarıdır. Bir derginin sayfalarında lüks bir markayı okumaktan, mağazaya girmekten veya bir ürünü görünüşünden hoşlandığı için satın almaktan mutlu olan baby boomer’ların aksine, günümüzün yeni nesil tüketicisi yatırım yaptıkları markalarla birçok kanaldan melez bir etkileşim kurmayı bekliyor. Markalar hayatta kalabilmek ve bu talepleri gerçekleştirmek adına tüketicilerin geri bildirimlerini her zaman önemsedi. Dergi ve butiklerden sosyal medya araçlarına; online perakende satış kanallarından inovatif fiziksel mağazalara kadar çok çeşitli geleneksel ve dijital platformlar üzerinden tüketicileriyle çok yönlü bir iletişim ağı kuruyorlar. Diğer yandan da sayısız dijital kanal üzerinden heyecan verici ifade biçimlerinin kapısını açıyorlar. Bu dijital evrim, özgün hikaye anlatımı üzerinden müşterilerin markayla samimi bir iletişim dili kurmasını sağlıyor. Örneğin liverunway.com, canlı gösterileri online olarak sunmaya başladı. Modaseverler, tercih ettikleri sosyal medya ağı üzerinden siteye giriş yaparak ve #LiveRunway hashtag’iyle yorum yaparak modada etkileşim hızını artırıyor. Maybelline New York, Garnier ve essie ABD dijital pazarlama ve medya başkan yardımcısı Kristen Yraola; “Mercedes-Benz Moda Haftası’na katılımımız her sezon, özellikle dijital bir perspektiften genişliyor. Dünyanın her yerinden moda takipçilerine, dijital ve fiziksel şovları sadece izlemenin yanında, aynı zamanda onlara etkileşim kurma şansı vermekten heyecan duyuyoruz” diyerek modanın dijital eksenden gelişen demokratik iletişim gücünün altını çizmiştir. Günümüz konjonktüründeki moda endüstrisi, ürün ve perakendenin geleneksel yöntemlerinin ötesine geçen 7/24 kesintisiz bir içerikle dijital kanallarını beslemek zorunda. Aksi takdirde modanın yeni demokratik lüksleri arasına girme konusundaki gelişimleri sekteye uğrayacaktır.

ETİKETLER: LÜKS , YENİ LÜKS , MODA , ÇEŞİTLİLİK , SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK