07 Mart 2015

Fillerle Dans

YAZI: DİDEM DAYICIOĞLU

Üç ülkenin kesiştiği bir nehir. Aklınıza berrak bir su gelmesin, çamur rengi. Burma, Tayland ve Laos’u birleştiren Mekong nehri, çevresindeki yemyeşil doğayla öyle uyumlu ki. Doğal yaşam alanlarında koruma altına alınmış fillere ev sahipliği yapan bu manzaraya bakınca kendimi bir National Geographic belgeselinde gibi hissediyorum. Konaklayacağımız tesise ulaşım karadan mümkün değil, kanonun motorlusu diyebileceğimiz tekneleriyle gidiyoruz. Dikkatli bakmazsanız fark etmeniz imkansız, ormanın içinde çadırımızın tepesi görünüyor. Four Seasons Tented Camp’e varıyoruz.
 
 
Bölgede, filleri koruma altına alan, kurtarma ve evlat edindirmeye yönelik çalışan Asya Fillerini Koruma Vakfı’yla işbirliği yapan iki tesis var. Burada olmamızın en büyük nedeni de filler aslında. Afrika’ya yaptığım seyahatler sırasında ne kadar tehlikeli olabildiklerini gözlerimle gördüğüm fillerle ilişkimiz bu sefer farklı. Üç gün boyunca her an birlikte olacağımız bu dev hayvanları yıkamak, beslemek hatta üzerlerine tırmanıp gezmek için buradayım.
 
 
Dev çadırımızda onları tanımamız için bırakılmış kitapçıklarla başlıyoruz. Bizim kampta dört fil var. Bounma, Puang Phet, Yuki ve Tongkam. Dördü de büyük şehirlerde eğlence ve ağır taşımacılık işlerinde kullanıldıktan sonra, vakıf tarafından evlat edinilip bu kampa getirilmiş. Fillerin hikayelerini okurken gözüm bizim için hazırlanıp odalara bırakılmış kıyafetlere takılıyor. Bir Vogue kadını olarak jean gömlek ve bol pantolon benim için ideal. Ancak her şey mükemmel değil. Tatsız bir sürpriz çıkıyor karşıma. Hayatta giymem dediğim Crocs terlikler kamptaki formamızın olmazsa olmazı. Fil sevgim yüzünden mecbur katlanıyorum! Ertesi sabah erkenden fil sesleriyle uyanıyorum. Yeşil ovaya sis basmış. Mistik bir an. Filleri yıkamaya gidiyoruz. Henüz çok samimi değiliz ama sabah banyosu sırasında biraz yakınlaşıyoruz. Bu obur hayvanları besleme sırasında samimiyeti ilerlertiyoruz. İkinci gün dört filin isimlerini ezberlemeye hatta onları ayırt etmeye bile başlıyorum.
 
 
Ben boyuma uygun olan Puang Phet ile eşleşiyorum. İsminin anlamı bir avuç pırlanta demekmiş. Bir mücevherler editörü olarak bu tesadüf hoşuma gidiyor. Pırlantalar falan derken, şok! Crocs terlikler yetmezmiş gibi rehberimiz giymemiz için siyah çoraplar uzatıyor. Terlik ve çorap ikilisi biraz moralimi bozuyor ama yapacak bir şey yok. Fillerin üstüne çıktığımızda vücutlarındaki kılların kırılmaması için bu uygulama şart. Üç farklı tırmanma şeklini öğreniyoruz. Bu dev hayvanların üzerine merdivensiz ve desteksiz çıkmak zor. Eğitim sırasında onları incitmekten çekiniyorum ama bunun neredeyse imkansız olduğunu söylüyor eğitmenler. Üstlerine tırmanırken tutunup çekiştirdiğim derileri o kadar kalın ki standart kurşun işlemiyor bile. Dokunduğunuzu da hissetmiyorlar ama iyi enerjimizi hissettiklerinden ve şevkatli sesimizi duyduklarından eminim.
 
 
Günün sonunda Puang Phet ile başbaşayız, Golden Triangle Bambo ormanında geziyoruz. Mutlu olduğunda iki yana sallanan bu hayvanlar adeta dans ediyor. Biz de şarkılarımızla onlara eşlik ediyoruz, bıkmadan, yorulmadan, tekrar karşılaşacağımız günü hayal ederek.

ETİKETLER: ARŞİVDEN , FİLLER , SEYEHAT