27 Ocak 2014

Kim sever başarılı kadını?

YAZI: ZEYNEP GÜVEN ÜNLÜ

Sheryl Sandberg Facebook’un COO’su; dünyanın en büyük sosyal paylaşım ağının operasyonlarından sorumlu tepe yöneticisi. Şirketin kurucusu Mark Zuckerberg’in sağ kolu. Başarılı değil, çok başarılı bir kadın. Son iki yıldır Forbes’un En Güçlü Kadınlar listesine ilk 10’dan girecek, geçen haftalarda yayınlanan kitabı Lean In ile Time dergisine kapak olacak kadar etkili. Sandberg, çalışan kadınların hayatlarındaki zorlukları ve bunlarla başa çıkmanın yöntemlerini anlattığı kitabını, kişisel hikayelerle de süslemiş. Keyifle okunan, motive eden, cesaretlendiren bir kitap. Çok doğru tespitleri de var. “En önemli kariyer kararı eş seçimidir” diyor, mesela. Kadın ve erkeğin, evde ve işte hayatın yükünü eşit olarak paylaşmaları gerektiğini şiddetle savunuyor.  Kitabın adı “Lean In”, Türkçesi, “Sokulun, yanaşın”. Kadınlara, iş hayatında geride durmamalarını, çalışma hayatında kalmayı seçiyorlarsa bunun gereklerini yerine getirip kendilerine –tıpkı erkekler gibi- büyük hedefler koymalarını söylüyor. Evlilik, çocuk, diğer domestik sorumlulukları tek başınıza üstlenmeyin, paylaşın. Gücünüzü ve kapasitesitenizi küçümsemeyin. Cinsiyet eşitliğine inanan herkesin katılacağı fikirler böylece devam ediyor. Lakin, Sandberg’in bir tezi daha var ki, işte orada duruyoruz: “Başarı erkekte sempati yaratırken kadını antipatik kılabiliyor. Ama kadınlar sevilmemeyi göze alamadıkları için başarıdan kendileri kaçıyor. Herkesin onayını ve sevgisini kazanmaya çalışmayın, kulaklarınızı tıkayıp başarıya yürüyün” diyor, Sandberg. Peki doğru mu söylüyor? Kadınlar başarı yolundaki engelleri kendileri mi koyuyor? Sheryl Sandberg’in kitabıyla yeniden gündeme gelen “başarılı kadın sevilmez” tezini aldık, didik ettik. Başarı nedir, kadın kimdir, meseleyi sevme / sevilme ekseninde tartışmak doğru mudur?




AKADEMİSYEN
Dr. Melsa Ararat / SÜ Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü
"İŞ HAYATI İNSANİLEŞMELİ"
Meseleyi, “sevilme ve onaylanma” meselesi olarak koymayı çok doğru bulmuyorum. Feminist ahlak teorisine göre kadın, harmony (uyum) yanlısı. Bunu “sevilme ihtiyacı” diye açıklamak yanlış. Ama kadınlar, iş dışında başka öncelikleri de dikkate alıyorlar demek doğru. Esasen çalışma hayatının yeniden organize olup insanların insanca çalışıp yaşayabilecekleri bir iş ortamın oluşması gerek. Kadın veya erkek çocuk sahibi olan veya evlat edinen her çalışana izin hakkı, evden çalışmayı olanaklı kılan çalışma düzenleri, toplantıların elektronik ortamlarda yapılması bunlardan bazıları. Yani kadınlara ayrıcalık tanıyan değil kadınlara atfedilen görevlerin, esasında evli olsun olmasın, bir ailesi olan herkesin zaman ayırması gereken işler olduğunun anlaşılması gerek. Yani işyerinin insanileşmesi gerek. Bu insanileştirme işini de yine tepe noktalardaki kadınlar yapacak. O noktaya gelene kadar Sandberg gibi süperkadınlara iş düşmekte.


YÖNETİCİ KOÇU
Gürkan Sarıoğlu / Serendipity Kurucu Ortağı ve Yönetici Koçu
"BAŞARILI KADIN SEVİLİR, ERKEKLEŞEN KADIN SEVİLMEZ"
Daniel Goleman, Richard Boyatzis ve Annie McKee yazdıkları Yeni Liderler kitabında, bir liderin görevinin önderlik ettikleri kişilerde iyi duygular uyandırmak olduğunu, bunun ise liderin ahenk yarattığında gerçekleştiğini ve bu nedenle liderlerin temel görevlerinin duygularla ilintili olduğunu ileri sürüyorlar. Duygusal zekanın liderlik başarısındaki önemini vurguluyorlar. Erkekler, doğaları gereği daha sonuç odaklı olmaları nedeni ile yönetimlerinde genellikle duygulara daha az yer verirler. 42 yıllık iş yaşamımda hiç kadın yöneticim olmadı ama bana bağlı veya düzeydaş yöneticilerle birlikte çalıştım. Deneyimim, yönetici kadınların olayları doğal olarak çok boyutlu değerlendirebildikleri,  duygusal zekalarını kullanabildikleri yönünde. Bunun sonucu olarak da başarılı liderlik sergiliyorlar ve iş arkadaşlarınca da kabul görüyorlar. Eğer başarılı olmak için erkekleri taklit etmek gerektiğini düşünerek, erkeklerin doğal kabul edilen ve yadırganmayan yaklaşımlarını benimser ve doğallıklarından ödün verirlerse  işte o zaman antipatik olarak algılanmalarını doğal bulurum. Yani başarı değil, başarıya gidiş yöntemi kadınların antipatik görünmesine neden olur kanısındayım.


İŞKADINI /AKTİVİST

LEYLA ALATON/ Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi
"KIZKARDEŞLİK ZAMANI GELDİ"
Söyledikleri çok yeni olmasa da, kitap zamanlaması ve yazarının pozisyonu nedeniyle önemli. Sandberg’in dikkat çektiği noktalar gerçeklerin ta kendisi.
Kız ve erkek çocuklara doğuştan yapıştırılan roller ilerideki hayatlarını şekillendiriyor. Kadınlar daha üniversite yıllarında, birgün  aile kuracaklarını düşünüp iş hayatında yüksek pozisyonlara talip bile olmuyorlar.
Kadınların en büyük handikapı aslında kendileri! Kendilerine yeteri kadar güvenmiyorlar. Kocalarından daha yüksek pozisyonda olup daha fazla maaş aldıkları için gurur duyacaklarına, utanıyorlar. Kadınlar eş seçimini yaparken çok dikkat etmeli. Kadın kocasını kendisine para yetiştiren bir makine değil “hayat ortağı” olarak görmeli. Artık kızkardeşlik zamanı gelmiştir. Kadınların da birbirine destek olması şart. Kadınlar, kendilerinden daha genç kadınlara mentor’luk yapmalı, onları yüreklendirmeli. Eşitliğe inanan nesillerin daha barışcıl bir dünya kuracaklarına inanıyorum.


PSİKİYATRİST

Dr. İmbat Taşkın / Universal Çamlıca Hastanesi
"HORMONLAR İŞ BAŞINDA"

Kadın ruhsağlığı ile özel olarak ilgilenen bir psikiyatrist olarak Sandberg’in tezine; biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler nedeniyle, kısmen katılıyorum. Günümüzde kadın ve erkek beyinlerinin birçok alanda birbirinden farklı işlediği biliniyor. Kadınlarda östrojen ve progesteron, erkeklerde ise testosteron hormonları, karşı cinse oranla daha fazla salındığından, insanın beyin ve beden gelişimi her iki cinsiyette, gebeliğin sekizinci haftasından itibaren farklılaşmaya başlıyor. Kadınların genellikle iletişim kurmakta, dil öğrenme ve dili kullanmada daha başarılı olmaları; empati yeteneklerinin daha gelişmiş olması özellikleri bundan kaynaklanıyor. Ayrıca kadınlar yaşamlarının çeşitli dönemlerinde erkeklerden daha fazla hormonal değişime maruz kalıyor. Ergenlikte başlayıp menopoza dek süren aylık adet dönemleri,  gebelik ve lohusalıkta ön planda olan oksitosin ve prolaktin hormonlarından,  bedenleri  ve duygudurumları etkileniyor . Sevilmek, beğenilmek, değer verilmek, onaylanmak ihtiyaçları; kadınlarda bunlarla ilişkili olarak şekilleniyor ve kariyer seçimlerini etkiliyor.  Sosyal roller açısından ise evden ve  çocuklardan sorumlu olan,  zayıf ve korunmaya muhtaç izlenimi veren kadının toplumca benimsendiğini ve desteklendiğini gözlüyoruz. Güç ve başarı bu bağlamda kadını yalnızlaştırabilir. Birçok kadın kariyerinde bu nedenle geri planda kalmayı seçebilir.


FEMİNİST
Aksu Bora / Amargi Dergisi Editörü
"BAŞARIDAN DEĞİL EMEKTEN BAHSEDELİM"
Kadın emeği ile ilgili pek çok konu, "herkesin bildiği sır" kapsamındadır. Biliriz ama adını koymayız, biliriz ama söylemeyiz. Ben Sheryl Sandberg'in emekten değil de başarıdan söz etmesinin hâlâ bu sırrın korunması olduğu kanısındayım. Çünkü böyle yaptığında, problemi "başarılı kadın"ın sevilmemesi gibi bir sonuçtan çıkarak tanımlamaya çalışıyor. Hep söylerim, sonuçları görmek yetmez, mekanizmayı anlamak için feminizm lazımdır ve "mekanizma" dediğim şey, basitçe kızlarımızı ve oğullarımızı nasıl yetiştirdiğimiz problemine indirgenemez. Burada ifşa edilmesi gereken sır, şudur: Kadınların ikincilleştirilmesi bir kültür probleminden ibaret değildir, böyle olmasından çıkarı olanlar vardır: Erkekler! Kadınların evde yaptıkları çalışmayla iş yerinde yaptıkları çalışma arasında güçlü bağlar vardır ve bu iki çalışma türünün sürekliliğidir bir uluslararası şirket CEO'su kadınla kuaför kadını birbirine bağlayan. Ev emeğini bir başka kadına devredebiliyor olmak, meseleyi çözmeye yetmiyor. Evdeki karşılıksız emek, işteki emeğin değersizleştirilmesinin temeli. Ağzınızla kuş tutsanız da işte siz esas olarak evdeki o "değersiz" işleri yapan cinsin bir mensubusunuz.


SOSYAL PSİKOLOJ
Betül Özkarahanlı / SHL Yönetim Danışmanlık
"KADIN YENİDEN TARİF EDİLİYOR"
Tanımlanmış sosyal şablonlarımız erkekleri avcı kadınları ise anne ve domestik olarak tarif eder. Bu şablonlar gereği, erkek güç sergilemek ve karşısındakini alt etmek itkisi ile hareket etmeyi öğrenir. İlişkilerde ve yaşam içindeki iş bölümlerinde beklenti ise herkesin bu tanımları kapsayan roller içinde olmasıdır.
Kurumsal alanda ise üst düzeye çıkıldıkça yönetsel güç sergilemek gereklidir ve sosyal tanımlardan dolayı erkekler bu konumda yadırganmazlar. Kadınların güç gösterileri yadırganır ve kişilerin bilişsel haritalarındaki tariflere aykırı düştüğü için, kadın tanımlanamaz hale gelir. Bazı kişiler için bu korkutucu bir durumdur ve uzaklaşmayı seçebilirler.  Kadınların yönetsel kademelere tırmanması ile bu yadırgama ve yeni tanımların yapılmaya çalışılması esnasında pek çok soru gündeme getirilmiştir. Bu durumda belki de kadınların düşebileceği en büyük hatalardan biri, erkek figürünün güç gösterilerini taklit etmeye çalışmaktır. Kendi yönetsel stilini ortaya koyup “erkek gibi” davranmayan pek çok kadın yönetici tanıyorum ki, çok sevilerek takdir ediliyorlar, onlar, sevgiyle yaklaşma özelliklerini ve insani şefkatlerini kaybetmemiş olanlar galiba.

 

İlgili Başlıklar