24 Mart 2015

Diyetisyenini Seç: Otoriter mi, Şefkatli mi?

YAZI: VALERİE DAYAN

Sosyal medyada sık sık karşıma çıkan “gençliğimize dair nostaljik şeyler” temalı listelere bir eklemem var: Diyetisyene giden arkadaşlarımızdan fotokopileri alınan diyet programları. Ah o sabahları atlanmayan bir kibrit kurusu kadar peynir, öğlenki yağsız sebze yemeği ve yanındaki light yoğurt. Fakat artık dünyaca ünlü birçok beslenme ve sağlıklı yaşam uzmanının Instagram hesapları, blogları, Twitter’ları olduğu günlerde yaşadığımız düşünülerse, derdi üç beş kilo vermek olan her birimiz doktora gitmeden kendimizin diyetisyeni olmayı başarabiliyoruz. Feed’lerimizi ele geçiren chia tohumlu kahvaltılar ve kinoa salataları derken, artık sağlıklı beslenmemek çok ama çok zor. Yine de, bu bir çok kişiyi diyetisyene gitmekten alıkoymuyor. Ne de olsa sağlıklı yaşam yöntemlerine erişim çok kolay olsa da, devir bir yandan da her şeyi kişiselleştirme devri. 
 
Fotoğraf: Getty Images Turkey
 
Hatta kilo verme serüvenlerimiz sadece diyet tarzına göre değil, diyetisyenin karakterine ve tavrına göre bile kişiselleşiyor. Halk arasında “aç bırakan” ve “dilediğin her yiyeceği serbest bırakan” diye ikiye ayrılan beslenme uzmanlarını otoriter ve yumuşak diye ayırmak da mümkün. Aslında ne biri bizi açlıktan öldürmeyi planlıyor, ne de diğeri rejim yaparken koca bir pasta yememize göz yumuyor. Farklı olan tek şey bizimle kurdukları iletişimin tarzı. Bundan birkaç ay evvel yakın bir arkadaşımla bir kafede otururken önümüze küçük bir tabak çerez geldi. Rejim yaptığını bildiğim arkadaşım tabağa dokunmadı. “Bir tane yesene, ne olacak ki” dedim. “Olmaz” dedi, “Diyetisyenim beni keser!” Korku psikolojisi ile diyetinde başarıya ulaşan ve para verip bu deneyimi yaşamak isteyen tek kişi bu arkadaşım değil. Yirmi beş yaşındaki Ferhan, “Hem maymun iştahlıyız, hem sabırsızız. Hayat akıp giderken bir yandan da mucizevi bir şekilde kilo verelim istiyoruz. O mucizenin sırrı, biraz karşınızdaki koça ya da diyetisyene teslim olup ona gün be gün rapor vermek. Biraz karşınızdakine hesap verme, çekinme gibi duyguların olması gerekiyor. O baskıyı yaratan sistemlerin içindeki insanlar, kısa zamanda iyi kilo veriyorlar ve mutlu oluyorlar.” Ferhan, sert bir koçla çalışmanın insanı dinç tuttuğunu ve daha çok motive ettiğini de vurguluyor. Ergenlik döneminde kilo sorunları yaşayıp babacan olarak tanımladığı bir diyetisyene gittiğini söyleyen Zeynep de yumuşak mizaçlı doktorla pek bir sonuç alamamış. “O kadar anlayışlı, o kadar anlayışlıydı ki, her tartıya çıkışımdan sonra yanında hüngür hüngür ağlayıp eve gidince de üzüntüden kendimi abur cubura verip, sonraki hafta ‘söz bir daha yapmayacağım’ diye gülücükler atıyordum.” Annesinin bir süre sonra “acaba bir psikoloğa mı ihtiyacın var” demesi üzerine babacan diyetisyenini bırakan Zeynep, bütün buhranlarının bir anda geçtiğini söylüyor. “O zamanlar bana anlayışlı biri değil, sert, belki bir antrenör edasında kilomu yönetecek biri lazımdı.”
 
Ancak sert mizacın ters teptiği ve daha yumuşak başlı bir tutum ile kilo verebilenler kişiler de var. Yıllar boyunca sayısız diyetisyen deneyen Nil, konuya biraz hakim olunduğunda, diyetisyenin para ödendiği için gırtlağını tutmanı sağlayan kimselere dönüşebildiğini söylüyor. Ve bunu hiç doğru bulmuyor; “Zamanında gittiğim uzmana ‘beni iki hafta aç bırak, ama doğum günümde serbest olayım’ demiştim. Sadece iki kadeh şaraba izin verdi, ne oldu? İki şişe içtim! Diyetisyen için en önemli şey danışanı dinlemesi ve anlayışlı olabilmesi.” İki çocuk annesi Katya da, sabit listeler ve sert bir tavırdansa kişinin yaşam tarzına göre doğru ve çeşitli beslenmeyi öğreten diyetisyenlerle iyi sonuç verebilenlerden. Uzun bir süre yumuşak ve tatlı diliyle tanınan bir diyetisyene giden Barış, daha ilk günden onu dinlediğini hissettiğini söylüyor. “Hazırladığı besin programına, yemediğim halde zorla yumurta veya bakliyat yazmadı. Hep beni anlamaya ve söylediklerinin nedenlerini anlatmaya çalıştı. Üç yıl boyunca asla baskı kurmadı. Son zamanlarda kendisine çok sık gitmesem de, artık beslenme yanlışlarımı çok daha iyi öğrendim.” 
 
Yaramaz çocuğa diyetisyen
 
Peki bizi diyetisyen seçiminde neden ikiye bölünüyoruz? Neden kimimiz 1984’te yaşarcasına kontrol edilmek ve zaman zaman azarlanmak istiyoruz? Uzman psikolog Emir Erünsal, sert tavrın sıklıkla kendini kontrol etmekte güçlük çeken ve otorite ile ilgili problemleri olan kişiler tarafından tercih edilebildiğini söylüyor: “Büyüdüğü halde çocuk kalan, bir şeyi başarmak için onu yöneten bir otorite figürüne ihtiyaç duyanlar sert diyetisyenler tercih edebilir. “ Erünsal bu olguyu korktuğu öğretmen sınıfa geldiğinde hemen susan, ancak gittiğinde yaramazlığa devam eden öğrencilere benzetiyor. Korku faktörü, yani diyetisyen, kişinin hayatından çıktığında gerginliğin yerini alan rahatlama ile kilolar çok daha kolay geri alınabiliyor, diyetler yıllar boyunca tekrarlanıyor. Erünsal’a göre yumuşak mizaçlı diyetisyenleri tercih edenler, korku motivasyonuna ihtiyaç duymadıkları gibi, sağlıklı beslenmeyi hayat tarzı haline getirip daha uzun süreli ve iyi sonuçlar alabiliyorlar. 
 
Uzman psikolog Selen İnanır, bu seçimde kişilerin geçmişte aileleri ile olan ilişkilerinin etkili olabileceğini vurguluyor. Ona göre, aile içinde sert davranışlar ve söylemler yaşamış olan kişiler, bu davranışlara alışık olduklarından ilişkilerin böyle kurulması gerektiğini düşünebiliyor. Otuz yıldır diyetisyenlik yapan Zerrin Aydın da toleranssız tavır gözetiminde verilen kiloların uzun vadeli bir çözüm olmadığının altını çiziyor. “Bir buçuk saat süren ilk görüşmede kişiyi iyice tanıyıp anlamaya çalıştığını söyleyen Aydın, “Uzun yıllar aynı kiloda kalabilmek önemli. Amaç bu olunca da sürdürülebilen, alışkanlık haline gelen diyet daha doğru” diyor. Ancak duruma göre her iki tutumu da takınan diyetisyenler var.
 
Otorite ve beyaz pantolon
Önümüzdeki hafta “üç beş kilo” için ilk randevuma gideceğim Dilara Koçak için de yaptığı iş son beş yıldır neredeyse diyet danışmanlığından diyet terapisine dönüşmüş. Bunun sebebi ise yemek yemenin yüzde yetmiş beşinin duygusal açlık ile bağlantılı olması. “Her bireye uyguladığım iletişim modeli farklı oluyor. Bu yüzden ilk görüşme sonunda tarzı belirliyorum, hatta bazen danışanıma soruyorum.” Telefonda konuştuğum Koçak gülerek bana da soruyor: “Sen haftaya nasıl bir tavır istiyorsun?” Anında cevabı yapıştırıyorum, “Sert, acımasız! Bu kez o kilolar gidecek!” Evet sanırım benim de otorite figürleriyle ilgili geçmişten gelen problemlerim var. Ama giymek için bir süredir yanıp tutuştuğum beyaz pantolonlar şimdilik benim için daha önemli.
 

ETİKETLER: DİYET , DERGİDE BU AY , ARŞİVDEN , DİYETİSYEN