12 Ağustos 2013

Hiç düşündün mü, niye bu kadar yoğunsun?

YAZI: AYŞİM ÖZGÜR

 

Bir arkadaşımın kızı anaokulunda meslekleri öğreniyor. Öğretmen bizimkine soruyor: “Büyüyünce ne olacaksın?” Cevap: “Çok yoğun olacağım!” Çılgınca yoğun, delice meşgul olmayı bir meslek sanan yalnızca dört yaşındaki Bilge değil muhtemelen. O yalnızca etrafındaki büyüklerin mütemadiyen ne kadar yoğun olduklarını duyuyor. Peki ya yetişkinler? Çoğu insan nasılsın sorusuna bile çok işim var, diye cevap veriyor. Artık hiçbir şeye yetişemediğinden yakınıyor ve sohbet daha başlamadan bitiyor. Siz hiç yoğunluktan yakınan birine karşısındakinin “vah vah, hepimizin çok işi var ama senin durumun hakikaten çok zor” dediğini duydunuz mu? Ben duymadım. Çünkü tek gördüğüm karşısındakine aslında kendisinin ne kadar yoğun olduğunu kanıtlamaya çalışanlar.

E-posta yoluyla performans ve verimlilik yönetimi yapan iDoneThis şirketinin CCO’su Janer Choi, geçtiğimiz günlerde şirket bloguna yazdığı “Busyness is not a virtue/Meşguliyet erdem değil” başlıklı yazısında bu konudan bahsediyor. Sürekli meşgul olduğunu söyleyip sızlanan insanlarla iletişim kurmanın zor olduğunu söyleyen Choi, bu alışkanlığın arkasında aslında başka anlamlar yattığının da altını çiziyor. Choi’nin yazısı iş dünyası dergisi Fast Company’nin internet sitesinde “Busy is the new lazy/Meşgullük yeni tembellik” başlığıyla tekrar tartışıldı. Derginin yazarı Drake Baer’a göre “önemliyim, sorumluluklarımı yerine getiremezsem diye bahane sunuyorum ve değer görmemekten korkuyorum” gibi sebepler bizi sürekli meşgul olduğumuzu anlatmaya iten unsurlar arasında.

Uzun zamandır kurumsal bir şirketin pazarlama bölümünde çalışan arkadaşıma bu konudan bahsettim. Kendisi de dahil herkesin “çok yoğun” olduğunu kabul etti ama ona göre bu, iş hayatında zaman içinde gelişen bir tür savunma yöntemi: “Yapılması gereken o kadar çok şey var ki, eğer meşgulüm diye mızırdanmazsan hepsi sana kalıyor.”

İş yükü korkusu bir yana, sürekli yoğunluktan şikayet eden insanların kendilerini önemliymiş gibi göstermek istedikleri de gerçek. Lisedeyken sınıfın en tembel çocuğunun MSN’deki durumunu her zaman “meşgul” olarak gösterdiğini hatırlıyorum. Neyle meşguldü acaba? Belki bilgisayarda oyun oynamak, belki de film izlemek. Biraz önce Google Talk listeme baktığımda ise yine hemen hemen herkesin durumunun meşgul olduğunu gördüm. Ben de dahil! Tabii ben bu yazıyı yazmakla meşgulüm ama birileri sohbet etmek isterse de işime biraz ara verme ihtimalim var demek oluyor. Bu yazıyı yazmakla meşgulüm demişken, size öncesinde neler yaptığımdan bahsedeyim biraz.

Masamın üstünü düzenledim, gelen kutumdaki e-postaları temizledim, gazetelere göz attım ve arayanlara tabii ki çok yoğun olduğumu, yetiştirmem gereken bir yazı olduğunu söyledim. Yani aslında işimi yapmama engel olmayan gereksiz her şeyi yaptıktan ve yakın çevreme meşgul olduğumu ilan ettikten sonra gönül rahatlığıyla işime başlayabildim. Tıpkı Jerry Seinfeld’in “Hiçbir şey yapmamakla öylesine meşgulüm ki...” dediği gibi zamanımızı boş ve bizi oyalayan şeylerle ne kadar doldurursak gerçek sorumlulukları yerine getirmeye o kadar az zamanımız kalır ve tembelliğimizin tadını suçlanma korkusu olmadan çıkarabiliriz ne de olsa. Peki bu iyi bir şey mi? Sanmıyorum. Zaman yönetimi ve verimlilik uzmanları bu alışkanlıktan kurtulmamız gerektiğini vurguluyor. Yapılması gerekenlerin başında ise “çok yoğunum” cümlesini olabildiğince az kullanmak var. Meşgul ve yoğun kelimelerinin yerine öncelik ve önemli kelimelerini yerleştirip seçimlerinizi gözden geçirebilirsiniz örneğin. “Doktora gidemeyecek kadar yoğunum” yerine, “Doktora gitmiyorum çünkü aslında sağlığım o kadar da önemli değil” demek kulağa korkutucu geliyor olabilir ama kendinize sunduğunuz bahaneler konusunda dürüst olmanızı sağlar. Tabii en zoru da, herkes ne kadar yoğun olduğundan bahsederken sessiz kalıp önemsiz biriymiş gibi görülmeyi göze almak olmalı. Neyse ben sizi daha fazla tutmayayım, hepimizin yapacak işleri var sonuçta.

Fotoğraf: ACP / Trunk Archive

Haziran 2013

ETİKETLER: TATİLOKUMASI