22 Nisan 2015

Bu Kitapların Hepsini Okudun Mu?

YAZI: AYŞİM ÖZGÜR

Toza karşı alerjim kullandığım ilaca rağmen nefes almamı zorlaştırınca, doktorum uyuduğum odada birkaç taneden fazla kitap bulundurmamamı söyledi. Çünkü ne yaparsanız yapın kitaplar tozu mıknatıs gibi üzerlerine çekiyor ve alerjiyi tetikliyor. Başucumda, yerde, raflarda, hatta bazen yatağın içinde duran bütün kitapları odadan çıkardım. Fakat bu defa da içimi müthiş bir huzursuzluk kapladı. “Etrafım kitaplarla çevrili olmadan uyuyamam” sözünün sahibi Borges’den fazla mı etkilenmiştim, ilkokulda sınıf duvarımıza “kitap insanın en iyi dostudur” diye yazı asan öğretmenimin ahı mı tutmuştu, selüloz bağımlısı mı olmuştum, yoksa hafiften kafayı mı yiyordum bilmiyorum. Tek bildiğim evin her odasına saçılan kitapların bana kendimi güvende hissettirdiğiydi.
 
 
Fotoğraf: Deniz Özgün
 
Okuma alışkanlığıma gelince; aldığım kitapları bazen kitapçının kapısından çıkmayı bile beklemeden, iştahla yer gibi okuyorum, bazen de onları günlerce bekletip “okuyacak güzel bir şeyim var” diye sevinmekle yetiniyorum. Bekletme kısmında yalnız değilim elbette. Japonya’da, kitapları okumak yerine etrafta biriktirme durumuna özel bir kelime bile türetilmiş: Tsundoku. Hatta belki ben, aldıklarının büyük çoğunluğunu okuyan biri olarak kitap kurdu bile sayılırım. Kendine sehpa yapacak kadar çok sehpa üstü kitabına sahip olan, ama hiçbirinin kapağını bile açmayan arkadaşlarım var mesela. “O kadar çok kitap alıyorum ki, okumak istediğimde hangisini seçeceğime karar veremediğim için sonunda hiçbirini okuyamıyorum” diyen, Kindle’ına indirdiği kitabın basılı versiyonunu da sırf evde bulunsun diye satın almadan duramayan… Her yurt dışına çıktığında binlerce lira değerinde kitap alıp, onları özenle taşıyan ama evine getirince hiçbirini okumayan bir arkadaşım ise bu durumdan kurtulmak için kendine formül geliştirmiş. Amazon.com’da saatlerini harcıyor istediği bütün kitapları sepete attıktan sonra da ayıklama yapıp yalnızca birkaçını satın alıyor. “Amazon hesabımda şu an alınmayı bekleyen 15 kitap, ‘sonra satın al’ kısmına attığım 180 kitap var” diyor, “böyle yaparak kitap alışverişi isteğimi biraz olsun tatmin ediyorum.” 
 
 
 
Ait olmak ya da sahip olmak
 
Bütün bunlar bana, psikiyatri profesörü Engin Geçtan’ın, İnsan Olmak adlı kitabından bir bölümü hatırlatıyor: “Sahip olma eğilimi insan doğasının kalıtsal bir parçasıdır ama insan sahip olduğu şeylerle ‘birlikte yaşayarak’ bunu bir sürece dönüştürebilir. Oysa bazı insanlar sahip oldukları şeylerle ya da insanlarla birlikte yaşayacakları yerde onları seyrederler. Kiminin evinde yıllardır kullanılmayan ve vitrinde saklanan fincan ya da tabak takımları bulunur…” Bahsettiğimin iyi okur olmakla, koleksiyonerlikle ya da düzenli bir kitaplık oluşturmakla ilgisi de olmadığına göre, bu alışkanlığın sebebi kitaplarla yaşamaktan çok onları seyretmeyi sevmek mi diye sorgulamadan da edemiyorum. Düşünün, bazen bir elbise bazen de bir ayakkabı için ‘arzu nesnesi’ lafını kullanıp duruyoruz. O çekici kapakları, parlak ciltleriyle çoğu kitabın da arzu nesnesi olmaktan farkı yok. Asıl istediğimiz kitapların bize verdiği dünyaya ait olmak değil, yalnızca o kitaplara sahip olmak mı yoksa?
 
İyi tarafından bakalım; etrafta duran kitapların insanın gözüne henüz kapısından girmediği ama anahtarını elinde tuttuğu bilinmez bir dünya gibi geldiği gerçek. Evde güçlü yazarların isimlerini görmek ilham da veriyor tabii. Üstelik bu biraz da –gerekliliği tartışılır- basılı kitapların verdiği savaşa destek olma işi. Teknoloji geliştikçe bilgiye erişim yöntemleri de değişiyor, okuma alışkanlığı istatistikleriyle ilgili her gün yeni bir rapor yayınlanıyor. Çoğu, basılı kitap tutkunları için kalp kırıcı. E- kitap satışları basılı kitabı geçecek, kepenk indiren kitapçılara yenileri eklenecek... Yeni nesil, bir önceki kuşağa göre çok daha fazla metin okuyup içerik takip ediyor ama tüm bunlar için sosyal medya onlara yetip artıyor. Hal böyleyken, okunmasa da parayı kitaplara harcayıp yayıncılık sektörüne destek olmayı kötü bir alışkanlık diye nitelendirmek mümkün mü emin değilim.
 
Karl Lagerfeld’in dediği gibi, aldığımız her yeni kitapla onları okuyacak zamanı da satın alabilmek güzel olurdu. Yine de kitaplar son kullanma tarihinden muaf. Durmakla bozulacak değiller ya!
 

 

 

ETİKETLER: ARŞİVDEN , VOGUE TÜRKİYE NİSAN , KİTAP